Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Beni Bir Gün Unutacaksan Bir Gün Bırakıp Gideceksen

Beni Bir Gün Unutacaksan Bir Gün Bırakıp Gideceksen


 Beni Bir Gün Unutacaksan Bir Gün Bırakıp Gideceksen…

 

Yalnızlık, çoğu zaman bir mağara gibi görünür insana. İçinde sessizlikten örülmüş duvarlar vardır; her taş, bir alışkanlığın ağırlığını taşır. Ben, bu mağaranın içinde kendi sesimle konuşurken, yankım bana geri döner ve kendimi dinlerim. Ama sen kapıyı araladığında, yankı değişir: artık yalnız ben değil, biz konuşuruz. O an mağara, bir başkasının sesini taşıyan bir yer olur.

‘’ Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. ‘’Oğuz Atay Tutunamayanlar

Beni bir gün unutacaksan, mağaramı boşuna aydınlatma; çünkü ışık, yalnızlığın taşlarını görünür kılar ama onları aydınlatmaz. Yine de seninle yürüdüğüm o kısa an, mağaranın kapısında bir iz bırakır. Biz, kendi içimize kapanırken bile birbirimizin sesini taşırız; mağaradan çıkmasak da sesimiz birbirine ulaşır. Hatırlamak, işte bu yüzden bir yük insana. Alışkanlıklarımız yalnızlıktan değil, birbirimizi hatırlamaktan doğar. Seninle paylaştığım bir bakış, bir cümle, bir sessizlik bile alışkanlığa dönüşür. Ve ben biliyorum: unutmak, yalnızlığın en ağır taşıdır. Ama hatırlamak, mağaranın duvarına çizilmiş bir işaret gibidir; zaman geçse de silinmez.

Biz, kendi mağaramızda ayrı ayrı otursak da, aynı yankıyı duyan iki insanız. Yalnızlık, bizi ayırmaz; aksine, birbirimizi daha derinden duymamızı sağlar. Çünkü mağaranın sessizliği, ancak bir sesle anlam kazanır. Ve o ses, seninle benim aramızda dolaşan bir yankıdır. Bir gün yollarımız ayrılırsa, mağaramın duvarlarında senin sesin kalacak. Her yankı, seninle paylaştığım bir anı hatırlatacak bana. Ve ben, yalnızlığın içinde bile, “biz”in izini taşıyacağım. Çünkü yalnızlık, insana kendini hatırlatır; ama hatırlamak, insana başkasını da hatırlatır. İşte bu yüzden, mağaramın kapısını kapatsam bile, içimde bir yer hep açık kalacak: seninle paylaştığımız yankıyla.

Ve belki de en çok bu yüzden, yalnızlığın mağarası bir mezar değil, bir arşivdir. İçinde sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar, bir gün yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık, bizi yok etmez; bizi birbirimize daha derinden bağlar. Çünkü mağaranın en karanlık yerinde bile, bir sesin yankısı vardır. Ve o ses, insana hatırlatır: biz vardık, biz hâlâ varız.

Yalnızlık, insanın kendi içine kapanarak kurduğu bir düzen gibidir. Her alışkanlık, bir taş; her sessizlik, bir duvar. Ben bu duvarların arasında dolaşırken, kendi sesim bana geri döner, kendi sorularımı kendime sorarım. Ama seninle karşılaştığımda, bu düzen bozulur. Çünkü artık yalnız ben değil, biz konuşuruz. Biz, mağaranın yankısı oluruz.

Unutulmak korkusu, yalnızlığın en ağır yüküdür. “Beni bir gün unutacaksan, boşuna mağaramdan çıkarma beni” derken aslında şunu söylüyorum: alışkanlıklarımı kaybetmekten değil, seninle kurduğum “biz”i kaybetmekten korkuyorum. Çünkü yalnızlık, tek başına taşınabilir; ama “biz”in kaybı, insana kendi sesini bile yabancılaştırır.

