
Bir renge mahal veren gecenin
karanlığı
Top yekûn firar etti gölgeler
Rabbim!
Bu, nasıl bir haşmet nasıldı
süregelen
Vahşet
Aşkın kayıp ırkı
İnsan neslinden üreyen…
Hazzın değil hüznün sarnıcı
Bir kalemde dile gelen hasret
Gün mizaçlı şarkılar yok artık yok;
Nazenin sevdasında sözcüklerin artık
yalanlara karnım tok
Haiz olduğum sadece iman gücü
Ruha yön veren kudreti
Tüm inancın solmuş benzinde dünün,
Elbet yanar ateşi
Cennetin yolcusu
Cehennem mizaçlı kâbusların gölgede
kalmış nice hasreti
Saz söz yok artık:
Her sus payı söylemde saklı hüzün
denen ırk
Bir milat ki miadın dolduğu
Bir fıtrat ki s/onsuzluğun soldurduğu
Ümmeti sevginin;
Hürmeti mabedin
Gök gözlü kadın yok artık
Hazandı kapışan ayazla
Hüzündü solan dünün sayacında
Ansızın firar eden ve o işte o
musalla
Taşı:
Aş eren hüznün sür-git gözyaşı
Meali ne ki kalan ömrün?
Mihenk taşı kayıp sevgisiz tüm
renklerin
En çok kara
Kara gecedeki karıncaya dahi can
vermişken Rabbin hikmeti;
Tek duyan,
Tek gören
İlahi Aşkın havsalasında kâh yanan
kâh sönen
Hızmam yok,
Hırkam yok:
Annem yok:
Dünümde saklı göğün cennet kapısı
Yarınımsa rüzgârın bahtı
Bir kıvılcıma dönüşen
Kıyamet alameti gidişlerin
Nasıl ki yok dönüşü
Sarmalında tüm nazın niyazın
El-Fatiha her d/okunuş
Azabın zerresinden uzak olsun yaralı na’şın
Yandıkça bu acının telaşından
Soluk benzindeki yakarışlarımdan
Hem ümmet hem mabet
Yamalı göğün sileceğinde saklı
mizacım
Yaşadığım kadar da cayır cayır
yanacağım…