Ne Yaptım Koca Bir Yıl Boyunca?
Ne Yaptım Koca Bir Yıl Boyunca?
Ne yaptım koca bir yıl diye
kendime sorduğumda, aklıma gelen ilk şey, yazdıklarım oldu. Öyküler, şiirler,
denemeler... Sanki kalemim, hayatın sırlarını çözmeye çalışıyordu. Her bir
kelime, içimdeki karmaşayı dışarı atma çabasıydı. Ama biraz hastalandım, tabii
ki. Sağlık, ne de olsa, en büyük lüksümüz. Rabbim, şükür ki, beni yine
sağlığıma kavuşturdu. Sonra ev taşıdım. Evet, bir evden diğerine geçmek,
hayatın en olağan işlerinden biri değil mi? Ama benim için bir macera. Kutu
kutu eşya, kaybolmuş bir çorap ve "Nerede bu eşyalar?" soruları...
Hepsi birer telaş. Şimdi yine taşınacağım. Sanki evler, benden kaçmak ister
gibi. Aslında kaçma değil de fahiş ev zammına yetişemediğimden kaçıyorum ve
kaçarken Rabbime sığınıyorum. Ne güzel bir sığınak kapısı şükürler olsun Rabbime,
hiç kapısından kovmuyor…
Olağan işlerle dolu bir yıl,
ama her anında bir tuhaflık var. Belki de hayatın kendisi bir kinaye. "Her
şey yolunda" derken, içten içe bir kaos mutlaka çıkıyor karşıma var. Ama
olsun, yazmaya yaşamaya devam edeceğim. Çünkü her cümle, bir adım daha atmamı
hayatı yaşamamı söylüyor. Yazdıklarım arasında kaybolurken, bazen
düşüncelerimle bir ürkme yaşıyordum. Bir yanda "ne yapıyorsun, daha iyi
şeyler yapabilirsin" diyen bir iç ses, diğer yanda "ama bu da bir
şey" diyen bir başka ses. İşte, bu içsel çatışmalar yazdıklarımı besledi.
Her cümle, bir tartışma masası gibi, fikirlerim arasında gidip gelen bir çağrı...
Hastalık dönemi de ilginçti. O zamanlar, sağlığın kıymetini anladım. Birkaç gün
boyunca yatağa mahkûm olmak, bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu
hatırlattı. O anlarda, yazmak yerine sadece düşünmek zorunda kaldım.
Düşüncelerim, kelimelere dökülmeden uçup gitti. Ama sonunda, yeniden kalemi
elime aldığımda, sanki yeniden doğmuş gibi hissettim. Sağlık, gerçekten de en
büyük zenginlik!
Ev taşıma işlemi ise ayrı
bir serüven. Eşyalar, sanki kendi başlarına bir hayat sürüyormuş gibi,
kutulardan kaçmaya çalışıyorlardı. "Neden bu kadar çok eşya var?"
diye düşündüm. Her bir parça, bir anıyı barındırıyor. Ama taşınırken, o anıları
geride bırakmak zorunda kalmak da bir başka kinaye. "Yenilik, eskiyi
unutturur" derler. Ama ben unutmak istemiyorum. Her kitap, her resim, her
çerçeve; geçmişin bir parçası. Şimdi yine taşınacağım. Belki de bu sefer,
eşyalarımı daha az tutarak, daha çok anı biriktirmeyi hedefleyeceğim. Çünkü
anılar, taşınması en kolay şey. Onları kalbimde taşıyabilirim. Hayatın olağan
akışında, her taşınma bir başlangıç, her başlangıç bir sona işaret ediyor. Bu
döngü içinde kaybolmamak için yazmaya devam edeceğim.
Yazmak, benim için bir nevi huzur.
Her kelime, içimdeki karmaşayı biraz daha azaltıyor. Kinayeli bir şekilde,
"Hayatımda ne kadar çok şey oldu!" derken, aslında her şeyin sıradan
olduğunu biliyorum. Ama sıradanlık da bir çeşit güzellik değil mi? Her gün aynı
sabah kahvesini içmek, aynı sokakta yürümek... Hepsi, yaşamın basit ama değerli
anları. Koca bir yıl geçirdim. Yazdım, düşündüm, hastalandım, sağlığıma
kavuştum, ev taşıdım ve yine taşıyacağım. Olağan işler, olağan hikayeler... Ama
her an, bir başka anın kapısını aralıyor. Ve ben, bu kapılardan geçmeye devam
edeceğim.
Yazmanın getirdiği huzur,
bazen içimdeki fırtınayı dindirse de bazen de daha da alevlendiriyordu. Her
yeni cümle, bir başka karmaşayı çağırıyordu. "Acaba bu yazdıklarım kimseyi
ilgilendiriyor mu?" diye düşündüm sık sık. Ama sonra, "Belki de
sadece kendim için yazıyorum," dedim. Sonuçta, kelimelerime döktüğüm her
düşünce, benim içsel yolculuğumun bir parçasıydı. Hastalık döneminde, kendimi
izole ettiğim o günlerde, hayatın ne kadar hızlı geçtiğini anladım. Dışarıda
insanlar koşuştururken, ben dört duvar arasında kaybolmuş bir ruh gibiydim. O
günlerde, pencere kenarına oturup dışarıyı izlemek, bana bir şeyler öğretmişti.
İnsanların yüzlerindeki ifadeler, hayatın ne denli değişken olduğunu
gösteriyordu. Kimi gülüyor, kimi üzülüyordu; ama hepsi de bir şeyler
peşindeydi.
Ev taşıma sürecinde, eşyaların arasında kaybolmak, hayatın ne kadar karmaşık olduğunu hatırlatıyordu. "Bu kadar eşya neden?" diye sorduğumda, içimdeki boşlukla yüzleşiyordum. Her bir kutu, geçmişin yükünü taşıyordu. Ama taşınmak, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda ruhsal bir arınma gibiydi. Yeni bir ev, yeni başlangıçlar demekti. Ama yine de eski evin anıları peşimi bırakmadı. Taşınırken, komşularla vedalaşmak da ayrı bir duyguydu diyemeyeceğim çünkü komşuluk çoktan ölmüştü, ruhuna el Fatiha... Her biriyle kısa sohbetler, gülümsemeler ve belki de içten bir veda yoktu artık. "Bir gün yine görüşür müyüz?" sorusu, her defasında içimde bir güzellik bırakmıyordu. Ama hayatta her şeyin geçici olduğunu bilmek, insanı bir yandan hüzünlendirirken bir yandan da özgürleştiriyordu.
Yeni evde, yeni anılar
biriktirmeye başladım. Duvarlara asılan resimler, yeni bir anının başlangıcı
anlatmaya. Ama yine de, eski evin sıcaklığını özledim. "Neden bu kadar
bağlıyım?" diye düşündüm. Belki de o evde yaşanan her anı, beni ben yapan
unsurlardan biriydi. Yazmaya devam ettim. Her sayfa, yeni bir keşif, yeni bir
duygu. Kinayeli bir dille, "Hayatımda ne çok şey oldu!" derken,
aslında her şeyin sıradan olduğunu biliyorum. Ama sıradanlık, hayatın en güzel
parçalarından biri. Bir çay demlemek, bir kitap okumak, bir dostla
(bulabilirsen eğer) sohbet etmek... Hepsi, yaşamın tadını çıkaran küçük anlar
değil mi? Vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.