Bir Kadının Vazgeçiş Manifestosu
Her
kelimesinin ve her kelimenin öncesinin ve cümlesinin hissedilerek okunması
dileği ile…
Sevgimle…
Ah Sevgili
ah!
Biz bize
neler yaptık böyle!
Kendimize
itiraf edemediklerimizi birbirimize itiraf ettik yeri geldi.
Ve yeri
geldi tek limanı olduk birbirimizin,
Ve
birbirimizin tek dostu olduk çoğu zaman…
Biz nereye
nasıl geldik te düşman olduk, artık birbirimizin yüzüne bakamaz olduk?
Biz mi
yaptık bize bunu yoksa izin mi verdik başkalarına?
Dilimiz mi
içimizi kirletti yoksa biz hep pis miydik?
Bu yüzden mi
eğreti durdu üzerimizde samimiyet?
Yoklukta
mutlu olduk ta varlıkta yok olduk aslında…
Ama insanız
sonunda, alışırız elbet yeni hayatlarımıza!
Ne kadar
derinden hissetsem de yokluğunu, yeni çekilen dişin kanayan boşluğu kadar,
Elbet kapanır
bu yara da…
Cismin solmaya başladığında zamanla hatıramda,
Gün gelir, dilim dürtmekten vazgeçer bu
yarayı ismini unuttuğumda.
Her şeyin
günü gelir, yeri gelir ve alışılır.
Gidenin
yokluğuna da alışılır, yeni gelene alışıldığı gibi…
Benim
duştaki saçlarıma, senin lavabodaki sakallarına rağmen,
Benim erken
uyanışıma, senin geç yatışına rağmen,
Benim hep
özür dileyip, senin hep git demene rağmen,
Alışılır…
Benim hep
biz deyip, senin hep “elalem” demene rağmen
Benim hep
biz deyip, senin hep “ben” demene rağmen!
Senin seni,
bize tercih etmene rağmen sevdim seni ve korudum seni.
Ve bir erkek
gibi dövüştüm kendimle ve bir kadın gibi saç saça baş başa kavga ettim yine
kendimle seninle kalabileyim diye.
Onurun ciğerini, gururun kalbini söktüm ben senin için!
Çünkü
güvendim sana!
Güven ne
demektir bir kadın için, hiç düşündün mü?
Bir kadının
bir erkeğe güvenmesi ne büyük bir devrimdir!
Boşa çıkan
güvenin yok olan inanç demek olduğunu gördün mü?
Yoksa sadece
dram kraliçesi deyip güldün mü?
Güvendim
sana duyduğum koşulsuz ve sonsuz sevgime ve bana duyduğunu sandığım sevgiye...
Hayatımızın kibirli zemininde, paramızın yetmediği ayların arifesinde, Hasankeyf’in geçmişinde…
Diyarbakır’ın surlarında, Burdur’un lavantasında, Nemrut’ta tanrılar huzurunda, Göbeklitepe’de geçmişin sağlamasında… Lefkoşa’da her sokakta! Keşfettiğim her şarkıda, Cevdet Bağca’nın Kırgın’ında, İstanbul’un sokaklarında, tanıştığım her insanda!
Bu evi, beni, bizi terk etmeden önce son
kahveni içtiğin, sakladığım son fincanda!
Her yerde ve
her zaman sevdim seni, hem de çok sevdim..
Hani derler
ya, 3 tür sevgi var diye; Çünkü Sevgi, Eğer Sevgi ve Rağmen Sevgi. Birbirimizi
“çünkü”ler ile severken, senin “eğer”ler dolanmaya başladı diline.
Ben ise seni
sana “rağmen” sevdim!
Ve belki de
sen sadece benim seni sevmemi sevdin, kendine “rağmen”...
Sevgime,
sana ve bize sahip çıkmayı, haklı çıkmaya tercih ettim ben!
Tüm
günahları senin uğruna ruhuma katarcasına, tüm sevapları sana adarcasına,
varlığımı varlığına sunarcasına sevdim.
En çok da
sabahları yanında uyandığımda…
Sen hep
derin uykuda olsan da!
En sevdiğim
ve en nefret ettiğim zamanlarda bile sevdim seni hem de çok…
Ancak bir
anne çocuğunu sevebilir benim seni sevdiğim kadar.
Kaldı ki
anan bile sevmemiştir seni benim kadar!
Sana o kadar
çok şey yazdım ki yıllar içerisinde, hepsini bilmek hakkın mıdır yoksa cezan
mıdır karar veremedim…
Sence?
Ben
bilemedim…
O zaman
şöyle yapalım; Hani çok seversin ya sen Frida’yı…
Diego’ya
ayrılık mektubundan birkaç seçme satırla elveda demek isterim sana ikinci kez
ve son kez…
“Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını
hissettiğimde vazgeçtim. Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için
vazgeçtim. Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için
vazgeçtim. Bencil olduğun için vazgeçtim. Bunlardan sadece bir tanesi senden
vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. AMA HEPSİNİ DÜŞÜNDÜĞÜMDE
SENİN BENDEN ÇOKTAN VAZGEÇTİĞİNİ ANLADIM. BU YÜZDEN BEN DE SENDEN VAZGEÇTİM.”
Sana bu yazdıklarımı
ne zaman gönderirim, ya da gönderir miyim bilemiyorum…
Belki de
diğer yazdıklarım gibi, bir hatıra ya da hata olarak kalırlar bana.
Umarım hayat
karşına benim gibileri değil, hep senin gibileri çıkarır.
Ve bunun
için aklıma geldikçe üşenmeden dua edeceğimden emin olabilirsin. …
Ve belki gün
gelir,
Belki o gün
gelir ve ne kaybettiğini anlarsın...
Pişman ol
diye değil, artık değer bil diye! Artık sevgiye inan diye, artık egondan arın
diye.
Ne verilen
tavizlerin ne de yapılan fedakârlıkların, özgüven eksikliği veya kendini sevme
yoksunluğu ile ilgisi olmadığını öğren diye.
Özür
dilemenin bile, bazen sevgi dolu bir affediş olduğunu, çünkü gerçek sevginin
bunu gerektirdiğini anla diye.
Olduğunu
zannettiğin kişi ile olduğun kişi arasındaki farkı gör diye. Artık kendini
dürüstçe sev ve kendini severken başkalarını hırpalama diye…
Kendine olan
sevgin dürüstleştikçe, başkalarını da adabıyla sevmeyi öğretecektir hayat sana.
Ve o zaman
hakkın ve cüretin olabilir söylemeye, kim kendini nasıl sevmeli!
Karmalarımız
bize adil olanı sunar elbet günü gelince...
İkinci kez
ve son kez, Hoşçakal…
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.