Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet 1 Online Üyeler
(0 oy)

Var Oluş Sancısı...

Hüznü rahmet bildiğim en ölgün zamanındayım ömrün. Bakir gölgeler oynaştıkça hüzün pazarında, batıl sevinçlerimi de kapıp elleriyle yoksunluğun atlas yorganlarına sarmaladılar. Senlik aşkların batağında, gömüt kaçkını dirayetimi kapıp koyuverdim ve anlık sancıları ömrün sonsuza uzayıp gitti.

 

Sanrıların öldürdüğü gerçek zamanın gerçek dışı imlerinde kaybolmak neymiş, demektense anlık bir tahayyülün izleğinde zamanı öldürdüğüm boyutsuzluktan muzdaripim.

 

Gölgeli beyanların en kırıcı maddelerine şerh düştüğünden beri imtiyaz sahipleri, olmazın oluru bir sağanak adam boyu yalnızlığın en kadim dostu. Sıra dışı bir hüzünden arda kalan en büyük özlemim yine düş ürünü aşkın mizacını yokluğumla tehir ederken.

 

Temsili bir aşk’ın pervazında ve günü birlik bir kıyama durmaktansa ölümüne adayım aşksız bir ömürdense gelip geçtiğim bir toz bulutunu sığınak belleyip, müdahil olduğum o devinimde bin bir hezeyanla çalıp çırptığım bir ömrün güncesi…

 

Sakin bir mizacın uzantısı olmak ne muhteşem olurdu ve nasıl da rağbet ederdim ölüm öncesi bir huzuru mabet bilip, soluklandığım kollarında aşk iken en vurucu tinsel kaygısı şu boyutsuz mecralarda kaybettiğim ölümlü düşlerim.

 

Düşe kalka büyümedim ki ben ve asla da yüksünmedim en rahat koltuğun heybeti iken çocuk sevinçlerime sahip çıkan şu ahir zaman.

 

Düş birikintisi bir sağanak rast geldiğim ölümle kesiştikten sonra yolum, bir sızıyı yâd etmek belki de ardından gözyaşı akıttığım hangi fani ise yüreğin kırsalında en hülasa mekâna sığdırdığım.

 

Boyutsuz hem de nasıl ve sevgi arsızı bir gölge iken kırsalın batılı ve sığındığım o gönül otağında oynaşan çocuk sesleri ile bezeli koridorlarda kaybolmaktan nasıl da keyif aldığım hem de bulunmamak üzere hele ki asılı kaldığım çınarın kollarında, aşka nazire eden pıtırcık üzünçlerden arda kalan yine de tehir edemediğim o muhakeme yeteneğimle sırt sırta verdiğim bir cengin ertesi.

 

Hani olur da yüzleşirim bir gün ve kayarım hızlıca o tırabzandan belli ki sükûneti özümsemekle eş değer şu çalıntı yıldızlarla dolu gök kubbedeki yolculuğum.

 

Dillenen hangi duyguyu tehir eder de gömerim birbirinin peşi sıra?

 

Hangi göğe bayrak açarım yaşadığım bir hezimetse hele ki pervasız bir aşkın doğurgan yakasında çoğalırken inanılmaz bir ivmeyle…

 

Kırık ya da kırgın hatta en dargın ahalisiyim şu muhafız alayı günlük telaşların. Bir kovadan diğerine akıtıyorum ne ise yine gün bitimi sığdırmakla mükellef kılındığım. Doluysa boşalmayan belki de dolmaya asla müsait olmayan inanılmaz bir haznesi var gönlün. Garip hem de nasıl hatta imkânsız süregelen bir sevinci tek sabit katsayıya tekabül ettirip, sarkacını sabitlediğim ömür tekerinin o pervasızlığında, yumruk büyüklüğünde olsa da evrene sığdıramadığım sevginin kim bilir kaçıncı kuvveti belli ki sonsuzlukla çevrili sevgi ve yürek birlikteliği.

 

Sevmek ne eşsiz bir mefhum ki kibri de haşmeti de ihtirası da tek kalemde yok eden. Üstelik karşılığını da aldım mı yere göğe sığmak bilmiyorum. Ya sonrası? Bunu düşünmek istemiyorum zira engin muhteviyatı ile çoğalan ruh birlikteliği en taşkın nehirden de coşkulu bir seyir izliyor.

 

Tüm pervasızlığımla açık kollarım ve görüp göreceğin en saf sevda şu evrenin bahşettiği ve varlığımı tamamlayan.

 

Anlık hezeyanları belli ki sönmekle emsalsizliğini sevginin daha da depreştiriyor. Yıkadıkça gönlümü ve çırpındıkça kuş misali, ölümlü olduğumu bile unutup kanat açtığım sonsuzluğu yalayıp yutuyor varlığım.

 

Akla zarar doğrusu! Ötesi yok ki olsa bile, bil ki ilgi alanımda değil. Düşünmekten yorgun düşmüş bir zihnin tek ilacı yine sonlanmaktansa başa sardığım aynı hikâye hele ki kahramanı yine varlığımın izdüşümündeki o düş sağanağı gölgemle bütün teşkil eden hangi sanrı ise gerçek olmadığına eninde sonunda kanaat getirdiğim.

 

Soytarı bir yalnızlığın yüz görümü adeta, şu vefasız ve karşılıksız aşkların hezeyanı ile devinen kalesi yürek denen sarkıttaki iş birlikteliğim belli ki insan olmanın onuru sevgi katsayısı. Çoğaltmaya muktedir yegâne duygu akabinde çoğalan ve nasıl da nankör: Hani olur da bir gün sevmekten vazgeçersem, tüm haşmetiyle peyda olup başucumda, açmakta isyan bayrağını.

 

Kulağa nasıl da hoş geliyor; sevgi pınarında yüzmek en rahvan kıstası iken yaşama güdüsünün.

 

Aşkı mademki rahmet bilmiş bir ümmetiz, varsın kaybolalım bata çıka yürümektense rahmetini doya doya yaşayalım. Sarmalında aşkın, kıblesinde yüreğin ve en uzun destanı yazalım anbean yeter ki soluyalım ufkunda bitimsiz bir telaşla ellerimizi uzatırken huşu içinde gök kubbeye.

 

Bir miladı sonlandırmak sevmenin en bariz yankısı: Dünden uzanan gölgeleri boğmak aydınlığın o nüansında çalakalem yaşarken ve konuştuğumuz tek lehçe yine insanlığın tek maruzatının, sevmekten ibaret huşuya denk düşmüşken aldığı yol ve ufka yol açmışken kucakladığımız o satır arası telaşlarda, boyutsuzluğumuzu teyit ederken Hakkın rahmeti…

 

En kutsala kucak açmışlığımız yine sonlandırdığımız tüm menfi duyguları ve insanlığın bağrından kopup gelen en haşmetli var oluş sancısı…

 

 

 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Var Oluş Sancısı...

GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK...