Şehrin Uzak Yamaçlarında
Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen.
Hayat hikayesinin 39.bölümü
yokluğunu bile fark etmeyecek kadar yoksulluk içindeler
var olma arzusunu dillendiremeyecek kadar çaresizler
sözün yanağına koyacak bir kulakları yok
kulak kesilecekleri tanıdık bir ses yok
tesellisiz
isimsiz
lüzumsuzlar
taşıyamıyorlar bir an bile kendilerini
taşamıyorlar bir andan bir sonraki ana
kalplerine yük arzuları, özlemleri
avuçlayamıyorlar emellerini
hayalleri kırılgan
dağınık
hüsrana uğramış
yönünü bilmiyorlar
düşüp kalıyorlar yol üstünde
menzili bilmiyorlar
varlıklarını onaylatacak bir makam yok
kuru dal uçları gibi
ümitsizlikten çatırdıyor insanların beli
soğuk cılız ağaç kökleri gibiler
karanlık vadilerde su arıyorlar kendilerine
bir yere tutunmak
dal budak olup
uzanmak istiyorlar varlık göğüne
çağrı gelmiyor hiç
yönsüz
kıblesiz
istikametsizler
yalnızlığın kalbinde çoğalıyor sözler
tenhaların yanağında
demleniyor acılı nefesler
ayrılığın közünde pişiyor sessiz çığlıklar
gölgeli kederlerin dudakları arasından
sızıyor ümit heceleri
geceleri bir güvercin gibi
çırpındıkça
yırtılıyor karanlığın çeperleri
uçurum kenarı yalnızlığında
açıyor çiçeklerin en güzeli
hicranlı sürgünlerin avuçlarında
tazeleniyor vuslat neşesi
soğuk gecelerin yakasında
ışıldıyor aydınlık sabahların fecri
güz sıkıntısında ninnileniyor
cennet kokulu baharların tohumları
mekke'nin kuytularında
secde ediyor Elçi’nin garip dostları.
dar patikalarda
gizli sokak başlarında
tenha duvar diplerinde gizlice ümitleniyorlar
şehrin uzak yamaçlarında
insanlığa ebediyet yolunu açıyorlar
hepsi fakir
çoğu köle
çoğu cariye
sonsuz ümidin ağırlığını itirazsız taşıyorlar
omuzlarında
ezile ezile gül seriyorlar
sonradan gelenlerin yoluna
*
üç senelik müşrik ablukasından kurtulmanın sevincini
acı olaylar takib etti
acı hadiseler zincirinin ilk halkası
resul-i ekremin dört yaşındaki en büyük oğlu
kasım’ın vefatı oldu
gönlü şefkat şelalesini andıran peygamber efendimiz
büyük oğlunun vefatından çok müteessirdi
derin teessürünü
ciğerparesinin cenazesini götürürken
karşısında dim dik duran kuaykıan dağına
ey dağ
benim başıma gelen şey
senin başına gelseydi
dayanamaz yıkılırdın.
hitabıyla sesleniyordu
mübarek gönülleri henüz
kasım’ın vefat hüznünden kurtulmamışken
bir acı hadise daha vuku buldu
diğer oğlu abdullah da vefat etti
Allah’ın kader hükmüne teslimiyetin zirvesinde bulunan
kainatın efendisi
bu acı hadiseler karşısında
yine de göz yaşlarını tutamıyordu
hz. hatice, hakiki sahibine iade ettiği
bu ciğerparelerini kastederek
ya resulallah
onlar, şimdi nerededirler
resul-i kibriya
onlar, cennettedirler
ey hatice.
peygamber efendimizin kalbi mahzun
gözleri yaşlıydı
müslümanlar da onun bu hüznünü paylaşıyorlardı
ama şirk cephesinin keyfine diyecek yoktu
birer insan olmaları haysiyetiyle,
insanlığın gereği olan başsağlığı dilemek şöyle dursun
efendimizi daha da üzmek için
ne lazımsa yapıyorlardı
hatta içlerinden as bin vail
ebu cehil gibi azılılar
işi daha da ileri götürerek
artık, muhammed ebterdir
nesli kesilmiştir
neslini devam ettirecek erkek çocuğu kalmamıştır
kendisi de ölünce adı sanı unutulacaktır
diyecek kadar küstahlık gösterdiler
resulünü, hiçbir zaman
yardım ve tesellisinden
uzak bulundurmayan Cenab-ı Hak
bu dedikodular üzerine
kevser suresini inzal buyurarak
müşriklerin dedikodularını ağızlarına tıkadı
peygamber efendimizi şöyle teselli etti
‘şüphesiz ki Biz sana kevseri verdik.
