
Sözcükleri kolaylıkla
ötekileştirebilirim hani tıpkı romanın havsalasındaki o düş kırıkları ve roman
kahramanları gibi kendime buzdan bir saray inşa ederim üstelik cehennem
bekçileri de görevlerini layığı ile yaparken elbet yaşadığımız dünyanın
cehennem versiyonu.
Bu gece boynuzları var kalemimin
belki de aldatılardan çıkıp da yola
okuduğum kitaplara hürmet edip de o alıntılarla içselleşen dünya
görüşüm. Ne yalnızlığın yüzde yüz olası olduğu ne de kalabalığın neye denk
düştüğünü netlikle irdeleyemezken.
Dokunulmazlığı olduğunu biliyorum
artık mutluluğun bir o kadar uyumsuz olduğumu da kabullendim ve içine düştüğüm
yüzlerce sosyal topluluktan biri ya da birileri tarafından aforoz edilmek gibi
onlarca kere kara listeye alındım ki yaptığım her işi de layığı ile
gerçekleştirirken çok da büyük bir hataya düşmüşken üstelik her seferinde illa
ki her seferinde…
Görev bağımlılığı sanırım madde
bağımlılığı gibi iştigal ettiğiniz neyse tapındığınız ve görevinizi kutsal
addederken birilerinin oyununa gelip ayağınıza takılan çelmelerle çukuru
boyladığınız.
Ve cinnet ve cennet ve cehennem
üçlemesi.
Önce şerh düştüğünüz izafi bir duygu
ya da soyut bir sesleniş adı ise bağlılık ile eşleşen.
Ya bir şeylere bağlandığınız ya da
bulunduğunuz hatta bulunmadığınız ortamlarda bile içselleştirdikleriniz.
Bir eşya misal.
Sefil bir nesne hatta.
Kırık bir saat ya da baba yadigarı
bir resim ya da belge hatta el yazısının bulunduğu bir kağıt parçası: illa ki
bağlanacağınız ve içten gelen bir dürtü elbet nihayetinde başınıza iş açan.
Öğrencilik dönemimde mesela,
içselleştirdiğim inanılmaz insan oldu öyle ki kayıt edildiğim sınıfta
bilmediğim nedenlerden dolayı kara listeye alındığımı önceleri idrak edemedim
ve bir sene sonra başka bir sınıfa geçtiğimde adeta ayaklarım yerden kesilmişti
ve her nasılsa sınıfımla çok uyumluydum ya da ben öyle sandım ki seneler sonra
oynanan bir oyunda baş mazlum olduğumu öğrenene dek.
Sevgi.
Sevmekten dahi öte olan elbet
kendinizi arka plana attığınız.
Örtülü ödenek gibi iken sair duygu ve
içsel analizini net yapamazken varsa yoksa çevrenizdeki insanlar ve görevli
addedilen varlığınız:
Artık size biçilen görev ne ise…
Günbegün büyürken farklı ortamlara da
girip çıkarken…
Ve işte o devasa içerik analizi:
sevgiden dönüş yokken.
İyi de sizi sevmeyen insanları görmezden
gelip onlara bağlanmak ne anlama gelmekte?
En unutulmaz iş maceralarımdan biri
iken çalıştığım bankada çalıştığım o dokuz ayın bazen dokuz saniyeye bazense
dokuz asra denk düştüğü.
İçselleştirdiğiniz sefil mesleğiniz
hatta argümanlar ve tüm dokümanlar yetmedi dosyaları bile bağrınıza basıp
işinize aşık olduğunuz ve gözünüz tepede iken kariyer basamaklarını
tırmanırken…
Nihayetinden kendinizden olduğunuz.
Kalabalıkta yalnızlık.
Yalnızken da aşırı kalabalık ama illa
ki bağlanmak zorunda hissettiğiniz kimse artık.
Kimsesizliğin mağduru iken bir ağaç
gölgesine gömülmeyi de arzu ederken.
Gereksiz yere mesaiye kaldığım dokuz
ayın sonunda dokunuzla dokunuşunuzla ve ruhunuzla artık sonun geldiğini idrak
ederken.
