
Önce tuttum nefsimi elinden ama
yetmedi:
Bu sefer nefesimi tuttum derinden
yine yetmedi.
Özlemle hemhal açık seçik öznem ve
sözcükler bir başına serilmiş koynuna yerkürenin demem o ki: alabildiğine içim
ezildi bir o kadar ezilmiş bir çiçek olmanın verdiği acı ile darmadağın gövdem
ve ruhum ezik olmadığım kadar da azık bildiğim sevgimle ve hayallerimle asla da
çıkmadığım Kaf Dağında af diledim Rabbimden ama başkaları adına ne de olsa aşk,
şarlatan bir rüzgârdı günümüz dünyasında; insanların bitmek bilmez hırsları ve
istekleri ile ve de kırık tekeri acımın açmadığım kadar kalbimi sevgiden
bihaber fısıltı yüklü kâfir varlıklarında beni içlerine almadıkları kadar
yalancı dünyanın yalanları alabildiğine kanmış olsam da…
Hem rica üzerine sevmemiştim ben
evreni.
Emir kipim iken, sev emri elbet
Rabbim, ‘’ol’’ dediği takdirde bir o kadar en sevdiğim elbet biricik Mevla’mın
ilk emri, ‘’oku’’ bense saplamış olduğum kadar hayallerimin ve huzuruma da
delalet maneviyatımın sevgi ok’ u ile hemhâl layıkıyla kul olmak adına yüce
Huda’ya.
Sözcükler birer nesir.
Cümleler devinen nice şiir.
Duyguların rotası acının açısı ve
işte sevebilme yeti’ m ile alabildiğine yetim yüreğimin de sadece Allah katında
kabul görme kaygısı.
Gözümün önünden gitmeyen ne çok anı
çocukluğuma dair.
Ve ne çok an biriktirmişliğim elbet
iç sesimin, çok sevebilme sezisi.
Dualarımsa çağlayan misali…
Duyduklarım da değil insanların
birbirine iltimas geçtiği ne de olsa kendimce kendimle baş başa ve daha iyi bir
insan nasıl olabilirim sıfatımla baş koyduğum yoldan da yok iken dönüşüm.
Günü birlik addedilmesin de hani
yazdıklarım ne de olsa ben kalemin sevgiyi kaldırma gücünde devasa bir ayracım:
Dünümle bu günüm arasında bir sırdaş.
Yarınlara kavuşma heyecanım elbet
kader izin verdiğince.
Sorularımın muhatabı yine benim.
Alamadığım cevaplarda ise kendimi
ararım.
Kayıpların birer yenilgi olmaması halinde
kaybolmakla kendimi keşfetmek arasında uçuşan beyaz bir tülüm ben bazense bir
örtünün altında bazense duvarlar inşa ettiğim nefsime aldırış etmeden sadece ve
sadece kendime sitem ettiğim.
Ruhum.
Yüreğim.
Mühürlediğim bilinmezin tükenmez
istekleri.
Renklerim hem solgun hem cafcaflı:
En sevdiğim pembe ve beyaz, masum
kalabilmenin tek dünyası ve de nüansı varlığımın bir o kadar hiçliğimin ve
kodaman gölgeler peşinde bense Allah yolunda aslında haizi olduğum tek zerremle
Rabbin huzuruna çıktığım elbet hiçliğim ile var olmanın bir dünyası var mademki
elbet Allah rızası için sevdiğim ve yaşadığım kadar kaderime de içten içe razı.
‘’Elimde, cennete yollamak istediğim tek kelime “çocukluğum”
kalmıştı.
Çocuk hep güler, anne hep dua ederdi.’’(Alıntı)
Düşlerimin ruhumu telkin ettiği yasın ziyadesiyle yaşın da
izdihamı göz pınarlarımda biriken ve üstüne eklenen titrek gölgeler bir de
titreyen ellerime bulaşan mürekkep hayli koyu hayli yorgun ve ağıtlar biriken
içimde ve işte şimdi yol ayrımındayım: ya terk edeceğim bedenimi ya da terk
edilecektir çocuksu gülüşlerim çocuk olmaya namzet ikaz ettiğim yamalı
yüreğimin misilleme yaptığı bir geceden daha feragat ve firar ettiğimin de
ispatı iken kalemin, ‘’haydi, yaz’’ dediği.
Günü kapattım gün mizaçlı ruhun yorganında çıkan yangına
yandaştım ne de olsa tek kıvılcımın tetiklediği bir yol ayrımında: ya
gidecektim ya kalacaktım.
Elimde saklı son koz sadece çocukluğum ve ihbar ettiğim
hayali arkadaşlarım cirit atan yüreğin kırık tekerinde ansızın dona kaldığım
bir sonbahar akşamı boğazımda kalan o son lokma ve de çocukken hep güldüğüm
annemin duaları ve inancın kat izinde saklı yaşama sevinci ve büyüme telaşı.
Ne ırkı vardı oyunların ne de bir farkımız vardı
birbirimizden:
Adı çocuk soyadı umut öznesinde saklı firarı.
Adı çocuk mekânı hayal bahçesi özlemin sihri ve oyuncakların
simyası.