Aykırı bir düşü yorgan bildim ve
örttüm üstüne yorgun ruhumun elbet mevsimseldi benim düşlerim bir o kadar
uyruğu olmayan.
Uyduruk düşler görmem ben ve hiç biri
ben-merkezcil değildir bu yüzden şapka çıkarırım ben her uyandığımda ve
içimdeki sihirli değneği gündüz oldu mu saklarım odanın bir köşesine.
Düşsel bir hezimet benimki bir o
kadar frapan.
Söylenceler çalınır kulağıma düşlere
her mola verdiğimde ve orta şekerli bir kahve ısmarlarım kendime ve kahvemi
içip yeniden düşerim düşlere.
İn cin top oynamaz benim düşlerimde
ve tek kötü kare yoktur genelde toplanan düş meclisinde yoklama alındıktan
sonra düş kâtibi sorar bana:
‘’Görmek istediğin düşlere henüz izin
vermiyoruz hele sen bir bitir şu mektebi.’’
Aralıksız gördüğüm düş işte tam da
buna tekabül eder:
Lise son sınıfta okuduğum ve
düşlerimde hala mezun olamayan bir lise öğrencisinin çıkışı varken
üniversiteden her nasılsa lisede takılıdır aklım da ruhumda ve asla anlam
veremem nasıl oluyor da liseyi bitiremediğim halde mezun olmama izin verilmiş diye
fakülteden.
Sezilerim ezer beni.
Düşlerimin altında yine ezilirim.
Hayatta ezik olmak değildir payıma
düşen bu yüzden hayat da düşlerim de dik başlıdır illa ki.
Saman alevi gibi parlayıp söndüğüm
yetmezmiş gibi gün içerisinde sürekli tefekkür halinde düşlerime kenetlenirim.
Bir basamaksa mezuniyet hala lise son
sınıftaki kızın intizamlı sözcüklerine serilir içimde kalan ukdeler.
Rengi yoktur hem düşlerimin.
Rütbesi asla yoktur.
Racon keser illa ki düş meclisi bu
yüzden dinç uyur yorgun kalkarım düş sonrası ve anında silinir aklımdan gel gör
ki saatler sonra kalemi elime almamla bir bir nükseder düş sakinlerim.
Gerçekler kıvılcımsa.
Düşlerim yangındır.
İç sesim iken aralıksız konuşan dış
sestir beni uyaran düşlerimde.
Ve genelde merdivenleri çıkarken ayaklarım
illa ki kesilir yerden ama yetmez…
Daha da yükseğe çıkarım uykumda ve ne
ayaklarımdır işlevi olan ne de kanatlarımı ama uçarım ben düşlerimde konarım
sonra kim kalmışsa dünde elbet omzuna elbet tepesine ve düş pisler yorgun
ruhumu ve düş kırıntılarından şiirler yazarım; şiirlerden çıkarım yola hikâyeler
kaleme alırım ve işte dik açısı yorgun ruhumun ve diklendikçe diklenir düş kâtibi:
‘’Yarın erken gelmeyi unutma.’’
İyi de ne ara yazarım ben mademki
davetiyem hazırdır da düş meclisinin onayından geçen bu yüzden düş öncesi illa
ki ilham perim gelir konar başucuma ve bir koşu giderim içerideki odaya ve düş kâtibi
söyler ben yazarım aslında gerçeklerin dilemmasıdır yanıp sönen düşlerim.
İksirimdir adeta düşler ve el ayak da
çekildi mi; o kısacık zaman diliminde yetişmeye çalışırım her yere…
Dürten biri vardır omzumdan.
Tövbe, deyip girişirim yazmaya.
Sırtımdaki ürperti bazen korkutur
beni ve işte korka korka hikâyeler yazarım ve kendi yazdığımdan korkarım ve
anlarım ki kendi yazdıklarımdan ben korkarken düşlerim ne yapmasın?
Her halükarda düş görür ve unutur ve
yeniden yazarım ruhumun katlarında açandır illa ki düşler ve hepsinde kat izi
vardır ne de olsa düşlerimin son kullanım tarihi asla geçmez.
Hala lise öğrencisi o cıvıl cıvıl
kız.
Mesken bildiğim illa ki okuldur ve
okul bittikten sonra sadece bir kere gidip de ziyaret ettiğim okulum belli ki
yetmez bu tek ziyaret ve üstüne afiyet olsun, derim içindeki şaşkın çocuğa bu
sefer gözlerimi açık tutarım ama her halükarda düş görmeyi de ihmal etmem.
Düşe kalka büyümediğimden mi nedir…
Düş organizasyonum illa ki rezerve
eder içimdeki çılgın çocuğu ve kayıtsız şartsız teslim olurum o masum
düşlerime.
Kilit noktamdır elbet hayatımın en
güzel yıllarının geçtiği okulum ve ruhum hala orada rehin kalmıştır ara sıra gider
sırtlanır dünde kalan ruhumu ve düş kâtibi ile el sıkışırım.
Kaç yaşında olursam olayım kendime
hala on sekiz hissettiğim bir düştür işte yaşamak elbet yazmak da işlevsel bir
katkı payı sağlamışken ve düşlerimin faizidir kalemin yazdıkları ve bir ömür ödemeye
mahkûm kılındığım bir o kadar bundan mutluluk duyduğum…