
Yaprakları Ezerken
Şiddetli bir rüzgâr esiyordu.
Kendimizi kocaman bir ağacın altında dikilip sayısız yaprağın altında, yaprakları
ezerken bulduk. Yakınlarda bir karga ötüyordu ve gecenin siluetleri iyice
belirginleşmişti. Gecenin gölgelerinde sadece ikimiz vardık. Ağacın dalları,
rüzgârın etkisiyle dans ederken, yaprakların hışırtısı, sanki bir melodi
oluşturuyordu. Her bir yaprağın ezilmesi, içimdeki duyguların ezilmesi için bir
yarışa girmiş gibiydi. O an, zamanın durduğunu hissettim. Sadece rüzgârın sesi
ve karganın ötüşü vardı; diğer her şey, bu anın büyüsünde kaybolmuştu. Yanımda
duran kişi, gözlerinde bir belirsizlik taşırken, yüzünde hafif bir gülümseme
vardı. "Biliyor musun," dedi, "bazen rüzgârın sesi, geçmişin
yankılarını getirir." Baktım sevgilimin yüzüne karanlıktı. Bu sözler,
içimde bir şeyleri harekete geçirdi. Geçmişin gölgeleri, bu gecenin
karanlığında dans ediyordu. Her bir hatıra, bir yaprak gibi titreyerek, yeniden
canlanıyordu.
"Belki de bu ağaç,
bizim hikayemizi dinliyor," dedim. Ağaç, yıllar boyunca pek çok fırtına
görmüştü. Belki de bizim gibi kaybolmuş anları yaprağında barındırıyordu.
Rüzgârın hışırtısı, sanki geçmişte yaşananları fısıldıyordu. Her bir yaprak,
birer sır gibi düşüyordu. Karga, bir süreliğine durdu ve sanki bizi izliyormuş
gibi bakışlarını üzerimize çevirdi. Gecenin karanlığı, onun siyah siluetini
daha da belirginleştiriyordu. O an,
rüzgârın getirdiği tazelik, içimde bir uyanışı getirdi. Geçmişin yüklerinden
kurtulmanın, belki de sadece o anı yaşamakla mümkün olduğunu düşündüm.
"Hayat, bu anların toplamı değil mi?" dedim. "Her bir an, bir
başka anı doğurmuyor mu?"
Gecenin derinliklerinde
kaybolmuşken, yalnızca birbirimizin varlığıyla yetiniyorduk. Ağaç, rüzgâr ve
karga; hepsi bu anın bir parçasıydı. Ve biz, bu anın içinde kaybolmuş,
birbirimizi bulmaya çalışan iki ruhtuk. "Belki de bu gece, yeni bir
başlangıcın habercisidir," dedi. O an, rüzgârın sesiyle birlikte, kalbimde
yeni umutlar filizlenmeye başladı. Gecenin karanlığı, artık korkutucu değil,
huzur vericiydi. Belki de hayat, bu tür anlarda gizliydi; basit ama derin bir
anlam taşıyan anlarda. Bir süre sessizlik içinde durduk, sadece rüzgârın sesini
dinleyerek. Yaprakların hışırtısı, sanki kalbimizin atışlarıyla bir uyum içinde
dans ediyordu. Her bir ses, içimdeki karmaşayı dindiriyor, ruhumu okşuyordu.
"Biliyor musun," dedim, "bazen en karanlık anlar, en parlak
yıldızları doğurur."
Yanımdaki sevgilim, başını
hafifçe eğerek gülümsedi. "Evet, belki de karanlık, ışığın değerini
anlamamız için bir fırsat." O an, göz göze geldik. Gözlerinde bir parıltı
vardı; belki de bu anın büyüsünden kaynaklanıyordu. Karga, birden havalandı ve
karanlıkta kayboldu. "Belki de o da kendi yolculuğuna çıkıyordur,"
dedim. "Herkesin bir hikayesi var, değil mi?" Herkesin kendi
yolculuğunda kaybolduğu, kendi gölgeleriyle yüzleştiği bir gerçekti. Ama biz,
bu gece burada, birbirimizin yanında durarak, kendi anımızı yazıyorduk.
Ağacın gölgesinde, rüzgârın
melodisi eşliğinde, geçmişin yüklerinden kurtulmanın yollarını arıyorduk.
"Bir zamanlar, bu ağaç altında başka insanlar da durmuş mudur?" diye
sordum. "Belki de onların da anları vardır. Belki de bu ağaç, tüm bu
anıları saklıyor."
"Her ağaç, bir tarih
kitabı gibidir," dedim. "Kökleriyle toprağa bağlı, ama dalları
gökyüzüne uzanıyor. Biz de öyleyiz; geçmişin köklerine bağlıyız ama geleceğe
umutla bakıyoruz." O an, rüzgâr bir kez daha esti ve yapraklar arasında
kaybolan sesler, geçmişin yankılarını getirdi. Her bir hışırtı, bir hatıra, bir
anıydı. Geçmişte yaşanan her şey, şu anı şekillendiriyordu. "Belki de
geçmiş, geleceği inşa etmemiz için bir öğretmendir," dedim. Gecenin
karanlığında, yalnızca birbirimize değil, aynı zamanda kendimize de birer ayna
tutuyorduk. "Hayat, bazen karmaşık ve zorlayıcı olabilir," dedi.
"Ama bu anlar, bize kendimizi hatırlatıyor."
Rüzgâr, birden hızlandı ve
ağaç, daha da titremeye başladı. "Görüyor musun, ağaç bile bu rüzgârla dans
ediyor," dedim. "Belki de hayatta kalmanın yolu, rüzgâra karşı durmak
değil, onunla birlikte dans etmektir." Yanımdaki sevgilim, gülümseyerek
başını salladı. "Evet, belki de hayatın akışına teslim olmak, en büyük
özgürlük." O an, ikimiz de bu karanlık gecede, birer yıldız gibi parlamaya
başladık.
Gecenin sessizliği, artık
bir huzur melodisine dönüşmüştü. Ağaç, rüzgâr ve karga; hepsi bu anın içinde
bir bütünlük oluşturuyordu. Ve biz, bu bütünlüğün bir parçası olarak, geçmişin
yüklerinden arınarak, geleceğe umutla bakıyorduk. "Belki de bu gece,
hayatımızın dönüm noktasıdır," dedim. "Yeni bir başlangıç, yeni bir hikâye.
“Ve rüzgâr, bir kez daha estikçe, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim.
Geçmişin gölgeleri geride kalırken, yeni umutlar filizlenmeye başlamıştı, vesselam.
Mehmet Aluç