Ah Be Hafız Dağıldım Bak Yine
Görücü bir ufuk, aşkın şah damarı
şadı ruhun tutulası nutuk…
Bir sarkaç bir sarnıç sökün eden bir
vaveyla: hırpani ruhumun tesellisi nasıl ki tecelli etti aşkın güftesi…
Ben bir şiirim, hafız ben siması
tanıdık bir yabancıyım kendime aşkla eşleşen yolum mızrabı kırık umudun bekası
yarınların.
Sözcüklerim var kesif.
Sözcüklerim var kimi nesir kimi
redif.
Sözcüklerim var sökün eden ruhun dar
sokağında aşkın bulvarında fink atan bir dilber bir dilemma artık ne dersen de
ruhumda sırıtan yalnızlığa…
Ben makberim, hafız:
Matemin bam teli.
Miadı dolmuş mudur sahi benliğimin ne
de olsa yarım asır devirdim dünyaya geldim geleli lakin…
Sükûnetimle.
Surlarımla.
Sırlarımla.
Sırma saçıma yağan karla…
Hala çocuk kalabilmeyi başarmış bir
deliyim ben deli olmasam sever miydim matemi, söyle sever miydim hasreti ve
sever miydim uzaktan gizli gizli…
Gizemimdir gamzesindeki yolculuğumun
son ukdesi.
Gaza gelen acımdır semiren ve sararan
saçları tabiatın bense miladi takvimde hicri servetimle damla damla akan yaşımın
çağlayanında ağladığımı gizlerken sevdiklerimden ve yine sevdiklerimden aldığım
darbe ile terbiye ettim nefsimi:
Nefesim ilk ve son.
Neslim yâdı dünün.
Nesirlerim dikilesi sökükleri ömrün…
Ya, şiirlerim, söyle mealim midir
yoksa mizacım mı kör kütük sarhoşluğu ile hicranın kat çıktığım evrenin ulaşası
rahmetin koştuğum hidayetin beni çağıran sesi usul usul…
Uslanmadı gitti yüreğim kabir azabı
çektiğim aşkın uzamı…
Sökün ettim edeli bedenden nur yağan
semanın kılavuzu bir kuş gibi kanadımdaki çiy tanesi çiğ çiğ yediğim hüzün
kurabiyeleri ve annemin elinden çıkan yemeği özlediğim çok mu belli?
Ah, be hafız dağıldım bak yine.
Dağıstanlı bir kâşif gibi…
Ah, be hafız dağıttığım ne var ne yok
damıttığım ruhun isyanı…
Ah, dalkavuk imgelerim tahayyülü
mümkün olmayan bozduğum yeminlerimin mimarisi ve tövbe ettiğim her ezan vakti
seyrüseferi bilinmezin bir kilit taktım ki kalbime bakma da sakın ha, sevip de
sevilmediğime kani mizacımla kan kustum şiir dedim sonra şiire sevdalandım
şehla gözlerinde şehrin nidalar biriktirdim ve işte sona eren sessizliğim…
Mihrabım.
Mizacım.
Miladım.
Mihriban’ım.
Şems’in terbiye ettiği nefsinde saklı
bir rüzgârım içime estiğim…
Şam şeytanı yalnızlığın urganı içimde
saklı o kesif sessizliğin gamlı notası.
Ve işte elimde sol anahtarı:
Yoksa nasıl açardım ben gamlı
kapıları?
Başım eğik.
Ruhum sancılı.
Bedenim sanrılı.
Belleğim dingin yüreğimse bir
mütereddit gülüşe odaklı:
Her halükarda yalnızım.
Hulasası cihanın sevdiğim kadar
kalabalığım.
Sözcükler müridim.
Bense evrenin aşka sadık Mümin’i bir
seferi ki ikazı evrenin bir seyyah duygu ki körü körüne sevip de yanıldığım
dinmez iken içimdeki çocuğun nazı niyazı…
Anne ikliminde.
Baba hasretiyle.
Endamlı bir v/edadan çıktığım yolda.
Esaslı bir duruş sergilediğim
hayatımın baharında soldu güftelerim ve sarardı gül cemalim güme giden ömrüm
b/ölündü beyitlere ruhumsa dağıldı günbegün sömüren kimse yalnızlığımı ve
sevgimi buyur ettim her mizacı her insanı Yaratandan dolayı yaratılanı
sevdiğimdi yüreğimin tek ikazı.
