
Ölümü bile hafifleten acılar vardır ama bazı acıların hafifletici sebepleri bile yoktur.
Ve hep ama hep insan zulmüyledir, insan kalbindedir.
İnsanın akıl almaz, kalbe sığmaz inanç şekli ile oluşturulan saplantılı ve tutarsız düşüncelerin, davranışa dönüşmesi sonucundadır.
Ve bu trajedinin başrolünü de kendisine bahşeyler maalesef çiğ süt emen…
Anı yaşamak uğruna, her anı, anıyı ve sonrayı mahvetmeyi göze alan BEN deyişin zaferidir bu.
Dünyadaki maneviyatının yetersizliğine dayanamayıp, maddi küstahlığıyla sevişenin çocuğu olarak doğar bu piç!
Bir gecelik kaçamağından hamile kalan kadının, kısır kocası karşısındaki çaresizliğini hesaba katamadan…
İstemenin gücünü bilemeyip, olduramamanın kızgınlığıyla tüm dünyayı suçlarken, pişmanlık onu avucuna almak için okşamaya çoktan başlamıştır sırtını yeni bilenmiş yalnızlığıyla.
Bu kaçamak şehvet dolu olsa da, zamanla can yakmaya başlar. Ve ne zaman ki kanatmaya başlar, acıtmaya başlar, bir acaba dökülür dudaklardan kararsızca…
Keşkeleri haykırmaya fırsat kalmadan, ciğerlerini çoktan sökmüştür pişmanlık.
Ve pişmanlıktan kanayan paramparça kalbine sığınmaya çalışırsın.
Sanki onu sen yok saymamışsın gibi önceden.
Sanki kirli ellerinle masumiyetini okşayıp kirletmemişsin gibi, hala daha medet umarsın kalbinden.
Kalbinin sana olan kızgınlığı, senin aptal şaşkınlığının cüretindendir, hala daha anlayamazsın. Ve yine herkesi ve her şeyi suçlarsın.
Ve yine bir şeylere sırt dönmeye çalışırken manevi yetersizliğinden kaçmak için, bu sefer de yalnızlığın tarafından tecavüze uğrarsın.
Hani o özgürlük sandığın yalnızlığın...
Ve özgürlük; Özgürlük duraksamadan yanından geçerken, ağız dolusu tükürür ruhuna, namına leke sürdüğün için..!
Ve şefkatli bir dua mırıldanır yok ettiğin vicdanın için.
“Artık bu sana emanet” der pişmanlığına, sana asla geri dönmeyeceği için.
Ve son bir
kez bile bakmaz suratına, seni gözlerine layık görmediği için…