İnsan bazen
doğduğu topraklarda yaşar gurbeti, el kapısında diner hasreti
İlk
adımlarını attığı odalarda kahve içer hatrı kalsın, hatırlansın diye
Ve ev sahibi
özler onu yanındayken bile hasretle
Geçmişin
pişmanlıkları, keşkeleri dürter dillerini
Özürler gırtlağını
sıkar da dilini söken utançtan sesi çıkmaz kefaretlerinin
Her gün bir
dişi sökülürcesine kanar ve kanatır geçmişin hataları
Hatalarının vicdanı
olursun da azabından susarsın
Dört bir
yanını saran sevgiye duvarlar örer, toplarla tüfeklerle saldırır utanç
Affetmiş
olman yetmez al yüzlerini soğutmaya
Yuvanı
yuvaya ihtiyacın varken sunamayanlara kızamazsın bile geç gelmiş ama çok gelmiş
sevgilerinden
Sevgilerini pişmanlıktan
mı serer acaba önüne diye hep meraktasındır çünkü
Ve her
hecende bunu bilirler
Her sözünle
çenendeki gamzende içinde kaynayan kahrını görürler
Gülümsersin
kanayan gözlerinle gülümsersin
Güllerin
açmadan çürüdüğü bahçelerde çocukluğunla küflenirsin
Ve bir gün..
Kendi
doğduğun topraklardan kaçıp, atanın topraklarına dönersin..
O hiç
yaşamadığın, karışamadığın topraklarda geçmişine merhemler sürersin
Güzel
kokmayan ama acıtmayan şifalarda bulursun teselliyi
Sessizce
sessizliğinde kendinle yüzleşirsin…
Yazarın
Önceki Yazısı