öyleyse Rabbin için namaz kıl
ve kurban kes.
asıl nesli kesik olan,
sana düşmanlık edenin ta kendisidir.’
evet asıl, adı sanı toprağa karışıp kaybolan
ebu cehiller, ebu lehebler oldu
resul-i kibriyanın (a.s.m.) adı ve davası
asırlardır inananların gönlünde
bayrak bayrak dalgalanmakta
kıyamete kadar da dalgalanmaya devam edecektir
müslümanlar, üç sene süren
çetin muhasara belasından kurtulmakla
son derece sevinmişlerdi
mekke’de umumi bir sürur meydana gelmişti
fakat, bu ferah ve sevinçleri çok sürmedi
arası çok geçmeden
başka bir musibet ve acı hadiseler meydana geldi
resulullah efendimizin,
peygamberliğinin 10. senesinde
ebu talib hastalandı ve ölüm döşeğine düştü
resul-i ekrem efendimiz, kendisini
küçük yaşından beri bağrına basıp
şefkat ve himayesinde büyüten
kendisini korumak uğrunda
her türlü tehlikeyi göze alan
değerli amcasını kaybedeceğine son derece üzülüyordu
onun müslüman olup
ebedi saadete ermesini de candan arzu ediyordu
ebu talib’in hastalığı gittikçe ağırlaşıyordu
bunu fark eden kureyş müşrikleri
son bir defa daha kendisine
peygamber efendimizle ilgili olarak başvurmayı kararlaştırdılar
bu maksatla
utbe bin ebi rebia, şeybe bin rebia
ebu cehil, ümeyye bin halef, ebu süfyan
daha başkaları yanına gelerek şöyle dediler
ey ebu talib, sen büyüğümüzsün
ölüm döşeğine düştüğünü görünce
endişe duymaya başladık.
kardeşinin oğlu ile aramızda olanı biliyorsun
onu çağır ve aramızda hakem ol
o bizden ayrılsın, biz de ondan ayrılalım
birbirimizle uğraşıp durmayalım
o bizim dinimize karışmasın,
biz de onun dinine karışmayalım
ebu talib,
nebiyy-i muhterem efendimize haber gönderdi
resulullah efendimiz gelip
ebu talib ile hazır bulunanlar arasına oturdu
ebu talib, kainatın efendisi
peygamber efendimize hitaben
ey kardeşimin oğlu,
bunlar kavmimin ileri gelenleridir
senin meselen için buraya gelmişlerdir
sana vereceklerini verecekler
senden alacaklarını da alacaklardır.
resul-i ekrem efendimiz
olur, ey amcam
onların benden almalarını
ve kabul etmelerini istediğim
bir tek kelimedir ki
onlar, o kelime ile top yekûn bütün araplara
ve arap olmayanlara hakim olabilirler
ebu talib, hayret içinde
bir tek kelime mi
peygamber efendimiz
evet, bir kelime
herkesi bir merak sardı
neydi bu kelime
ebu cehil ortaya atıldı
ve peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben
o kelime ne ise bize söyle de
o birin yanına biz on katalım
dikkat kesilmiş bütün kulakların
duymak istedikleri tek kelimeyi
resul-i ekrem şöyle ifade etti
‘la ilahe illallah’ deyin
ve Allah’tan gayrı taptığınız putlarınızı da
ellerinizle kaldırıp atın…
bu mukaddes sözü duyan müşrikler
hep birden ellerini çırptılar
ya muhammed
sen bunca ilahları, bir tek ilah mı yapmak istiyorsun
işine şaşıyoruz doğrusu
sonra da birbirleriyle konuştular
vallahi, bu adam,
size istemediğiniz şeyi veriyor
gidin, Allah sizinle onun arasında
hükmünü verinceye kadar
atalarınızın dininde direnin.
Cenab-ı Hak, onların bu hareketlerini
kur’an-ı keriminde bize şöyle haber verir
bütün ilahları tek bir ilah mı yapacakmış
bu ne acayip şey
onların ileri gelenleri
haydi yürüyün’ diyerek oradan ayrıldılar
ilahlarınıza bağlılıkla direnin.
sizden istenen şey budur
ebu talib, müşriklerle arasında
geçen konuşmadan sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’e
vallahi, ey kardeşimin oğlu
senin onlardan istediğin şeyi
ben hak ve hakikatten uzak görmedim
bunun üzerine resul-i ekrem efendimiz,
sevdiği ve saydığı amcasının
Müslüman olacağı ümidiyle sevinç içinde
ey amca
gel, bari sen
’La ilahe illallah’ de de
onunla sana ahrette şefaat edebileyim
fahr-i kainatın bu candan ve samimi arzusuna
ne yazık ki, amcası
gönlünü ferahlatıcı bir cevap vermedi
yeğenim, dedi,
vallahi, benden sonra
sana ve atalarının oğluna
çok yaşlanmaktan dolayı
bunaklık atfetmeleri korkusu olmasaydı,
istediğin şeyi söyleyip
sana tabi olurdum.
