
Bir gece daha düşer içime,
gözlerimde kaybolmuş yıldızlar gibi,
yalnızlık her adımda ağırlaşır,
sanki zaman benden intikam alır.
Bir poyrazın soğuk nefesi gibi
kırılır kalbimde her hatıra,
yavaşça silinir her an,
birer birer kaybolur umutlarım.
Yalnızım, her gece daha da yalnız,
sesim, bir çığlık,
gölgesiz bir ormanda yankı bulur
beni terk eden zamanın
gizli gülüşünde,
çökmüş yüzümde bir çizik daha açılır.
Bir yabancı kadın gelir, sessizce,
gözlerimdeki eski yorgunluğu okur
ama ne fark eder ki?
Görmem güzelliğini,
her bakışım birer yitik anı,
sadece daha fazla acı getirir.
Açtığın yarada, mehtap karanlık,
bütün özlemim yıldızsız kalır.
Sensizlikte rüzgarın her geçişi,
gözlerimdeki yaşları silse de,
yüreğimi yetim bırakır,
kor içinde yanmaya.
Her gece bir adım daha kaybolurum,
kayıp bir şehirde,
yolumu bilmeden yürürüm.
Bir köşe başında bekleyen
gölgesiz bir hatıra gibiyim,
ne gözlerim, ne sözlerim
bir daha seni bulamaz.
Bir zamanlar yüreğimi sarhoş eden sevdam,
şimdi bir gölge gibi siliniyor.
Bir çiçeğin solmuş yaprağı gibiyim,
senin yerini alan soğuk bir sessizlikte.
Gönlümdeki kaybolan deniz,
artık hiçbir limanı hatırlamıyor.
İçimde kırık dökük deniz fenerleri,
karanlıkla savaşmaya yorgun.
Her sabah uyanırken,
yüreğimin derinliklerinden yükselen
boş bir çığlık gibi adını anarken,
özlemim bir ağıt olur
ve bir gün gelir,
bütün bu acıların üzerine
gözlerimden süzülen tek bir damla yaş
her şeyi siler.
Ama neye yarar ki?
Bütün anılar birer yıkık duvar gibi
seni ve hatıranı kaybettikçe
birer birer düşer.
Ve ben, gözünde
bu dünyada seni arayan
ve hiçbir zaman bulamayan
bir yabancı olurum,…