Dingin Bir Ömrün Güncesi
Nazlı bir gelincik iken
rüzgârda salınan, ırgat bir düş tecelli ediyor gözlerimin ıslaklığını gizlerken
usul usul.
Kayıp sağanaklarda tüm
yalıtılmışlığı bir gökdelenin hangi katıysa, görünmez bir elin müşfik dokunuşu
özlemi en derin.
Her yâd ettiğimde sükûtu
yitik bir gönlü, huzursuzca çivileme atlıyorum düş denizine. Bir o kadar garip
de üstelik. Bam teline basılı hangi akordu bozuk düşüş hizaya gelir ki bunca
hırpani bir var oluşun tüketildiği oranda.
Dingin bir ömrün
güncesinden ta buraya ulaştı yolum ki yol bildiğim; kayıp bir arazide susuz
kalan bir çiçek kadar soluk ve pejmürde görmeyi unuttuğum o gün ışığı. Gün
devrildiğinden beri, evrildiğim bir ömrü de teğet geçmişken sıra dışı bir
rakımda mecali yitik bir asaletin ücra bir köşesinde bilip bilmeden geçmekte
yolunu kaybetmiş kim varsa. Kulağıma gelen ise verdikleri kaybı es geçip,
kaybolduğuma dair geliştirdikleri inancın pervazındaki varlığım. Haklılar da ne
de olsa kaybolduğum gün gibi aşikârdı. Günden arda kalan o ıssızlık en derinde
saklı bir mizacın ulaşamadığı yaka aslında. Mecbur kılınmamdan ziyade şart
koştuğum üç beş beyanat ve altına düştüğüm şerhte mimlediğim bir boyunduruğun
eriştiği sıra dışı bir mertebe.
Oldu bayağı
söylemediğim şarkıların nakaratlarına gizlediğim isyanlar.
Vakit epey geç olsa da,
ritmini yitirdiğim bir koşu parkurunda uyuya kaldım. Anlayacağınız karaçalıyım
onca çiçeğin arasında ki solalı epey oldu o pembe gülün ve devşirme aşkları
görmezden geldiğimden beri çok şeye inancımı da yitirdim ve ardına sığındığım o
duvar dibinde rast geldiğim boynu bükük yetim düşlerin pervazında sakilce ve
sefilce istiflenmiş tahammülsüzlükleri ise isyanda olanların hezimetine
uğramamak adına susmayı görev bildim. Günbegün biriken bir hezeyanı kar
bildikçe öfkeli mizaçlar, anlık bir rötuşla görünmezin indinde saf tutuyorum
kâh yalıtılmış bir kelamdan arda kalan kâh ışığı rahmet bilen yeryüzünün hangi
ahvali ise sırtını dönmüş.
Günlerin uzantısı
neredeyse bir ömre tekabül eden ve zaman zaman sırdaş bildiğim boş bir duvara
dizdiğim içi boş çerçeveler. Resimleri önce soldu isimsiz adam ve kadınların ve
sonrasında ıskalandığım bir peyzajda o soluk mimarisi ile es geçtim tavanı
çökük benlikler kadar yoldan çıkmış kim varsa.
İster gölgelik deyin
ister boyunduruk.
Ahkâmlar ile
yalıtıldığım soyut mizaçların tefekkür bildiği imgelerde verdiğim kayıplarla
sadece gülümsüyorum boşluk iken o durağan ve tıknaz kımıltılarda sorgulayan
sorgu hâkimleri. Tek değişen ise kulağıma gelen fısıltılar ne de olsa öncesinde
adımı haykırır ve yüzüme püskürtürlerdi öfkelerini. Değişen mizaçlardan payımı
aldığımdan beri uzak durduğum o suyu akmayan çeşme yine de susuzluğumu
giderirken gökten yağan rahmet.
Uzatmaları oynayan
marazi oyuncular, o izafi izdüşümünde tüm soyultulmuşluğu rencide eden bariz
bir yanılsama ile peyda oldukça rast geldiğim sessiz bir nöbetten nefret
zerrecikleri asılı havada. Havada kalan sözlerim suskun bir ömürden geride
kalan tek delil ve ihbar ettiklerinden ziyade söylemediğim ne varsa yine
aleyhimde tek tek çalkalanıyor bitimsiz soykırımlarda sırıtık ve kalburüstü bir
peyzajda. Dona kaldığım kim bilir kaçıncı kare ve kim bilir hangi evre
yaşadığıma kani olsam da eremezken henüz hidayete düş malikleri.
Sorun addedilen
belirsiz bir miladın öncesinde yaşamak ile mükellef ve ardına sığınmak adına
seçtiğimiz bir duvar dibi.
Bir gölgeye rast gelip,
kıyama duran vücudun benlikle verdiği mücadele. Vücut bulan ithamları görmezden
gelmek adına, tüm sınırların ihlali ile varıp varılacak tek nokta.
Sondan bir önceki
bölümün uzatmalarında, kıstırılmışlığımın muzdarip beyanatlarına yüklediğim
anlam kadar anlamsızlık. Sıra dışı ve ölgün bir günden arda kalan. Ardına
düştüğüm üç beş insan ve kovuşturduğum ebemkuşağı. Renkler dalaşırken
karanlığa, çaldığım ıslıkla hizaya giren göğün karası. Aceleci bir kuş sürüsü
üstelik nereye gittiklerinin bilincinde olmadan hele ki şu geride kalana
takıldı mı gözüm derken yükselttikçe çıtayı erişemediğim boyutsuz bir sığınağa
hapsetmek nasıl da olası bakir yetilerim aralıksız devşirirken cümlesi kayıp
sayfaları. Sayfalar pür-ü pak ve safça yalıtılmış bir çocuk iken hezeyan yüklü,
koşturduğum sağanaklarda rast geldiğim bir başka ben yok. İşte gidişatın
ahenksiz tınısında rehavete kapıldığım tek izlek: Dünden arda kalan en rahvan
ve gönülsüz, sırnaşık bir yüklem iken verdiğim tek kayıp o adı olmayan gizil ve
yitik sarkaç bir o kadar devingen ruhun erişip erişeceği hutbede saklı tuttuğum
niyazım, sadece ve sadece O iken varlığımın tek maliki.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.