‘’Hep denedin. Hep yenildin.
Olsun. Gene dene, gene yenil.’’ (S.
Beckett)
‘’Kalbim, bağışlanmayacak bir şey yap
Katlanma kendine ve bu dünyaya.’’ (A.
Telli)
Mağlup geldiğim binlerce düşün
yabancısıyım
Hani, yosun tutmuş
Yan yatmış gemilerin de kaptanı
olmaya özendim
Bir ömür.
Sözcüklerim frapandı önceleri
Biraz da ağdalı bir iklimde doğmuştum
ben
Süt kokan ağzımla tutunmaksa hayata
Yaşlı şimendifer ve öykümle
Yollar aştım
Nihayetinde ulaştım cefaya.
Sözcüklerden geçit
Ruhlardan köprü
Şiirlerden ülkeler ördüm
Ülkülerimle içli dışlı
Sırtını sıvazladığım yasın da bekçisi
Gaipten gelen mısralardı
İçimde pişen her rengin
Açığı koyusu
Elbet saçlarıma yağarken kar
Ufaladım da acıları.
Unutkan olmaya meylettim bir de
Bu sefer unuttum adımı
Bir de attığım adımlarda saklıydı
yürek
Her dehlizde boy veren esaret
Aşkla iflah olmayı da beceremedim
gitti.
Sencileyin bir cesaret ise imgelerin rüzgârı
Fevri gölgemde seyyah tartı tarttı da
duyguları
Sosu zengin bir rüya
Sedası yitik bir sema
Aşkın göreceli izahı
Maviden bozma ufkumda saklı nice dua.
Miadı dolsa da rahmetin bekledim
Çözülse de dizlerim bağı
Dizelerle lehimledim her kırık düşü
ve gövdemi
Hüznün garbında
Aşkın inhisarında
Kuşandığım bunca sözcük ve imla.
Hataların da başkaldırışında
saklıydım
Elbet gerçeklere kanat çırpan
Çıtayı da yükselten bir dergâh:
Ki kimliğimle insan,
Ruhumla seyyah
Kayıt açtığım her günde bir şiir
örmeliydim.
Bedbin rüzgârla izdivacım
Rastladı işte bir şiir vakti
Yüzüm dönükken aydınlığa
Sadece diledim ve direndim
Bıçkın bir kalem de değildi özlemim
Sadece içinde saklı rüzgârı
Azat etmek isteyen bir fani
Hani olur da denk düşerdim
İçimdeki saklı mevsime.
Ne de olsa hüzün bekçisi tayfası
yüreğin
Kanatlanacaktı her düşü şiir
bellediğinde
Belki de şiir gördüğü her düştü
içindeki
Cengâver kökü kopmak bilmeyen bir
çiçek
Rüzgâr dağıtırken saçlarını
bilinmezin
Bilindik ne kaldıysa geriye.