İlla ki cennet bellemek ama cinnete
varan hadiseler.
Bağlılıkken adı bağımlılığa rast
geldiğiniz ve işkence mekanizması sizi cezalandırırken ve siz sadece içiniz
dışınızın bir olmasının bir reaksiyona yol açtığını çok geç fark ederken.
Bağlandığım nesnelerden bir örnek
vermem gerekirse ufacık bir duvar süsünü seneler sonra bulup ona bakıp da
duygulanıp ağladığınız oysaki öncesinde o nesne ya da obje sadece basit bir
ayrıntı idi odanızda duvara astığınız hele ki bir başkası iken bunu size hediye
eden Kaşıkçı elması gibi muhafaza etmenin verdiği o içgüdüsel tepkinini ansızın
sizi huzura ve mutluluğa taşıdığı gerçeği ile iştigal.
Sözcüklerden üreyen nihayetinde
içimdeki kör düğümü yavaş yaval çözdüğüm ama hala Arap saçı olmuş belleğim ve
ruhumla, ayaklarım ve duygularım donanırken birbirine ve sefil bir tanımlama
bahşedilen:
İnsani bir his iken sevgi ve güven
duygusu elbet recim edilen zamanla belki de noksan kılınan belki de
varlığınızla örtüşmeyen her ayrıntı ve grupta sık sık düşündüğünüz üzere:
Neden bu ayrımcılık ve doyumsuzluk
hatta ruhsuzluk?
Ötekileşebilen bir insan ruhu hatta
duyguları diğer insanlara gereksiz ya da yük gibi gelirken ve çoğul yalnızlığın
tekil kalabalığa dönüştüğü.
Ötesiz bir yolculuk işte bu: hele ki
kendi halinde bir insanın yürekten bağlandığı bir şeyler ve hayaller ve derinlerdeki
sızısı da günbegün büyürken.
Çalınan duygu ve hayalleriniz üstelik
yanı başınızdakiler bile sizi kolaylıkla kap kaça sürüklerken.
Sil baştan elbet.
Yeniden başlamış gibi hayata.
Her yazıda güncellediğim duygularım.
Mazimde üstü örtülü ne varsa alt
belleğim boca edip de tüm hatıraları her hatıradan bir deneme ya da hikâye
tasarladığınız adeta kendi hayatınızı baştan biçimlendirip kendinize sunduğunuz
o muazzam güzergâh ve nerede duracağını bilmezken bazı insanlar.
Siz dokunulmazlığında öz verinin ve
sevginin herkesi kolaylıkla içselleştirip bir anlamda onları sindirip
yüreğinizde konuşlandırdığınız bahçede ötüşen ve uçuşan sözcüklerle de yorgan
gibi örterken üstünü tüm kanıksadıklarınızla çıktığınız yolculukta yolda
bırakılmışken bu sefer tüm sorumluluğu bilfiil üstlenip kâinatı sırtlanmanın
verdiği o zorlukla bir şeyleri teyit etmenin verdiği rehavetle giriştiğiniz o
bitimsiz mücadelede bir adım bile ilerleyebilmenin verdiği mutlulukla yeniden
doğabilmenin mucizevi tınısında ve…
Kıyıma uğrayan bir yüreğin mücadelesi
ve kıyama durmasıdır hani hayalleri gerçekleştirmenin vereceği mutluluk
öncesinde görev insanı olmanın da ötesinde tüm cihanı yüreğinize koyabilmenin
verdiği saflık ve inanılmaz coşku ile aslında en çok kendinizle barışık olmanın
da ibaresi.
Kaygı.
Gayret.
Sıklıkla yaşanan hayal kırıklığı.
Ama bitimsiz iken hayaller
sevebilmenin bir adım ötesinde açılan o pencereden kendinizi saldığınız
sonsuzlukta bir umut kırıntısı bile her şeyi ve herkesi farklı görmenize de
vesile olabilmekte…
En büyük fark ise sizin günden güne
değişen o farklı irdelemelerin de tutuklusu olup kendinize ulaşmanın da tek
yolu iken…