Bırak Okunaksız Kalayım...
Tedarikli bir yenilgiyim ben ve
istirham ettiğim hüznüme kefilim en çok da ayrık otu addedilen nazenin
varlığımla duayeniyim acıların hem de duraksamadan sevdiğim güvendiğim kadar
insanların günahları da boynuma…
Boyunduruğundayım kaderin ve kederin
elimden de hiçbir iş gelmez varsa yoksa kitaplarım ve bir köşede kırışık üç beş
diploma bir de kimlik numaramla anıldığım başköşesindeyim şehrin baş veren
hüzün çiçeklerimle gözlerimle su vermem de kaçınılmaz.
Günü öğüttüm de geldim ve nasıl da
övünmüşken dünümle ve annem beni hiç dövmedi dizlerini de asla sadece üç bel
sıyrık kalemin battığı yerden güller açılırken en çok da annem beni andığında
yüzümde açan tebessümler.
Arsız bir yalnızlıkla hemhal.
Asil bir hüzünle iştigal.
Cepkenim de ceplerim de kırık
cetvelim de bana en çok yakışan ve ucu sivri kalemimle mil çektiğim sözcüklerim
ve güncemle içli dışlı hatmettiğim kadar da hamt ettiğimden de yok iken ötesi.
Ötenazi yaptığım bir hatta birkaç
mesleğim var:
Meğerse ben bir şehir magandasıymışım
cebimde hüviyetim ve kalemi dayadığım şakağıma her üç kere selam verdiğimde
gamsız eşrafıma tefe konduğum acının tav olduğu ve nabzını artık alamadığım
çocukluğum kadar çocuksu bir neşeyle ip atladığım sözcük atlasında imgeler parkında
yalnızlar kampında ölümle restleşen ölümsüzlüğümse rencide edilen…
Dokunulmazlığımla ilk sıradayım.
Dökümlü eteklerinde mevsimin ve de.
Devirdiğim hüzün kadehlerinde saklı
suyun sesiyim sudan bahanelerle yok sayıldığımdan da yok iken ötesi.
Şimdimi deklare ettiğim.
Dünümü imha ettiğim.
Yarınlardan da yok iken ümidim yoktan
var edene taptığımla anıldığım yaşarken cihanda çektiğim kabir ve de kadir
azabı.
Bir bukalemun misali.
Buyrukları kayıp bir lanetin gizi.
Beyan ettiğim tapulu malım iken
kalemim methiyeler dizdiğim mevsimin nazlı kimliği.
‘’Heceleme beni artık Allah’ım
Bırak okunaksız kalayım
Kaderimin hepsi pekiyi olmasın varsın
Bak, ömrüm eriyor işte.’’(Didem
Madak)
Ne çıkar ne çıkar hem azıcık daha
erisem ersem nihayete?
Ne çıkar bu sefer ben hecelemesem
yaşamı?
Sükût ikrardan gelir madem itiraz
hakkım da mı yok?
Ve işte çöken şebeke sisteminde
benliğimin bir var olma çabasıdır yazdıklarım…
Ruhun şad olsun, sevgili Didem varsın
ömrün az olsun ama öykünle bizlere neler sundun ezelden.
Ve işte kayrasında sessizliğin diken
diken olmuşken tenim bir yıldız daha kaydı ben geceye ermeden bir yıldız daha
kırptı kuyruğunu hem o yıldız aynı zamanda bir hüzün şairiydi kıtladığı ve
kırkladığı kadar Samanyolunu sadece önünü bulmak adınaydı tüm gayreti.
Renklerin hası.
Sessizliğin hazzı.
Haiz olunası bir minvalde çöreklenen
kara bulutları…
Ben itelemedim ben ötelemedim
mutluluğu sadece boykot ediyorum hüzün dehlizinde geçit vermeyen engelleri yok
sayamasam da yok sayıldığımın bir sonrasıdır ayağımı sıkan rugan terliklerimle
volta attığım o uzun dar koridorda nemalandığımdır şiirlerimin yankıları ve bir
yılkı atı gibi tepindiğim bir yılan gibi sokulduğum bir yalan gibi bir köşede
unutulduğum üstelik ben doğruların hası ve doğrucu Davut’un da kız versiyonu
iken sadece yok olmak istiyorum kâinatta tıpkı yok sayıldığım gibi bir ömür
yaşadığım cihandan da firar etmek hani olur da…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.