Beylik bir destur adaletin sancağına
yakın duran en çok da azınlık gibi aykırı duyguların ihbarı ve mutlak acıların
geniz yakan külliyen zararı da kendine insanın, yetinmeyi bilse ne ki
yetemezken kâfire sözcüklerin her buklesinde uçuşan nazar gibi en çok da iç
sesi alırken beklemeye.
Zinhar dalgalı saçların koyultuşunda
Ön sözü umut olan ikramların inkârında
İade-i ziyaret misali
Sevici gölgelerin hücumuna delalet
Askıda vicdan
Askıda asalet
Güme giden ömür gibi
Dümtek çalan ruhların firarında
En çok da hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşayanların olmadığı kadar da
mazlumun ahı umurlarında
Yer-gök şahit;
Debdebeli bir hüzne keşifte bulunan
kara bulut
İçinde saklı nizam içinde saklı
asalet
Zamlanmış nice zan emre amade
bekleyen kuytuda
Şakağına dayalı kalem
Şafağı atmış bir şairden ötesi
Zincirleme kehanet
Göğün arka ambarı
Kimse kendini ulaşılmaz haklı sanan
Sevecen bir esintiden ötesi
Ötekileştirilmiş kiminin teninde
değil tininde saklı
Renklerin en ulvisi
Sarmalında bilinmezin
Esvabı yırtık güneşin
Solmaya yüz tutan neşesi
Bir hengâme…
Can pazarı:
Endamlı bir methiye
Dizilesi dizelerde saklı yüreğin
harareti
Zamk misali nice yalan
Tutuşan zanlar değil mi ki en büyük
zarar ziyan?
Askıda ekmek
Askıda hicret
Gümbürtülü bir şölen dokunulmazlığı
çoktan
Yerle yeksan
Ne dün ne bu gün
Yarınların bekası
Göğün tamburu
Yerkürenin kuru gürültüsü
Elbet çıkacaktır hesabı zalimin,
bilinmezin
Yere göğe konuşlu mevsimde
Meali iksirinde saklı zehrin
Yürek burkan tadından sökün eden
Tatlı ve huzurlu bir şiirin
Özleminde yanıp tutuşan
Değil mi ki şairin öznesi
Sus payı her söylem
En çok da söylenmeyende dile gelen
Tebessüm ekili bir tarh
Duygular değil artık mantıkla iştigal
Aklın da yolu bir madem
Azığa alınmış tüm matem
Zaruri olandan sökün eden
Bir katre dahi olsa yeter ışığın
Tezahürü doğmaya yakın günün
En çok da ne uğruna gümbürtüye
gittiyse artık ömrün
Eşkâli saklı illa ki duaların
katında…