Beni Bir Gün Unutacaksan Bir Gün Bırakıp Gideceksen
Yalnızlık, çoğu zaman bir mağara gibi görünür insana. İçinde
sessizlikten örülmüş duvarlar vardır; her taş, bir alışkanlığın ağırlığını
taşır. Ben, bu mağaranın içinde kendi sesimle konuşurken, yankım bana geri
döner ve kendimi dinlerim. Ama sen kapıyı araladığında, yankı değişir: artık
yalnız ben değil, biz konuşuruz. O an mağara, bir başkasının sesini taşıyan bir
yer olur.
‘’ Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen,
boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı
özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. ‘’Oğuz Atay “Tutunamayanlar”
Beni bir gün unutacaksan, mağaramı boşuna aydınlatma; çünkü
ışık, yalnızlığın taşlarını görünür kılar ama onları aydınlatmaz. Yine de
seninle yürüdüğüm o kısa an, mağaranın kapısında bir iz bırakır. Biz, kendi
içimize kapanırken bile birbirimizin sesini taşırız; mağaradan çıkmasak da
sesimiz birbirine ulaşır. Hatırlamak, işte bu yüzden bir yük insana.
Alışkanlıklarımız yalnızlıktan değil, birbirimizi hatırlamaktan doğar. Seninle
paylaştığım bir bakış, bir cümle, bir sessizlik bile alışkanlığa dönüşür. Ve
ben biliyorum: unutmak, yalnızlığın en ağır taşıdır. Ama hatırlamak, mağaranın
duvarına çizilmiş bir işaret gibidir; zaman geçse de silinmez.
Biz, kendi mağaramızda ayrı ayrı otursak da, aynı yankıyı
duyan iki insanız. Yalnızlık, bizi ayırmaz; aksine, birbirimizi daha derinden
duymamızı sağlar. Çünkü mağaranın sessizliği, ancak bir sesle anlam kazanır. Ve
o ses, seninle benim aramızda dolaşan bir yankıdır. Bir gün yollarımız ayrılırsa,
mağaramın duvarlarında senin sesin kalacak. Her yankı, seninle paylaştığım bir
anı hatırlatacak bana. Ve ben, yalnızlığın içinde bile, “biz”in izini
taşıyacağım. Çünkü yalnızlık, insana kendini hatırlatır; ama hatırlamak, insana
başkasını da hatırlatır. İşte bu yüzden, mağaramın kapısını kapatsam bile,
içimde bir yer hep açık kalacak: seninle paylaştığımız yankıyla.
Ve belki de en çok bu yüzden, yalnızlığın mağarası bir mezar
değil, bir arşivdir. İçinde sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar, bir gün
yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında
sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık, bizi yok etmez; bizi birbirimize daha
derinden bağlar. Çünkü mağaranın en karanlık yerinde bile, bir sesin yankısı
vardır. Ve o ses, insana hatırlatır: biz vardık, biz hâlâ varız.
Yalnızlık, insanın kendi içine kapanarak kurduğu bir düzen
gibidir. Her alışkanlık, bir taş; her sessizlik, bir duvar. Ben bu duvarların
arasında dolaşırken, kendi sesim bana geri döner, kendi sorularımı kendime
sorarım. Ama seninle karşılaştığımda, bu düzen bozulur. Çünkü artık yalnız ben
değil, biz konuşuruz. Biz, mağaranın yankısı oluruz.
Unutulmak korkusu, yalnızlığın en ağır yüküdür. “Beni bir gün
unutacaksan, boşuna mağaramdan çıkarma beni” derken aslında şunu söylüyorum:
alışkanlıklarımı kaybetmekten değil, seninle kurduğum “biz”i kaybetmekten
korkuyorum. Çünkü yalnızlık, tek başına taşınabilir; ama “biz”in kaybı, insana
kendi sesini bile yabancılaştırır.