kureyş, o istediğin sözü
ölümden korkarak söylediğimi zannedecekleri için
söyleyemeyeceğim.
buna rağmen,
sevgili peygamberimiz (s.a.v.), amcasını
islama davetten ve teşvikten vazgeçmedi
mübarek kalbi
kendisini canı gibi seven amcasının
imansız gittiği takdirde
uğrayacağı dehşetli akıbetin ızdırabıyla çarpıyor
ve devamlı
ey amca,
’La ilâahe illallah’ de ki
onunla ahirette sana şefaat edebileyim.
yine böyle bir davet ve teşvikte bulunduğu sırada
ebu talib’in başucunda
ebu cehil ile abdullah bin ebi ümeyye de vardı.
ikisi de,
ya ebu talib, sen,
abdülmuttalib’in milletinden,
onun dininden yüz mü çevireceksin. dediler
resul-i ekrem, müşriklerin bu sözlerine aldırış etmedi
ve kelime-i tevhidi amcasına arza devam etti
onlar da aynı şekilde sözlerini tekrarlayıp durdular
sonunda ebu talib kendisinin
abdülmuttalib’in dini üzere olduğunu söyledi
buna rağmen peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek gönlü
kendisini çok seven amcasının,
kendisine her türlü eziyet ve hakareti reva gören müşriklerle
aynı akibete uğramaktan derin ızdırab duyuyor
ey amca, şunu bilmelisin ki
Allah tarafından alıkonuncaya kadar
senin affedilmeni isteyip duracağım.
nihayet, ebu talib, makbul bir imana nail olamadan
87 yaşında iken dünyaya gözlerini yumdu
bunun üzerine Cenab-ı Hak,
indirdiği ayet-i kerime ile resulullahın şahsında
bütün müminlere hitap etti
sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin
ancak Allah dilediğine hidayet verir.
doğru yolda olanları en iyi bilen de O’dur
resul-i ekrem efendimizin mübarek ve nazik kalbi
amcasının vefatıyla fazlasıyla acı duydu
gözleri yaşla doldu
mübarek dudaklarından şu cümleler döküldü
Allah ona rahmet etsin
mağfiretini ihsan buyursun.
vefatı sırasında hz. abbas da
ebu talib’in başucunda bulunuyordu
hz. abbas o sırada henüz müslüman olmamıştı
tam öldüğü sırada dudaklarının kımıldadığını görünce
kulak verip dinledi
"la ilahe illallah" dediğini işitti
resul-i ekrem efendimize
ey kardeşimin oğlu
vallahi, kardeşim ebu talib,
senin söylemesini istediğin tevhit kelimesini söyledi
resul-i kibriya, gözyaşları arasında
ben işitmedim.buyurdu.
amcasını kaybedişinden dolayı
bütün insanlığa rahmet hazinesi olan kalbi
teessür içinde olan rahmet peygamberi efendimiz
cenazesinin arkasından da şöyle dua etti
amca, Rabbim seni rahmetine eriştirsin
hayırla mükafatlandırsın
bu sırada yine mevzu ile ilgili
şu ayet-i kerime nazil oldu
ve mü’minlere değişmez bir ölçü verdi
‘Akraba bile olsalar
onların cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra
müşrikler hakkında Allah’tan af dilemek,
ne peygambere
ve ne de iman edenlere uygun düşmez’
amcasının vefatı eesul-i ekremi hem üzdü,
hem de derinden derine düşündürdü
zira kendisine o ana kadar zahiri hamilik eden
müşriklerin şirretliklerinden muhafaza etmeye çalışan o idi
gerçekten en zor ve çetin şartlar altında bile
çok sevdiği yeğeninin koruyuculuğunu esirgememiş
akrabalarının düşmanlıkları pahasına
himayeden vazgeçmemişti
bu himaye sebebiyle kureyş müşrikleri
peygamber efendimize fazla ilişememişlerdi
ama şimdi ortada ebu talib yoktu
müşriklerin dinmek bilmez
kin ve husumetlerinin eseri olan taşkınlıklarına karşı
kendisini zahiren koruyacak kimse kalmamıştı
Cenab-ı Hakkın muhafaza ve himayesi de
hiçbir maddi himayeci ve koruyucuya
ihtiyaç bırakmayacak tarzda
sevgili resulünün üzerinde
bundan böyle de eksik olmadı
redfer
Şehrin Uzak Yamaçlarında başlıklı yazı redfer tarafından
13.11.2024 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.