Vakit Filistine Doğru Yola Çıkma Vaktidir
Vakit, Filistin’e Doğru Yola Çıkma Vaktidir!
Vakit, Filistin’e doğru yola çıkma vaktidir! Gök kubbede feryatlar
yükseliyor, figanlar yankılanıyor; her bir ses, toprağın derinliklerinden kopup
gelen bir çığlık gibi. Rüzgâr, acıyı taşıyor dalların arasında, gökyüzü ise
gözyaşlarıyla ıslanmış bir matem örtüsüne dönmüş. Bu topraklar, asırlık bir
yaranın kanayan izlerini taşıyor; her taşında bir hikâye, her sokağında bir
kayıp saklı.
Çocukların kahkahaları sustu, yerini annelerin yürek
parçalayan ağıtlarına bıraktı. Bir evin duvarları, bir ailenin hatıralarıyla
birlikte yıkılırken, umutlar molozların altında kaldı. Gökyüzüne yükselen
duman, sadece binaları değil, hayalleri de yuttu. Bir babanın gözlerinde,
evladını son kez kucaklayışın çaresizliği; bir kardeşin avucunda, ablasının
bıraktığı soğuk bir elin izi… Bu, bir halkın sessizce haykırdığı, ama dünyanın
duymazdan geldiği bir trajedi...
Filistin, sen bir destansın; acıyla yazılmış, kanla
mühürlenmiş. Her zeytin ağacı, köklerinle direnişi anlatır; her dalın,
özgürlüğe uzanan bir dua gibidir. Ama şimdi, o dallar kırılıyor, o dualar yarım
kalıyor. Vakit, sana koşma vakti; sesini duyma, yaranı sarma vakti. Çünkü gök
kubbe, bu acıya daha fazla tanıklık edemez; çünkü insanlık, bu sessizliğe daha
fazla sağır kalamaz.
Ey Filistin! Senin feryadın, kalbimizin en kuytu köşesinde
bir sızı; senin figanın, vicdanımızın uyanış çanısın. Yola çıkmalı, sana
ulaşmalı; çünkü senin toprağın, insanlığın onurunun sınandığı yer. Ve biz, o
sınava sessiz kalamayız.
Filistin, sen bir yara ki kapanmaz, bir ateş ki sönmez.
Sokaklarında yankılanan her adım, bir annenin yitip giden evladına son bakışı;
her sessizlik, bir çocuğun bastırılmış çığlığı. Gökyüzün griye boyanmış, güneş
bile utancından saklanmış gibi. Toprağın, kanla sulanmış; ama yine de çiçek
açmaya çalışan zeytin dalların, umudun inatçı direnişini fısıldıyor. Lakin o
dallar, bir bir koparılıyor; o umut, zalim ellerde eziliyor. Hava ağır, nefes
almak bile bir yük. Her köşede bir gölge, her gölgede bir kayıp var. Bir kadın,
yıkıntılar arasında bebeğinin kokusunu arıyor; bir erkek, elleriyle toprağı
kazıyarak ailesini bulmaya çalışıyor. Bu, insanlığın unuttuğu bir sahne; bu,
vicdanın sustuğu bir an. Dünya dönüyor, saatler işliyor, ama Filistin’de zaman
durmuş gibi. Her saniye, bir ömre bedel bir acı; her dakika, bir neslin yitip
gidişi.
Ey Filistin! Senin gözyaşların denize karışıyor, ama o deniz
bile bu yükü taşıyamıyor. Dalga dalga kıyıya vuran hüzün, insanlığın suratına
bir tokat gibi çarpıyor. Kimse görmese de, kimse duymasa da, senin çığlığın
evrenin kulağında bir uğultu. Ve biz, o uğultuya kayıtsız kalamayız.
Yüreğimizde bir sancı, gözlerimizde bir yaşla sana dönmeliyiz. Çünkü sen,
sadece bir coğrafya değil; sen, insan olmanın anlamını sınayan bir aynasın.
Vakit, Filistin’e varma vakti! Ellerimizle değilse bile
dualarımızla, seslerimizle değilse bile gözyaşlarımızla yanında olmalıyız.
Çünkü senin toprağında yükselen her feryat, bizim de içimizde bir yerleri parçalıyor.
Figanların gök kubbeyi inletirken, bizler o kubbenin altında sessiz kalamayız.
Yola çıkmalı, sana ulaşmalı; çünkü senin acın, hepimizin acısı; senin
direnişin, hepimizin onuru.
Filistin, sen bir çağrısın; kulakları sağır eden bir
sessizlikte bile duyulan, yürekleri titreten bir nida. Ama biz, o çağrıyı
duymamak için içimize yalanlar örüyoruz; arzularımızla kendimizi zincire
vuruyoruz. İhmalkârlık, bir perde gibi gözlerimizin önüne iniyor; hakikati
göremez, acını hissedemez oluyoruz. Oysa şimdi vakit, doğrulma vakti!
İçimizdeki yalanları silkeleyip atma, boş arzuların ağırlığından kurtulma
vakti. Tutunup aşkın ışığına, o ilahi nur ile yeniden dirilme vakti.
Ey insan! Kalk, kendine gel! Filistin’in feryadı, seni de
çağırıyor; o figan, ruhunun derinliklerinde bir yankı buluyor. Bırak, dünya
seni aldatmasın; bırak, nefsin seni oyalamasın. Aşkın ışığıyla yıka kalbini,
saflaştır benliğini. Çünkü o ışık, bizi bize geri getirir; o nur, bizi
Filistin’e ulaştırır. İhmalkârlığın uykusundan uyan, tembelliğin prangalarını
kır. Ellerini göğe aç, yüreğini aç; çünkü Filistin’e varmak, sadece bedenen
değil, ruhen de bir yolculuktur.
Filistin, sen bir sembolsün; aşkın, direnişin, sabrın
sembolü. Sana varmak için önce kendimizi bulmalıyız; içimizdeki karanlığı
aydınlatmalıyız. Aşkın ateşiyle yanmalı, o ateşle arınmalıyız. Yalanlardan
sıyrılıp hakikate, arzuların tutsaklığından özgürlüğe ermeliyiz. Ancak o zaman
sana layık olabiliriz; ancak o zaman feryadına ortak, figanına yoldaş
olabiliriz.
Vakit, Filistin’e varma vakti! Aşkın ışığıyla doğrulalım;
ruhumuzu, vicdanımızı, insanlığımızı alıp ona koşalım. Çünkü sen, sadece bir
toprak değilsin; sen, bizi bize hatırlatan bir aynasın. İhmalkârlıklardan
silkelenip, yalanlardan arınıp, arzuların gölgesinden çıkalım. Ve o kutlu yolda,
seninle bir olalım. Filistin, sana varalım; çünkü senin acın bizim acımız,
senin zaferin bizim zaferimizdir, vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.