Hangi Çiçeği Gömdün İçine?

Göğün dili sustu bu sabah,
Bir kuşun kanadında taşındı son dua:
“ey unutulan,
Neden hâlâ çiçek açıyorsun?”
Toprak,
Kendi mezarını kazıyor artık.
Ve biz
Gül yerine diken büyüten bir halkız.
Bir çocuk ağladı,
Gözyaşı değil, lav aktı yanaklarından.
Annesi sustu,
Çünkü kelimeler artık suçtu.
Güneş,
Bir mahkeme salonunda yargılandı.
Suçlu bulundu:
Işık vermekti suçu karanlığa.
Ve sen,
Ey okuyucu
Bu şiiri okurken
Hangi taş yerinden oynadı içinde?
Bir meczup yürüdü şehrin ortasında,
Elinde bir çiçek
Adı unutulmuşluk.
Dedi ki:
“ben bu çiçeği,
Görmeyen gözlere ektim.
Duymayan kulaklara suladım.
Ve susan dillere anlattım.”
Bir taş yerinden oynadı o an.
Şehir,
Kendi vicdanını duymaya başladı.
Bir pencere açıldı,
İçinden bir çocuk bağırdı:
“güneş geri gelsin!”
Ama gökyüzü hâlâ mahkûmdu.
Işık,
Bir suç gibi saklanıyordu bulutların arkasında.
Ve biz,
Karanlıkla barış yapmıştık çoktan.
Şimdi sen,
Bu dizeleri okurken
Hangi kelime seni susturdu?
Hangi imla seni yaraladı?
Hangi mevsim seni hatırladı?
Meczup durdu,
Bir harabenin ortasında
Ve toprağa eğildi.
“ey toprak,” dedi,
“beni yut.
Çünkü ben,
Sana anlatamadığım bir şiirim.”
Şehir sustu.
Bir duvar çatladı.
Çatlağın içinden
Bir ses sızdı:
“biz,
Görmeden inananlar değiliz artık.
Duymadan susanlar olduk.”
Gökyüzü,
Bir perde gibi açıldı.
Ve içinden
Bir mevsim döküldü:
İlkbahar mıydı?
Yoksa sadece
Bir yanılsama mı?
Meczup,
Çiçeği toprağa gömdü.
Ve dedi ki:
“bu,
Son dua değil.
Bu,
İlk sessizliktir.”
Şimdi sen,
Bu şiirin kıyısında dururken
Hangi mevsimi özledin?
Hangi sessizliği duydun?
Hangi çiçeği gömdün içine?
Mehmet Aluç