
İhtimamla sevilir, azizim:
Bir düş bülteni ise yaşamak şerh
düşülesi optimum yükseklikte kavşak değiştirilir alelacele.
İklimlerden sarkıt ve sözcüklerden
dilediğin kadar heceyi de aşırabilirim…
Bir benden fazlasıdır içimde saklı
saygı ve kaygı martavalı ve bir lehçeden daha akışkan sözcüklerin duygularla
yaşadığı yaşattığı o gecikmişliği bir avazda giderebilirim.
Soyut bir gizemi ise somut bir şiire
dönüştürebilirim…
‘’Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim.’’(P. Neruda)
Kasvetli ve burnu Kaf dağında bir başka dağın al yazmalı
karıyım kardığım evrenin kandığım beşerin en hüzünlüsü ve en coşkulusu ve en
aşığı.
Sözcüklerse enlemim…
İmgelerse tutarsızca yaşadığım evrenin boylamı…
Doz aşımı hüznün saf dışı ettiği mutluluğu bahşedene duacı.
Bir kıyımdan yana iken derdim her an kıyama durabildiğim
içtenliğimin dinginliğinde diri olsa da bedenim ansızın boyut değiştirip
ölebilirim ki…
Öldüm de defalarca.
Düşlerim miydi tekil olan yoksa bir
düş sebilinden damlayan hasretim mi sevgiyi pekiştiren ve işte serptiğim
tohumlar misali imgelerimle sektim duygudan duyguya ve en tekil en münferit ve
de muhteşem heceyi keşfettim yaz akşamlarında içimde donan o çocuğun endamına
yenik düştüğüm hüzün mertebesinin de kalıcı sesiydim varsa yoksa o düş sepeti
boynuma asılı, hecelerin gövde gösterisi elbet kalemin de alın teri.
Şimdimden yoksun.
Mazimle tümlenen.
Yarın olmaya kefil yâdımda saklı iken
gizem.
Bir düş ektim bir şiir biçtim.
Bir şiir içtim derken derledim şiirin
hikâyesini.
Rivayet o ki:
Kâhin aldatırken beni…
Aldatıların eşiğinde güme giden her
kelime hele ki yok mu o algı beşiği annemin tıngır mıngır salladığı yüreği ile
ve işte kefen bezime sarıldım sarılalı sarmalında hüznün, yüreğime de kilit
vurduğumun ertesi yarı yolda kalmışlığım göğüs kafesimde yaşattığım Anka kuşu
ya da ebabil, hüznüm sakit sözcüklerim yazmaya müsait en delişmen akit derken
imzamı kondurdum konduralı.
En tepeyi seçtim.
Tevazu yüklü olsam bile en çok ama en
çok ben sevmeliydim elbet kendimi.
Kinayeler değil.
Kasvet hiç değil.
Kanamalı imgeleri de çöpe attım
atalı.
Bahşeden Rabbime sevdalı ve işte
kanaviçeler eşliğinde önce diktim söküklerini yüreğimin derken bir ip cambazı
gibi astım kendimi en tepeye düşsem bile yeniden kalkmaya mecbur mademki bir
dehlizdi yarıladığım elbet feraha çıkmak adına içimdeki yalnızlığı yuhaladığım.
Göktü aydınlık olan.
Yerküre yaslı ve çok yaşlı.
Araf’ta kayıt açtığım her duygunun
muhtevası:
Ben mademki aşktım.
Mademki bir bulut gibi üstüme
geçirdiğim o esvabı beyaza boyamıştı Tanrı.
Kem küm etmeden s/üzüldüğüm.
Afrasına tafrasına denk gelsem de
içimdeki çocuğun boynumun da büküklüğü nasıl ki kutsanmıştı:
Düşmez kalkmaz bir Allah.
Defansı evrenin rövanşı şiirlerimin
kaskatı kesilmiş yürekleri dahi ısıtabilirken sevgimle ve nakşetti kalemim her
nesir evrenden hediye ve her şiir kaynayan kanımın coşkusu ve her hikâye
biçtiğim ve diktiğim üzerime esefle solan güneşi dahi batmasın diye
kandırabiliyordum mademki…
Bense Samanyolunun gizeminde saklı
bir yıldız…
Ben ki yerkürenin endamına yenik
düşen bir rozet.
Kimyam aynı şiarım aynı manen
doyamadığım bir açlık elbet şiirin salkım saçak varlığına d/okunup da yeniden
derleyeceğim bir hayatla iştigal…
Özümle sözümle közümle muteber bir
duyguya kucak açan Şimal Yıldızı mehtabın peşinde ayyuka çıkan aşkın meşrebi ve
gün ışığı ve doyamadığım semanın endamından sökün eden her zerre kayıtsız
koşulsuz ölümsüzlüğe şerh düşerken de o imza…
Sandığımdan da öte sandığım tıklım tıklım.
Su alan sandalım batsam bile bendim
iyi ki de kaptanı.
Var olmanın hikâyesi ve mürşidi
aşkın.
Kıyılırken içim kıyama durulası bir
mevki ve ermek hidayete varamadığım nihayete ve kusursuz bir özlemle kendimden
kaçtığım kadar kendime tuzak uzaklığın izafi varlığında taşkın bir hayalle
kucakladığım kadar kendimi.