
Ve düş/eş…
Tek düş iken eş olan hatırına
sevdanın ruhum ve coşkum bedenimden taşan…
İzafidir mutluluk
Öngörüsü umudun bazen saf tuttuğum
karanlık:
Hibe ettiğim dünüm
Her nasılsa hazzında ölümün
Mühürlediğim yürek tek servetim olsa
ne ki?
Meylettiğim değil artık yarınlar
Yâd edilesi bir mevki olsa olsa
Kabrime yakın bildiğim mısraalar
Hörgücü sözlüğün;
Yüzü suyuna hürmeten kalemin
Batan dipçiği ile örtülü
Bir naaş:
Gölgemle sırdaş adeta yalnızlık
Sırra kadem basan nice insan asla da
değil bir yakarış
Varsın olsun geri dönmesin hiç biri…
Hiçlik makamına serili bir mevtayım
ben:
Meftunu sevdanın,
Yakardığım Rabbime sevdalı
Bir neferim ki;
Önümde kırsalı bilinmezin
Kırağı çalan mevsimin çağrısı…
Nezdinde sözcüklerin
Vuku bulan her ne hikmetse
Huşu içerisinde serildiğim iklimin
Varsın dolsun vadesi.
Vaatlerinden evrenin birinden sekip
G/öç vaktine denk düştüğümün ibresi;
Nasıl ki duygulardır aşkın ve
yalnızlığın ibaresi
Ket vurulduğu kadar mutluluğa
Tutulan nutkuma kefildir şiirlerin
gösterdiği
Direnci tek solukta içime çektiğim
Sınanan dirayetimi hala saklı
tuttuğumun
Ertesi.
Atıl bir düş olsa ne ki
Yalnızlığın tutanağı
Yakardığım kâinat iken bildiğim tek
serveti,
Hayallerin:
Kaynakçam dünde saklı;
Yakardığım mealin sancağı ise yürekte
Koşullu koşulsuz sevmenin vardır
elbet bir hikmeti.
Geçkin düşler,
Geçimsiz mevsim,
Esen delişmen rüzgâr
Nasıl ki bir tutku kalemle ettiğim dans
ve kelam
Manen yaralı ve yaslı
Aşkın hicretinde semiren özlemin
Savurduğu son bir nida
Savrulduğum kadarsa boşlukta
Sancılandığım her şiir vakti
Tek solukta vardığım hoşluğa
Elbet saklı olduğum kadar himayesinde
Rabbin
Telaşla serildiğim döşek
Kıblem ve kabrim huzura delalet,
Yakarışın ertesi
Beklemeye aldığım mutluluk denen
güneş
Elbet doğacaktır ruhuma ve haneme…