Hatırlamak, işte bu yüzden ağır bir direniştir. Biz, birbirimizi hatırladıkça yalnızlığın taşları hafifler. Seninle paylaştığım bir bakış, bir cümle, bir sessizlik bile alışkanlığa dönüşür. Ve ben biliyorum: unutmak, yalnızlığın en ağır taşıdır. Ama hatırlamak, mağaranın duvarına çizilmiş bir işaret gibidir; zaman geçse de silinmez.

Ve belki de en çok bu yüzden, yalnızlığın mağarası bir mezar değil, bir arşivdir. İçinde sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar, bir gün yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık, bizi yok etmez; bizi birbirimize daha derinden bağlar. Çünkü mağaranın en karanlık yerinde bile, bir sesin yankısı vardır. Ve o ses, insana hatırlatır: biz vardık, biz hâlâ varız.

 

Aşk, Sessizliğe Gömülmez Yankısını Geleceğe Taşır

 

Aşk, sessizliğe gömülmez; yankısını geleceğe taşır. Çünkü aşk, yalnızca iki insanın birbirine söylediği sözlerden ibaret değildir; aynı zamanda söylenmeyenlerin, suskunlukların, bakışların ve dokunuşların da bir hafızası vardır. Sessizlik, aşkın en derin dili olur bazen. Bir bakışla başlayan, bir susuşla devam eden, bir dokunuşla tamamlanan o dil, geleceğe taşınan bir yankıya dönüşür. Biz, bu yankının içinde var oluruz. Yalnızlığın taşlarını birlikte taşıyan iki insan gibi, sessizliğin yükünü de paylaşırız. Aşk, insanca bir direniştir: unutulmaya karşı, kaybolmaya karşı, sessizliğin karanlığına karşı. Çünkü aşk, hatırlamanın en güçlü biçimidir. Bir gün yollarımız ayrılırsa bile, yankı kalır. O yankı, geleceğin sessizliğinde bile bizi hatırlatır.

Aşk, bir mezar değil, bir hatırlama odasıdır. İçinde sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar bir gün yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık bizi yok etmez; bizi birbirimize daha derinden bağlar. Çünkü aşk, sessizliğe gömülmez; yankısını geleceğe taşır.

Aşk, insanca bir hatırlama biçimidir. Yalnızlık, insanı kendi mağarasına kapatır; ama aşk, o mağaranın duvarlarına yazılmış bir şiir gibidir. Zaman geçse de silinmez, yankısı hep duyulur. Biz, birbirimizi hatırladıkça yalnızlığın taşları hafifler. Çünkü aşk, unutulmaya karşı bir direniştir; sessizliğin içinde bile sesini korur.

Ve belki de en çok bu yüzden, aşk bir son değil, bir başlangıçtır. Bir mezar değil, bir hatırlama odasıdır. İçinde sakladığımız sesler, bakışlar, dokunuşlar bir gün yeniden yankılanır. Biz, unutulmuş gibi görünsek de, birbirimizin iç dünyasında sessiz bir iz olarak kalırız. Yalnızlık bizi yok etmez; bizi birbirimize daha derinden bağlar. Çünkü aşk, geleceğe taşınan bir yankıdır; insanca bir hatırlama, insanca bir umut.

Aşk, sessizliğe gömülmez; yankısını geleceğe taşır. Çünkü aşkın en derin dili bazen suskunluktur. Bir bakış, bir dokunuş, bir nefes arası sessizlik… Bunlar kelimelerden daha güçlüdür. Biz, sessizliğin içinde birbirimizi duyarız. Yalnızlığın karanlığına karşı, sessizlikte bile bir ışık yanar.

Hatırlamak, aşkın insana yüküdür. Bir gün yollarımız ayrılırsa bile, kalbimde senin sesin kalacak. Her yankı, seninle paylaştığım bir anı hatırlatacak bana. Aşk, unutulmaya karşı bir direniştir; çünkü hatırlamak, geleceğe bırakılmış bir izdir. Biz, birbirimizi hatırladıkça yalnızlığın yükü hafifler, vesselam.

Mehmet Aluç

 


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Beni Bir Gün Unutacaksan Bir Gün Bırakıp Gideceksen

Beni Bir Gün Unutacaksan Bir Gün Bırakıp Gideceksen

kul mehmet kul mehmet