Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen
Hayat hikayesinin 103.bölümü
gel…
son kez ilk baharımız ol
bu mevsim güller incitilmesin
gamküsarımız ol
kalbimizi kaydırmadan
bize onu haşre dek baki kılma ruhsatı ver
yalın unutuşların poyrazında bırakıp bizi bir başımıza
belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde
kıvrandırma
ruhlarımızdan kuşluklar geçti
gün geçti
akşam oldu
dün geçti
ve gece olmadan
kainat güneşi kerem kıl
tüllenen hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin
artık getirdiğin kutsal emanetin kaybolacağından
korkmasın ümmetin
ey aşkın efendisi
hasretinle kor ateşlere döndük
gece yarılarında
gündüz ortalarında
kırk ikindilerde
kuşluk saatlerinde
ister nur
ister karanlık olsun
yeni ufuklar açan
rengarenk ışık saçan
manevi bir güneş gibi gel
ilahi aşkta yok olalım
hani
her karanlık gecede
aydınlatandın leyli dildarlığı
her göçmen kuşun kırık kanadını sarmak için vardın
aynı şarkıyı söyleyen sıcak dudaklardan
aynı hazzı duyan kulaklara akardın
yıldız yağmurlarınca dökülürdün üstümüze
hani
denizlerinde
yakamoz gazeller dinleyerek büyürdü maviler
sahillerinde sedefler açılırdı müjde müjde
ve her gün
her gül fecrinde
eski yollardan çıkıp gelirdin gönül hanemize
dağsız yıldızları yıldızsız dağlara döndürür
yüreğimizin heyecanı gibi
uzayıp giderdin gecelerden gecelere
yağmurların eteğinden geçer
mühürlerdin dudaklarımızda ki kelimeleri
aşklar boyu sürüklenirdik
iklimlerden iklimlere
kanat çırpardı turnalarımız
mecrası kuruyan ırmaklarda
sel sel sevinçler taşırdık senden
maveraya
tohum versen de bize
mahsul olabilseydik
kanat olsan da bize
katına varabilseydik
şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında
medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca
yanabilseydik
sana kanabilseydik
bir kez olsun
aşkınla döktüğümüz gözyaşlarında
görebilseydik yüzünü
denizine bir kez olsun dalabilseydik
ya denizinde kalabilseydik
himalayalar kadar kara bahtımızı
kara yerlere salabilseydik
bağından razıye
menbağından marziye ilhamlar alabilseydik
kutlu gelişine yüz bin selam olsun
sen aydınlık içinde aydınlık
sen açıklık içinde açıklıktın.
seninle sevgiler sevgili olur
seninle muhalimiz hale dururdu
mühürleri kaldırmada son idin sen
can kilitlerini açmada sonuncu gülümsesen
seni görenlerin güneş düşerdi gözünden
seni sevenlerin ışık yayılırdı çehresinden
birer efsaneydi
hayal ile hatıran
adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı
şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların
adını gizli anıyor aşık–ı nalanların
kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan
azat oldu zülfünün zenciri
solumuzdan ve sağımızdan.
ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü
biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü
tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz
mürebbisine kin güden çocuklara yasta gibiyiz
insanlık güneşe nispet zulmete döndü
bahtımız hasrete döndü
gümüş tenli yusuf’u arayanlar gül teninde
yusuflar ülkesine girdiler
cennet peşinde koşanlar
gül cemalinde cennetlere erdiler
körün elinden tutana
Hak’tan yüzlerce ecir vardır
buyurmuştun
kıyam et
tut bu körlerinin elinden
israfilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar
yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce
ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına
ve öğüt yine
yine öğüt aşk tanelerimizi
değirmenlerinin nakışlarına
*
resul-i kibriya
hz. osman'ın müşrikler tarafından
şehid edildiği haberini duyunca
son derece müteessir oldu
kureyş'in bu hareketi karşısında
üzerlerine yürümekten başka bir çare kalmıyordu
madem böyle,
bu kavimle çarpışmadıkça,
buradan kesinlikle ayrılmayacağız buyurdu
yapılabilecek başka bir şey de kalmamıştı
sulh tekliflerine yanaşmadıkları gibi
elçi şehit etme cüretini bile gösterebiliyorlardı
efendimiz
Allahü Teala, bana biat yapılmasını emretti
diye seslendi
hatemü'l-enbiya daha sonra
rıdvan ağacı olarak adlandırılan
semüre ağacı altında durdu
müslümanlar da teker teker
çarpışmaktan yüz çevirmeyeceklerine
Allah ve resulü yolunda canlarını
feda edinceye kadar savaşacaklarına dair
biat ettiler
biat, sahabilere yeni bir cesaret
taze bir heyecan verdi
yerlerinde adeta duramaz bir hale gelmişlerdi
bir an evvel ya kabe'yi tavaf etmek
veya müşriklerle çarpışmak istiyorlardı
Cenab-ı Hak,
bu biatta bulunan müslümanlardan
razı ve memnun olduğunu
kur'an-ı kerim'de şöyle beyan eder
‘and olsun ki, o ağacın altında
sana biat eden müminlerden Allah razı oldu
kalplerinde olanı bildiği için
Allah onların üzerine sükunet ve emniyet indirdi
ve onları yakın bir fetihle mükafatlandırdı…
‘elde edecekleri pek çok ganimetleri de
onlara nasip etti
çünkü Allah'ın kudreti her şeye galiptir
ve hikmeti her şeyi kuşatır.’
bu baata
rıdvan biatı adı verildi
resul-i ekrem
ağaç altında gerçekten biat edenlerden hiç biri
cehenneme girmeyecektir buyurdu
biat haberi kureyş müşrikleri tarafından duyulunca
üç gün yanlarında alıkoydukları hz. osman'ı
serbest bıraktılar
derhal hz. resulullahın huzuruna çıkıp geldi
böylece şahadeti ile ilgili haberlerin
asılsız olduğu anlaşıldı
hicretin 6. senesi, zilkade ayı
rıdvan biatı, kureyşlileri fazlasıyla korkutmuştu
endişeye kapılarak alelacele
sulh teklifinde bulunmak gayesiyle
bir heyet gönderdiler
kureyş müşrikleri
süheyl bin amr başkanlığında ki
üç kişilik heyete
şu direktifi vermişlerdi
gidin, muhammed'le sulh anlaşmasında bulunun
fakat buradan dönüp gitmek şartıyla
eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın
efendimiz (a.s.m.), süheyl'in gelişini
hayra yorarak, sahabilerine
artık, işiniz bir derece kolaylaştı
kureyşliler, sulh yapmak istedikleri zaman
hep bu adamı gönderirler buyurdu
kureyş elçisi süheyl bin amr
resulullahın huzuruna vardı
önünde iki dizinin üzerinde diz çöktü
efendimiz ise bağdaş kurmuştu
müslümanlar da çevresinde oturmuşlardı
süheyl bin amr uzun uzadıya konuştu
efendimize sulh teklifinde bulundu
efendimiz sulh tekliflerini kabul etti
sonra sulh şartlarının müzakeresi yapıldı
onlarda da anlaşmaya varıldı
sıra anlaşma şartlarının yazılmasına gelmişti
hz. ali musalahanın şartlarını yazmak üzere
katip tayin edildi
peygamberimiz (s.a.v.), hz. ali'ye,
yaz ya ali ,
bismillahirrahmanirrahim dedi
süheyl bin amr, buna itiraz etti
biz, bismillahirrahmanirrahim'i bilmiyoruz
sen böyle yazma dedi
resul-i ekrem, öyle ise nasıl yazalım
süheyl, bismike allahümme, yaz dedi
efendimiz, bismike allahümme de güzeldir
buyurduktan sonra
ya ali,haydi yaz
bismike allahümme diye emretti
hz. ali de aynı şekilde yazdı
sonra
resul-i kibriya efendimiz,
hz. ali'ye şöyle yazmasını emretti
bu, muhammed resulullahın
süheyl bin amr'la
üzerinde anlaşmaya varıp sulh oldukları
icabının taraflarca yerine getirilmesi kararlaştırılıp
imzaladığı maddelerdir
kureyş heyeti başkanı süheyl yine itiraz etti
vallahi, biz senin gerçekten Allah'ın resulü olduğunu
kabul edip tanımış olsaydık
beytullahı ziyaretine mani olmaz
seninle çarpışmaya kalkmazdık dedi
efendimiz, peki nasıl yazalım
süheyl, muhammed bin abdullah diye kendi ismini
ve babanın ismini yaz dedi.