İnkâr etmem edemem.
Külliyen yalan sevmediğim.
Sevgiyle eşleşen varlığım ve işte
kendimi kendime t/uzak kıldığım.
Ilgıt ılgıt esen.
Neferi aşkın bin bir nazire eden.
Nazenin yüreğimle sevecen ikliminde
aşkın esen rüzgârın iz düşümü yoksa nasıl sökün ederdi kelimelerim?
Buğrası dünün.
Büyüsü günün.
Uleması ömrün.
Bense bir ulak bense bir posta
güvercini beni benden ırak kılan nefsine tapan iblisin de dinmeyen laneti.
Her halükarda başım dik.
Gel gör ki Allah katında boynum
kıldan ince.
Mealim yok bugün.
Kalemin mürekkebi kurudu kuruyalı.
Göz pınarlarımdaki her damlayı
armağan ettim içimdeki çocuğa.
Şah damarımdan yakına sevdalandım
sevdalanalı ne hikmetse hâsıl oldu mucizeler ve nice tevafuk ruhun mafyası
aşkın idamesi asla da gel geç olmayan sevdalı vecizeler nasıl ki imtihanım süregelmekte
elbet şükrümle sabrımla kat çıkmaktayım hidayetin beni çağıran sesine…
O dergâh ki.
O bilinmez ki.
O ses ulvi.
O sessizlik ilmi.
O ruhani kaçış sevdalı iklimin ta
kendisi.
Kilitli gönül çekmecem.
Nice çekinceyi sonlandırıp da
devindiğim eksen.
Bir zan bir zaruret bir zafiyet ve
işte afiyetteyim, hafız hem sen bildin bileli suskular giyindim ve nefsimi
terbiye ettim ve zuhur eden her günde saklı bilinmezi ben şiir bildim ve diktim
dikeli yüreğin söküklerini mağdur olsam ne ki ve de mazlum; masum kaldığım
kadar kılı da kırk yarmaktayım ve işte tepinen ayak sesim ve işte taçlanan
yüreğim ve işte taşlanan bedenim her halükarda sonsuzluk benim uzandığım kabrim
ve bu dünya ki: kabir azabını ilk günden beri çektiğim alametifarikası
bilinmezin ve farazi duygularla geçiştirdiğim değil somut bildiğim sevginin
dilemması eşlik eden şiirlerime…
Külliyen yanıldığım.
Külümden doğduğum.
Bir kumar belki de satırlarda
kaynattığım duyguların uleması iken ket vuran kimse coşkuma edebimle adabımla
varsın olsun yerimde sayayım…
Sağalttığımdır ruhum sağdıcım kalemim
solumda Hıdır sağımda Hıdrellez ve tutuklu kalan her minvalde ben sekerim bir
kurşun gibi bazen nasıl da sakarım ve gözümü sakındığım tüm sevdiklerim var
olsun en ağır darbeyi de onlar versin.
Servetim.
Sarkacım.
Salkım saçak duygularım.
Her sayımda eksik çıkan sözcüklerim.
Bir başkaldırı ise kalemin niyazı
aşkla devinen bir topaç gibi şarlatan rüzgârla salındığım meddücezri yerin
göğünse uleması bir kuş gibi uçuşan benliğim ödediğim bedellerim…
Sondan bir önce.
Hazır ol da geçen ömrün güncesi
şiirlerden de öte…
Ötekileştirenlere ise yok tek sözüm:
Kaynakçam aşk, hafız.
Kaybolduğumsa balta girmemiş
duygularım ve efkârım.
Korunduğuma dair kodladığım mizacım.
Hamt ettiğim.
Harbi sözümü sakınmadığım ve alnımın
akıyla yaşamanın da ihtimaller dâhilinde beni sonsuzluğa taşıdığıdır ihbarım…
İkazı evrenin.
İdamesi yüreğin.
İnhisarında bilinmezin.
İndinde yüce Rabbin.
Bir imla hatası iken aşk…
Bir imla hatası iken ismim: Gül’den
üreyen gülüm/semelerin izdivacı hüzünle sırnaşan aşkın da dilemması…
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.