
...
Sevgili Petunya,
Bu şehre yağmur düşmüyor artık,
Bulutlar, eski bir vedanın külünü savuruyor rüzgâra.
Düşün ki bir duvar saatinin içinde hapsolmuş akrep,
Ve yerinde sayan bir yelkovan…
Zamanı durdurmak diye bir şey varmış meğer,
Öyle diyor, sokak lambalarının titrek ışığında
Bütün gece uyumayan duvarlar.
Ben burada eksiliyorum Petunya,
Kendimden düşen harflerle yazıyorum adını.
Balkon demirlerine sinmiş bir kedi gibi,
Sokaktan geçen insanların yüzünde arıyorum
o eski tanıdıklığı.
Ama herkes birbirine benziyor artık,
Ve kimse kimseye yetmiyor.
Petunya,
Bir tren düdüğü gibi uzuyor, içimde yalnızlık,
Bir sigaranın ilk dumanı gibi karışıyorum geceye.
Sesim yankılanmıyor duvarlarda,
Rüzgâr bile adımı anmıyor.
Öyle bir suskunluk ki bu,
İnan kendi sesimden korkuyorum.
Ah Petunya'm,
Bu sessizlikte unutulacağımdan korkuyorum.
Beni unutma olur mu?
Unutsan da, bir defterin arasında kurutulmuş o eski çiçek gibi
Kalayım hafızanda.
Ve eğer bir gün
Bütün sokaklar aynı yere çıkarsa,
Bil ki seni hâlâ aynı özlemle bekleyen
biri var buralarda.
Gözlerimle sayıyorum geceyi,
Sabahı hiç etmeyen bu karanlıkta
Kaç yıldız eksiliyor bilmiyorum.
Belki sen de eksiliyorsun biraz,
Belki ben de azalıp silikleşiyorum.
İnsan bazen bir ismin içinde kayboluyor Petunya,
Ve bazen bir isim,
Koca bir şehre yetiyor.
Petunya'm,
Bir sokağın köşesinde unutulmuş bir gölgeyim artık,
Ayak izleri olmayan bir yolculuğum var.
Kimse bilmez, kimse görmez,
Ama birileri hep birilerini bekler,
Bir mektubun postalanmamış sayfalarında.
Ve ben Petunya'm,
Bu şehrin en yalnız sokağında,
Adını hâlâ gökyüzüne fısıldıyorum.
Sevgilerimle Petunya'm
28.02.2025