efendimiz, bu da güzeldir buyurduktan sonra
ya ali, sil onu
sil de muhammed bin Abdullah yaz
hz. ali, hayır. vallahi ben
resulullah sıfatını hiçbir zaman silemem
diye yemin etti
bu sıarada müslümanlar da,
fahr-i aleme karşı besledikleri muhabbet
ve hürmetlerinin eseri olarak
biz, resulullah Muhammed den başkasını yazdırmayız
ne diye dinimiz uğrunda bu eksikliği
bu hakareti kabul ediyoruz diye
yüksek sesle konuşmaya başladılar
resul-i kibriya müslümanlara seslerini kısmalarını
ve susmalarını mübarek elleriyle işaret buyurdu
birden sustular
sonra efendimiz hz. ali'ye,
bana o sıfatın geçtiği yeri göster.
hz. ali, resulullah kelimesinin geçtiği yeri gösterdi
resul-i ekrem de onu eliyle sildi
yerine abdullah'ın oğlu kelimelerini yazdırdı
efendimizin, sulha ciddi taraftar olduğunu
sulha giden yoldaki manileri ortadan kaldırmaya
ne kadar gayret gösterdiğini
bu hadisede anlamak mümkündür
efendimizin her iki tarafı yatıştırması sonunda
sıra musalaha maddelerinin yazılmasına gelmişti
resul-i ekrem ile müşrik elçiler arasında
geçen konuşmalardan sonra
karara bağlanan maddelerden mühimleri şunlardır
müslümanlar ve müşrikler
huzur ve emniyet içinde
yaşamalarını devam ettirmek için
birbirleriyle on yıl harp etmeyecekler.
peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabiler
bu yıl mekke'ye girmeyip geri dönecekler
ancak gelecek yıl yanlarına yalnız
yolcu silahı kılıç bulundurmak şartıyla
kabe'yi tavaf edecekler
ancak mekke'de üç gün kalacaklar
müşrikler , o sırada şehri boşaltacaklar.
medine'deki müslümanlardan
mekke'ye iltica edenler iade edilmeyecek
fakat mekke'den medine'ye iltica edenler
istendiği takdirde geri verilecekler.
arap kabilelerinden isteyen
peygamberimiz (s.a.v.) ile
isteyen de Kureyş ile
birleşmekte serbest olacaklar.
efendimiz her ne surette olursa olsun
kureyş müşriklerini bir musalaha yazısı ile bağlamak
bu surette islamın siyasi kudret ve mevcudiyetini
hem onlara
hem de bütün arabistan halkına göstermek
tanıtmak istiyordu
kureyş heyet başkanı süheyl'in
zahiren müslümanların aleyhinde görülen teklif
ve maddelerini de kabul ediyordu
bu inceliği bir anda kavrayamayan ashab-ı güzin
başından beri hem hiddetleniyor
hem de zaman zaman itiraz ediyordu
hatta kureyş heyet başkanı süheyl
peygamberimiz (s.a.v.)'e
sizden biri bize gelirse reddetmeyelim
lakin bizden size bir adam gelirse
müslüman olsa bile geri vereceksin diye
teklifte bulunduğu zaman
ashap birden hiddete gelerek
bize gelmiş bir müslüman
müşriklere tekrar nasıl geri çevrilir
diye itiraz etmişlerdi
sonra da peygamber efendimize
ya resulallah
bu şartı da kabul edecek misin diye
hayretle sormuşlardı
her şeye rağmen bir sulh akdedip
islam devletini resmen
tanıtmak arzusunda olan efendimiz
ashabın bu itirazlarına şöyle cevap vermişti
evet, bizden onlara gidecek olanları
Allah bizden uzak etsin
onlardan bize gelip,
geri çevireceğimiz kimseleri de
muhakkak Allah biliyor
onlar için elbette bir genişlik
bir çıkar yol yaratacaktır.
