
‘’Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum
bütün kitaplar paramparça
Çıkıp
dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca
yalnızlıklar oluyor kent’’ (A. Telli)
Ayracı
olmalı mıydı sahi ömrün?
Bir
düş sakini iken,
İdame
ettiğiniz dünyanın da en sefil rüzgârı
En çok
hatta sadece kendini üşüten.
Üşümüş
bir yakamozun çığlıydım
Sair
akşam.
Şair
olmak neyime, azizim?
Şairden
önce şiarımdı
Şiirin
kıblesinde büyüyen gözbebeklerim:
Her üşüdüğümde
andığım ismin
Başladığım
sonundan alfabenin
Kendimi
es geçtiğim her gün vakti…
Öznemle
yüklemimle düştüğüm bir yol işte
Sevgiden
geçen bir yoldan da öte
Sığındığım
boşluk
İçini
doldurduğum umut ve sükût
Dilendiğim
elbette ilhamı ömrün
Sevmelere
dair bir güncede
Saklı
nice hece
Kekelediğim
her düş öncesi
Üstelik
başım hep dik.
Dikine
gitmedim de ömrün
Direndiğim
binlerce fısıltı hem
Ansızın
ortaya dökülen
Bir
iblisin günlüğü uzağında kaldığım
Gel
gör ki nice dert beni bulan
Adı
yok acılarımın
Acımasın
da bana kimseler hani.
Nefretine
dahi razıyım zalimin
Bilsinler
de yüreğimle kenetlendiğim bir evren
Aklımın
sınırlarının galip geldiği
Bir
şiir mevsiminde
İçimdeki
çocuğu pışpışladığım
Hem
annesiyim içimdeki çocuğun
Hem de
çocuğun ta kendisi.
Nabzıma
katık yaptım heceleri
Baş
tacım aşk ve mevsim
Başım
döne döne el yordamı ilerlediğim
Bir
patika çukurları gözlerimin
Firar
ettiğim gezegen
Ne
zamanki şiir olmaya meyletsem.
Ötem
berim de yok benim
Ötesi
berisiyim ben içimdeki öznenin
Kimselerin
göremediği bir hayal dünyası
Yaza
yaza tüketemediğim bir coşku ki
Yüreğin
de umudun da bekası.
Hazan
mahsulü gün
Yağmurla
iç içe
Dışımda
s/üzgün bir yağmurluk
Cebimde
aşk ve heceler
Elimi
tutan bir düş mahsulü
Ama
ait olduğum bir evren işte
Aşkın
asası annemin duası
Rabbimin
kadir olduğu her şey adına
Ümidimi
de saklı tuttuğum bir ezan vakti.
Kıblemin
rotası ve mavinin sırrı
Ela
gözlerin çırpınışı belki de serçe zafiyetiyle
İçerlemedim
de ben hem
Ne
dediyse evren
Gel
gör ki ağrıma gitti her dem
Ne
zamanki vuruldum sırtımdan
Üstelik
eli olmayan bir hançer
İblisin
dalkavuğu
İnancın
şiarı ile nice edim
Düşsem
de kalkmayı bildiğim
O’nun
izni olmadan yaşamak mümkün mü hem?
Bir
vaveyla
Bir
hüzün bir Hızır bir sızı
Sazını
çalanlardan nasıl ki olmadım
Sözümün
eri bir nefer
Kat
çıktığım basamak basamak
Hala
aşamadığım bir duvar
İçimde
süre gelen yangın
Şifası
Mevla’mdan
Belki
de buz kesen yüreklerden
Olmadığımdan
mı ne?
Hala
sıcak ellerimde eriyen mumun
Verdiği
ışık yetmezken
Peşine
düştüğüm o İlahi Işık
Kimselerin
göremediğine vakıf
Aşkın
yüzü suyu hürmetine
Saf
tuttuğum kıblem
Vursa
da fırtına
Düşmek
çok ala
İş kalkmaksa
yerden
Yola
devam etmek sadece O’nun nezdinde.