Var Oluş Sancısı...
Hüznü rahmet bildiğim
en ölgün zamanındayım ömrün. Bakir gölgeler oynaştıkça hüzün pazarında, batıl
sevinçlerimi de kapıp elleriyle yoksunluğun atlas yorganlarına sarmaladılar.
Senlik aşkların batağında, gömüt kaçkını dirayetimi kapıp koyuverdim ve anlık sancıları
ömrün sonsuza uzayıp gitti.
Sanrıların öldürdüğü
gerçek zamanın gerçek dışı imlerinde kaybolmak neymiş, demektense anlık bir
tahayyülün izleğinde zamanı öldürdüğüm boyutsuzluktan muzdaripim.
Gölgeli beyanların en
kırıcı maddelerine şerh düştüğünden beri imtiyaz sahipleri, olmazın oluru bir
sağanak adam boyu yalnızlığın en kadim dostu. Sıra dışı bir hüzünden arda kalan
en büyük özlemim yine düş ürünü aşkın mizacını yokluğumla tehir ederken.
Temsili bir aşk’ın
pervazında ve günü birlik bir kıyama durmaktansa ölümüne adayım aşksız bir
ömürdense gelip geçtiğim bir toz bulutunu sığınak belleyip, müdahil olduğum o
devinimde bin bir hezeyanla çalıp çırptığım bir ömrün güncesi…
Sakin bir mizacın
uzantısı olmak ne muhteşem olurdu ve nasıl da rağbet ederdim ölüm öncesi bir
huzuru mabet bilip, soluklandığım kollarında aşk iken en vurucu tinsel kaygısı
şu boyutsuz mecralarda kaybettiğim ölümlü düşlerim.
Düşe kalka büyümedim ki
ben ve asla da yüksünmedim en rahat koltuğun heybeti iken çocuk sevinçlerime
sahip çıkan şu ahir zaman.
Düş birikintisi bir
sağanak rast geldiğim ölümle kesiştikten sonra yolum, bir sızıyı yâd etmek
belki de ardından gözyaşı akıttığım hangi fani ise yüreğin kırsalında en hülasa
mekâna sığdırdığım.
Boyutsuz hem de nasıl
ve sevgi arsızı bir gölge iken kırsalın batılı ve sığındığım o gönül otağında
oynaşan çocuk sesleri ile bezeli koridorlarda kaybolmaktan nasıl da keyif
aldığım hem de bulunmamak üzere hele ki asılı kaldığım çınarın kollarında, aşka
nazire eden pıtırcık üzünçlerden arda kalan yine de tehir edemediğim o muhakeme
yeteneğimle sırt sırta verdiğim bir cengin ertesi.
Hani olur da yüzleşirim
bir gün ve kayarım hızlıca o tırabzandan belli ki sükûneti özümsemekle eş değer
şu çalıntı yıldızlarla dolu gök kubbedeki yolculuğum.
Dillenen hangi duyguyu
tehir eder de gömerim birbirinin peşi sıra?
Hangi göğe bayrak
açarım yaşadığım bir hezimetse hele ki pervasız bir aşkın doğurgan yakasında
çoğalırken inanılmaz bir ivmeyle…
Kırık ya da kırgın
hatta en dargın ahalisiyim şu muhafız alayı günlük telaşların. Bir kovadan
diğerine akıtıyorum ne ise yine gün bitimi sığdırmakla mükellef kılındığım.
Doluysa boşalmayan belki de dolmaya asla müsait olmayan inanılmaz bir haznesi
var gönlün. Garip hem de nasıl hatta imkânsız süregelen bir sevinci tek sabit
katsayıya tekabül ettirip, sarkacını sabitlediğim ömür tekerinin o
pervasızlığında, yumruk büyüklüğünde olsa da evrene sığdıramadığım sevginin kim
bilir kaçıncı kuvveti belli ki sonsuzlukla çevrili sevgi ve yürek birlikteliği.
Sevmek ne eşsiz bir
mefhum ki kibri de haşmeti de ihtirası da tek kalemde yok eden. Üstelik
karşılığını da aldım mı yere göğe sığmak bilmiyorum. Ya sonrası? Bunu düşünmek
istemiyorum zira engin muhteviyatı ile çoğalan ruh birlikteliği en taşkın
nehirden de coşkulu bir seyir izliyor.
Tüm pervasızlığımla
açık kollarım ve görüp göreceğin en saf sevda şu evrenin bahşettiği ve
varlığımı tamamlayan.
Anlık hezeyanları belli
ki sönmekle emsalsizliğini sevginin daha da depreştiriyor. Yıkadıkça gönlümü ve
çırpındıkça kuş misali, ölümlü olduğumu bile unutup kanat açtığım sonsuzluğu
yalayıp yutuyor varlığım.
Akla zarar doğrusu!
Ötesi yok ki olsa bile, bil ki ilgi alanımda değil. Düşünmekten yorgun düşmüş
bir zihnin tek ilacı yine sonlanmaktansa başa sardığım aynı hikâye hele ki
kahramanı yine varlığımın izdüşümündeki o düş sağanağı gölgemle bütün teşkil
eden hangi sanrı ise gerçek olmadığına eninde sonunda kanaat getirdiğim.
Soytarı bir yalnızlığın
yüz görümü adeta, şu vefasız ve karşılıksız aşkların hezeyanı ile devinen
kalesi yürek denen sarkıttaki iş birlikteliğim belli ki insan olmanın onuru
sevgi katsayısı. Çoğaltmaya muktedir yegâne duygu akabinde çoğalan ve nasıl da
nankör: Hani olur da bir gün sevmekten vazgeçersem, tüm haşmetiyle peyda olup başucumda,
açmakta isyan bayrağını.
Kulağa nasıl da hoş
geliyor; sevgi pınarında yüzmek en rahvan kıstası iken yaşama güdüsünün.
Aşkı mademki rahmet
bilmiş bir ümmetiz, varsın kaybolalım bata çıka yürümektense rahmetini doya
doya yaşayalım. Sarmalında aşkın, kıblesinde yüreğin ve en uzun destanı yazalım
anbean yeter ki soluyalım ufkunda bitimsiz bir telaşla ellerimizi uzatırken
huşu içinde gök kubbeye.
Bir miladı sonlandırmak
sevmenin en bariz yankısı: Dünden uzanan gölgeleri boğmak aydınlığın o
nüansında çalakalem yaşarken ve konuştuğumuz tek lehçe yine insanlığın tek
maruzatının, sevmekten ibaret huşuya denk düşmüşken aldığı yol ve ufka yol
açmışken kucakladığımız o satır arası telaşlarda, boyutsuzluğumuzu teyit
ederken Hakkın rahmeti…
En kutsala kucak
açmışlığımız yine sonlandırdığımız tüm menfi duyguları ve insanlığın bağrından
kopup gelen en haşmetli var oluş sancısı…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.