ashap, çok arzuladıkları halde
kabe-i muazzamayı ziyaretten alıkonmuşlardı
ancak hz. resulullah anlaşma ile
görünüşte aleyhlerinde olan
bir takım ağır hükümleri de
kabul etmiş ve altına imza atmıştı
sebep ve hikmetlerine gereği gibi
nüfuz edemediklerinden dolayı bu durum
son derece ashabın gücüne gitti
manen rahatsızlık duydukları
hal ve davranışlarından belli oluyordu
resul-i ekrem sahabilere,
artık kalkınız kurbanlıklarımızı kesip
sonra başlarınızı tıraş ediniz
diye seslendi
ne var ki, resulullaha
sonsuz hürmet ve muhabbetlerine rağmen
sahabilerin hiç birinde bu emir karşısında
bir hareket görülmedi
peygamber efendimiz emrini
ikinci bir kez tekrarlamak zorunda kaldı
kalkınız, kurbanlıklarınızı kesip
sonra başlarınızı tıraş ediniz
ashap aynı şekilde
sanki bu emri duymamış gibi davranıyor
kurban kesme ve tıraş olma işine başlamıyorlardı
emrini üç kere tekrarlamasına rağmen
ashaptan kimsenin kalkmadığını gören
hz. fahr-i alem dönüp hanımı
hz. ümmü seleme'nin yanına gitti
ey ümmü seleme
nedir şu halkın tutumu
onlara kurbanlıklarınızı kesiniz
başlarınızı tıraş ediniz diye
tekrar tekrar söylüyorum
ancak hiçbiri emrime icabet etmiyor
müstesna zeka ve fazilet sahibi
hz. ümmü seleme şöyle dedi
ya nebiyyallah
bu işi yapmak istiyor musunuz
o halde şimdi dışarı çıkınız
sonra kurbanlık develerini kesinceye
berberini çağırıp o seni tıraş edinceye kadar
ashabdan hiçbirisine bir kelime bile söylemeyin
çünkü, sen kurbanını kesecek
ve tıraş olacak olursan, halk da öyle yapar
peygamber efendimiz (a.s.m.), dışarı çıktı
hiç kimseyle görüşmeden
hiç kimseye bir şey söylemeden
ihramını sağ koltuğu altından çıkarıp sol omzuna attı
kurbanlık develerini kesti
berberi huzaalı hıraş bin ümeyye'yi çağırıp
tıraş oldu
sahabiler de
derhal kurbanlık develerini kesmeye
başlarını tıraş ettirmeye başladılar
hz. ümmü seleme der ki
kurbanlıklara öylesine koştular
öylesine yığıldılar ki,
neredeyse birbirlerine ezeceklerdi
ashap çok ağır buldukları
muahede ve musalaha hükümlerinin
vahiy ile ortadan kaldırılacağını düşünüyor
vahiy ile Efendimizin (a.s.m.)
verdiği emirden vazgeçeceğini umuyorlardı
herhangi bir vahyin inmediğini
hz. resulullahın da kurbanlık develerini kesip
mübarek başlarını tıraş ettirdiğini görünce
onların da resul-i kibriyaya (a.s.m.)
muhalefet etmiş duruma düşmemek için
süratle kurbanlık develerini kesmeye
başlarını tıraş ettirmeye başladıkları görüldü
server-i kainat ashabıyla birlikte
yirmi gün kadar kaldıktan sonra
medine'ye dönmek üzere
hudeybiye'den ayrıldı
redfer