Savulun Battal Gazinin Oğlu Murat Geliyor 11

Yola çıkan revan olan yiğitler Alpler bir an önce bu zulme
son vermek için atlarını son sürat sürerek yola devam ettiler. Günler geceleri
geceler gündüzleri kovalarken Sırp çarı Dragoslava Yanmıştava sarayına kadar
gelmişlerdi. Önce bir handa soluklanarak gereken bilgi ve halkı yanlarına çekmek
gerekirdi. Hanın kapısından yirmi kadar Alpler ve Murat içeriye girdi.
Handakiler bu kadar kalabalığı görünce endişeye kapılarak masalarında kalkarak
kaçmaya başlarken Murat.
-Selamun Aleyküm. Hayırdır kardeşlerim nereye gidiyorsunuz?
Siz misafirleri böyle mi karşılarsınız? Hakkın selamını almaz mısınız?
Hancı ve diğerleri konuşmalarında kendilerinden olduğunu
anlayınca sevinçle birbirlerine sarıldılar. Murat.
-Bizler size yardım için geldik Çarın zulmüne son vermek
gerek, bizimle misiniz?
Herkes hep bir ağızdan.
-Evet, yiğidim evet.
-O halde planımızı yapalım bu zulme bir son verelim artık.
Aradan birkaç geçtikten sonra halkın kılığına giren Murat ve
Alpler saraya doğru isyan bayrağını açarak yürümeye başladılar.
-Hain çar sonun geldi.
-Bu zulme son vereceğiz.
-Bizden aldıklarını vermeden seni öldüreceğiz.
Bir anda sokaklar savaş alanına dönmüş, önlerine gelen ne
varsa yıkarak ilerliyorlardı. Bu kargaşa sarayın yanına kadar devam etti,
askerler bir anda bu kalabalığı görünce şaşkına döndüler. Murat ve Alpleri
kapıdaki askerleri öldürdükten sonra saraya doğru önüne gelen askerleri yere
sererek öldürüyordu. Çara doğru koşan asker.
-Çarımmm… Dragoslava…
Sesi duvarlardan yankılanarak çarın kulaklarında çınladı.
Yanındaki askere.
-Git bak şuna neden bu kadar Azrail’i görmüş gibi bağırıyor?
Asker daha kapıyı açmadan asker dıştan kapıya yüklenerek
kapıyı açtı yere yüzükoyun serilerek hemen kalktı. Çar şaşkın.
-Bu rezalet? Yanıma böyle girilir mi? Vurun şunun kellesini!
Asker sırıtarak.
-Benim kellemi ne edeceksiniz? Siz asıl kendi kellenizi
kurtarın. Halk isyan ederek saraya kadar girdi.
Telaş ve korkunun yakışacağı bu kadar kefere varken bu çara
daha çok yakıştı dersem tam yeridir! Çar.
-Bu nasıl olur? Bu gücü kimden alıyorlar?
Asker.
-Battal gazinin oğlu ve Alplerinden! Tabi ki sizin
korkaklığınızdan! Gece gündüz öküz gibi yer içer halka zulüm ederseniz işte
yediklerinizi üzerine size zehirli bir tatlı sunacaklar.
-Buraya kadar nasıl olurda gelirler ki? Sen benimle nasıl
konuşursun böyle?
-Bende şaşkınım! Ben bunu yazan kişinin kurbanıyım, yok her
neyse nasılsa sen yolun sonuna geldin, elem tere fiş sana girsin şiş… Onlar
halka zülüm edeni yaşatmazlar biliyordun sen, senin kelleni gövdenden almaya
geldiler, bende kaçıyor aralarına karışıyorum.
Çar köpürerek çıldırarak.
-Nasıl olur bir avuç çapulcu ben çarı ben gibi kuvvetli çarın
sarayını basar?
-Şimdi onlar basar sen kaçar, kaçabilirsen kaçta kıçının
kuvvetini görelim. Sana buradan çıkış yok.
-Askerler… Askerler neredesiniz? Atın şunu zindana!
Etrafına bakındı hiç kimse yoktu. Kılıç sesleri ve
bağrışmaların sesi kesilmişti. Şu anda yaşadığı belirsiz durum, tedirgin edici
havanın verdiği korku dolu kaygısı, daha önceden böylesine yenilgiyi yaşamamış
olduğu deneyimsizliği, masum insanlara
zulüm etmesinin sonucunda bu akıbeti yaşayacağını ona söylemiş olsalar da o
buna gülerek kahkahalar atarak, bunu söyleyenleri zindana atmıştı… İşte zulme
izin vermeyen yiğitlerin, aslında onların ayrılmaz bir parçası olduğu adil
insana yakışır yaşam düzleminde, yaptıklarınınsa negatif bir etkiye sahip
olarak görününce. Asker koşarak.
-Koşacaksın darağacına darağacına, varamayacaksın İsa’nın
yanına yanına, öyle bağırma bağırma kimse gelmez yanına yanına… Ayıkila
pirincinin taşıni taşini, akıtma boşa gözyaşını…
-Ah akılsız kafam ah! Neden bana bunun olacağını söyleyenlere
inanmadım! Ah akılsız kafam ah! Ah Leonardo vinci resmimi çizerek sarayın
duvarına asacaktım. Önüme koyacaktım salçayı, kandıracaktım o güzelim
Natalya’yı, kandırmadım Natalya’yı, şimdi yiyeceğim Osmanlı tokatı ah! Ah!
Burada şair kardeşim Saltuk Buğra Bıçak’ın şiirinden birkaç
dize ile devam edeyim.
“Kapına gelen fakir
devletli sultan olur
İsmi İsmail olan, aşkına
kurban olur
Kovma beni kapından, ben
de Azad olayım
Beratimi ver benim, ver
bermurad olayım
Adaletin gereği hesabı
soruyorsun
Affını dileyeni ateşten
koruyorsun
Ebedi zelil kalır
yolundan yüz çeviren
Enkazında can verir can
köşkünü deviren
Rabbim sana yönelen daim
hikmeti bulur
Gönül gözü kör ise
saraylar zindan olur
Kırkikindi yağmuru
gönlümde cemre cemre
O yağmur ki ram olur on
dört asırlık emre
Emrolunduğun gibi dosdoğru olmak lazım
İstikâmet sırrını arayıp bulmak lazım
Ateşe atılmadan Halil olunmaz imiş
Balığı kaybetmeden Hızır bulunmaz imiş
Boynunu büken kullar el açıp yalvarınca
Hidayetle süslersin edebiyle varınca
Kerem eyle Yâ Rabbi ben de halas olayım
Huzuruna varınca neşve
ile dolayım (Âşık Seyrani ŞİİR YARIŞMASI-Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür
Yayınları)”
Hakkın kapısına gelen
hakla olan muradına erer azatlıktan kurtularak özgürde kalır. Çar yaptığı
hatayı anladı, lakin şimdi bu hatayı telafi etmenin bir yolu yoktu, yolun
sonuna gelmişti. Sağ kolu Germanyus Sıvışıveriyus ortada yoktu. Korkudan kaçtı
Gavat diye içinde sinirlenerek söylendi.
-Şimdi papa geliyor
olsaydı bana yalaklık eder, benden sonra gider onun kıçını sıvazlardı Gavat
oğlu Gavat! Lavukluk nasılsa bedava ah seni bir yakalarsam, bundan sonra zor
yakalarım, ya! Önce kendi paçamı kurtarmam lazım!
Mehmet Aluç
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.