Hatırlamak, işte bu yüzden ağır bir direniştir. Biz,
birbirimizi hatırladıkça yalnızlığın taşları hafifler. Seninle paylaştığım bir
bakış, bir cümle, bir sessizlik bile alışkanlığa dönüşür. Ve ben biliyorum:
unutmak, yalnızlığın en ağır taşıdır. Ama hatırlamak, mağaranın duvarına
çizilmiş bir işaret gibidir; zaman geçse de silinmez.
Ve belki de en çok bu yüzden, yalnızlığın mağarası bir mezar
değil, bir arşivdir. İçinde sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar, bir gün
yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında
sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık, bizi yok etmez; bizi birbirimize daha
derinden bağlar. Çünkü mağaranın en karanlık yerinde bile, bir sesin yankısı
vardır. Ve o ses, insana hatırlatır: biz vardık, biz hâlâ varız.
Aşk, Sessizliğe Gömülmez Yankısını Geleceğe Taşır
Aşk, sessizliğe gömülmez; yankısını geleceğe taşır. Çünkü
aşk, yalnızca iki insanın birbirine söylediği sözlerden ibaret değildir; aynı
zamanda söylenmeyenlerin, suskunlukların, bakışların ve dokunuşların da bir
hafızası vardır. Sessizlik, aşkın en derin dili olur bazen. Bir bakışla
başlayan, bir susuşla devam eden, bir dokunuşla tamamlanan o dil, geleceğe
taşınan bir yankıya dönüşür. Biz, bu yankının içinde var oluruz. Yalnızlığın
taşlarını birlikte taşıyan iki insan gibi, sessizliğin yükünü de paylaşırız.
Aşk, insanca bir direniştir: unutulmaya karşı, kaybolmaya karşı, sessizliğin
karanlığına karşı. Çünkü aşk, hatırlamanın en güçlü biçimidir. Bir gün
yollarımız ayrılırsa bile, yankı kalır. O yankı, geleceğin sessizliğinde bile
bizi hatırlatır.
Aşk, bir mezar değil, bir hatırlama odasıdır. İçinde
sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar bir gün yeniden yankılanır. Biz,
unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında sessiz bir iz olarak
kalırız. Yalnızlık bizi yok etmez; bizi birbirimize daha derinden bağlar. Çünkü
aşk, sessizliğe gömülmez; yankısını geleceğe taşır.
Aşk, insanca bir hatırlama biçimidir. Yalnızlık, insanı kendi
mağarasına kapatır; ama aşk, o mağaranın duvarlarına yazılmış bir şiir gibidir.
Zaman geçse de silinmez, yankısı hep duyulur. Biz, birbirimizi hatırladıkça
yalnızlığın taşları hafifler. Çünkü aşk, unutulmaya karşı bir direniştir;
sessizliğin içinde bile sesini korur.
Ve belki de en çok bu yüzden, aşk bir son değil, bir
başlangıçtır. Bir mezar değil, bir hatırlama odasıdır. İçinde sakladığımız
sesler, bakışlar, dokunuşlar bir gün yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi
görünsek de, birbirimizin iç dünyasında sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık
bizi yok etmez; bizi birbirimize daha derinden bağlar. Çünkü aşk, geleceğe
taşınan bir yankıdır; insanca bir hatırlama, insanca bir umut.
Aşk, sessizliğe gömülmez; yankısını geleceğe taşır. Çünkü
aşkın en derin dili bazen suskunluktur. Bir bakış, bir dokunuş, bir nefes arası
sessizlik… Bunlar kelimelerden daha güçlüdür. Biz, sessizliğin içinde
birbirimizi duyarız. Yalnızlığın karanlığına karşı, sessizlikte bile bir ışık
yanar.
Hatırlamak, aşkın insana yüküdür. Bir gün yollarımız
ayrılırsa bile, kalbimde senin sesin kalacak. Her yankı, seninle paylaştığım
bir anı hatırlatacak bana. Aşk, unutulmaya karşı bir direniştir; çünkü
hatırlamak, geleceğe bırakılmış bir izdir. Biz, birbirimizi hatırladıkça
yalnızlığın yükü hafifler, vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.