İş Yemeği Ve Beslenme Çantası
Sarkık bir düş’ ün ihlali: masadan
sarkan eline bakıyorum kâğıt peçetenin üstü örtülü olması ihtimali ile masanın
ben de kendime alabildiğine sermişim. Ne tuzluk ne su bardağı ne de yandı gülüm
keten helva: yorgun ekmek dilimlerine uzanıyorum elim ve o serkeş tınısı cirit
atan garsonların usulca yaklaşırlarken size, gözlerini süzüp de masada
oturanların intikal ettikleri o bahşiş benzeri menüde ucu bucağı da yok iken
guruldayan midelerin biri doluyor biri boşalıyor adeta.
Baloncuklar geziniyor derin dere
yatağına benzeyen kristal içki bardaklarında.
Haz etmediğim kadar da var içkiden ve
bolca kola doldurmasını talep ediyorum garsondan ve dökülen ekmek kırıntılarını
birileri görüp üstüne basacak diye af diliyorum Tanrıdan.
Gidip gelmelerin ertesinde tabağa
konan çorbanın sıcaklık derecesini kestirmeye çalışıyorum daha doğrusu yanan
ağzımla şapırdatmadan içmenin ön provalarını yapıyorum.
Hava hayli sıcak ve çalışan klimanın
keyfini sürüyorum sözüm ona bir yandan buz kesmiş ayaklarımı ısıtmaya
çalışıyorum yüksek ökçeli ayakkabımdan da firar etti edecek ayak parmaklarım.
Susuyorum hem de nasıl susuyorum ve alelacele su bardağına gömüyorum başımı.
Masaya gelecek misafirlerin gelmeme
ihtimali ile rezil olma endişesinde gizlerken kendimi sadece sürgün edildiğim
bu masada ne işim olduğunu soruyorum kendime:
Ah, sefil kendim.
Kendim olmanın racon kesen isyanı ile
kimliksiz bir çatalı batırıyorum etime adeta ölü eti gibi hissiyatı yok çatal
izinden dökülen acıya mahal vermesin diye etim buz küplerini kimselere
göstermeden pembeleşen derimde gezdiriyorum.
Önüm arkam sağım solum yemek kokusu
ve üstüme boca ettim ağır ve de pahalı parfümün işe yaramadığını görüp esefle
kendime söyleniyorum ama iç sesim öylesine yorgun ki baskın gelen dış sese
tahammülsüzlüğüme rağmen susma gayretleri içerisinde masadaki bekleyişimin daha
ne kadar süreceğini düşünüp mırıldanıyorum belli belirsiz.
Yanı başımdaki garson, dünden kalmış
bir masa gibi gözlerini gezdiriyor üstümde adeta alaşağı edilmiş haysiyet ve de
açlık duygumla ihlal edilmiş sınırlarıma adeta kaynak makinesi ile lehim
yapıyorum ve şükürler olsun ki kimse fark etmiyor.
Yandan örülü saçlarım ve okul
sıramdaki beslenme çantası ve annemin eliyle açtığı peynirli poğaçalar bir de
su termosum.
Islak bir günün bekâretini henüz
sorgulamadığım günler ve işte masada kaykılmış bendenizin o mistik ve sanal
gezintisi dün mizaçlı anılarımdan da arda kalan kırıntılar misali yeniden o
boğucu ortama ve oturduğum masaya ışınlanıyorum.
Gök hala aynı.
İnsanlar hala durağan.
Ekmek dilimleri asil ve biçimli
kıvrımları ile adeta ye beni, diyen tazelik fışkıran kokuları ile beni mest
etmiş oysaki derdest edilmiş kimliğimle uyumsuz addedilen bir iş arkadaşı
sıfatına nail olan mizacımdan arda kalan güdülerle oturmuşken o masaya ve de o
kodaman ve hırçın mizaçlı müdürüm gelmemişken bir hışımla kalkıyorum masadan.
Oldum olası sevmemişimdir iş
yemeklerini ve oldum olması sevmemişimdir yemek yerken etrafımda dolananları
şükür ki: hesap garson, diyecek ilk ve son kişi de ben olmadığıma göre yine de
temkinle değil acele ile sıvışıyorum restorandan ve aklımdan ilk geçen:
‘’Ben buraya ait değilim’’ mesajı ve
notu ile yazacağım istifa dilekçem. Bankanın ne ilk ne de son çalışanıyım
mutluluk ile mutlak değerler arasında bir seçim yapmam gerekirken benim de
özgürlüğü seçtiğim.
Canı cehenneme iş yemeklerinin ve
aklımda ve dilimde ve yüreğimde anne poğaçası sıcaklığında gülümseyen insanlara
duyduğum ihtiyaç varsın bir ömür cebi delik dolaşayım ama mutlu ama özgür…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.