Umudumu Sevgimi Ve İnancımı Saklı Tuttuğum
Düşlerimin keyfini sürüyorum,
Mihriban’ım ve sessizliğin tetiklediği bir iç kıyım iken sözcüklerin neşri ve
işte kıyama duruyorum günün her saati…
Refüze edildiğim bir tebaa saklı
sağımda solumda bense önüme b/akıyorum.
Renklerin en asiline sevdalıyım ne de
olsa beyazdır benim diğer adım…
Nemalandığımsa evrenin yağan rahmeti
ve başımdan aşağı boca edilen nurudur yüreğimin elbet nemli gözlerimde seken
bir serçedir duyguların her birini gagaladığımda kendimi sevgi ambarında
hissettiğim…
Yitik bir dünden sonrası.
Günde saklı iken sonsuzluğun afrası
tafrası.
Yarınlara meylettiğim ve öksüz
sevdalardan göç ettiğim yeni coğrafyalara.
Bir mamut mu yoksa geçmişin teker
izinin üzerinden geçmiş olan?
Ya, mabedi duyguların sırça köşkün de
infilak ettiği.
Reel olan ne varsa hayalini kurup da
gerçekleşen ve tabulara dayanıklı dirseğim iken aşınan diz çökmediğim bir
yeryüzü ne de olsa göklerin yıldızıyım ben içime kurt düşse bile içimi ferah
tutup en yüce Makama odaklandığım.
Devasa bir ihanet idi mademki yüreği
kundaklayan…
Ve de martaval okuyan nice münafık.
Sözcüklerin teşrifi madem göğün
saltanatını süren ruhumda asılı iken her bir sözcük her bir duygu şiirler
yazdığım ve yalnızlığın da sessiz ve öksüz bestesi.
Cümbüşü günün göğe konan ufuk.
Dümeni kırdığım kadar burnumda tüten
annem.
Irkı da yok hüznün şeceresi de yok
uyruğu da.
Dünün teamülü.
Yalnızlığımın hicreti.
Sözcüklere taktığım kulp ve bir an
bile tereddüt etmeden sildiğim abartısız yüzlerce sayfa.
Bir tefrika belki de düşlerin son
bulduğu.
Bir temaşa belki de gerçeklerin
selama durduğu.
Nöbet tuttuğum kadar da nutkumun
tutulduğu ve kalemin devreye girdiği.
Hızına yetişemiyorum duygularımın.
Nazenin ve nüktedan umuda serilip
sarmalında inancın köstekli saatimi kuruyorum sonra da bileğimi dişleyip zaman
donuyor ansızın ve işte tevekkül yüklü sonsuzluğun g/izinde sekiyorum.
Harcı âlem hayat.
Hercai duygular.
Hicvi belki de ömrün.
Ve işte bekası yangından kaçıp da
denize atladığım ve yılana sarıldığım.
Hüküm verildi madem bir kere.
Yineliyorum umudu ve yenileniyorum ve
yılmadan yâd edip da maziyi yarınlara odaklanıyorum…
Her an her şey olabilmekte iken.
Andığım kadar anılmadığımsa meydanda
ve meydanı boş bulanların densiz varlığı.
Zihnimde yorgun trenler zihnimde
yıkık dökük raylar.
Geç kaldığım bir durak beklese de
beni…
Bazen vazgeçip gerisin geri gitse de
ayaklarım…
Aymazlığında bunca çıkmazın ve hüznün
ben yine de ayırdına varıyorum olan bitenin.
Göç mevsimi yaklaşırken…
Hamt ediyorum her anda saklı
mevcudiyetime.
Öcümü da alıyorum zalimden ve mazlum
yüreğimde mağdur sevdamda Çökertme oynayan sözcüklere bakıyorum da ve kala
kalıyorum olduğum yerde…
Bir tebessüm ekip huzur biçiyorum.
Bir de rahat koltuğum iken batan ama
vazgeçmiyorum bazen diken üstünde otursam bile biliyorum ki: ben doğrularımdan
ve yanlışlarımdan ve de dikenlerimden dahi sorumluyum.
Küskün gece küskün mehtap.
Saklı tuttuğum serenadı evrenin.
Sağdıcım sözcükler ve solumda saklı
anahtar.
Açtığım her kapı kilidini sevgiyle
umutla döndürüp ruhun da gizin de şifresini kırıp haiz oluyorum yeniden hayata
ve yaşama amacıma.
Sokulduğum bir yamaç iken yüreğin
bitiminde yolumun aşk ile kesiştiği.
Ve temaşası sözcüklerin kaykıldığım
şu kaygan zeminde ayakta kalmanın da bir şekilde mümkün kılındığı.
Hüznüm dalyalarca.
Sözcüklerim kim bilir kaç balya?
Renkler s/üzgün goncalar yaralı.
Mevsim delişmen rüzgâr ise hüzne
sevdalı belki de benim ki kıyısından köşesinden nasiplendiğim duygular
kükrerken ve yüreğim gürlerken…
Hazzı mı yoksa acıların ve vuku bulan
nice tevafuk hem de ansızın ve işte Sır Kapısını ardına kadar açıldığı…
Nüvesi umudun günde ve anda saklı.
Namert bir esinti bile olsa sırtıma
esen bir o kadar sırtımdan bıçaklandığım…
Kökümle korumla közümle ait olduğum
bir kâinat tek zerremle sektiğim ve yoktan var edene sevdalı ve sadık olduğum
kadar kayıpların minvalinde bulmak adına hem kendimi hem doğruyu tüm
hatalarımdan ders çıkarmanın da mahiyeti ve maliyeti iken içine düştüğüm o
darboğaz ve tecelli etti edecek iken tek bir teselli bile bana yeterken…
Teşrifi günün tesadüf eseri değil
tevafuk yüklü ömrün bilmecesi bazen sağdan sola işaretlediğim bazen çapraz
bulmaca gibi kendimle ve içimdeki çocukla yolumun kesiştiği ve illa ki anne
özlemi yüreğimi d/ağlayan o s/onsuzluk denen tufanda kaskatı kesildiğim ve
kimine göre yıldızım düşük addedilip de aslında gök kubbede en tepede asılı
olduğum kadar adımla müsemma adımımla yol verdiğim acıların tınısında ve
tanısında ermek adına yarınlara ve hidayete açlığım tokluğum da değil açtığım o
kilit misali sınandığım kadar da tüm şifre sadece evrenden saklı ve kayıtlı
iken içlendiğim den öte içerlediğimden de öte içtimada geçer iken ömrüm
tebessümlerimin ve de dualarımın karşılık bulacağına duyduğum inanç kadar da
yolumdan geri dönmediğim…
Arsız bir hüzün mademki yakamdan
düşmeyen…
Ant içtiğim üzerine namusumun ve
şerefimin ve inancımın doğrultusunda asla da ödün vermezken değerlerimden ve
tüm öğretilerden bana kalan iken hayatımı idame ettirmek kadar da umudumu
sevgimi ve inancımı saklı tuttuğum…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.