Cılız bir sesti dün aslında –imiş.

Sessizliğin gücüne tamah edenlerden de olmadım hiç ve işte yasam ve anayasam, yas demekten imtina ediyorum.

Bir de yazdığım mektuplar belki yüzlerce belki binlerden oluşan kalemimin yazdıkları…

Ve işte sade bir dil kullanıyorum an itibari ile: ne Farsça ne Arapça ne de İngilizce.

Ötesiz berisiz filan da değilim çünkü heybem tıklım tıklım:

Zihnim nasıl da berrak ve yüreğim nasıl da kalabalık ama artık sevilmeyi ya da anlaşılmayı şart koşmuyorum çünkü anladığım kadar anlatıyorum anlamadığım kadar da anlamazdan geliyorum çünkü buna mecburum.

Sade bir dil.

Sade bir hayat.

Ama coşkulu bir yürek.

Cafcaflı sözcüklerin arayışında da değilim ve göz hizam ve ufuk hizam ve işte hizaya soktuklarım:

Bir de beni hizaya sokmaya uğraşan üç beş kendini bilmez.

Ve işte yüzümde kocaman bir gülüm/seme içimdeki acı derin ve asla kabuk b/ağlamayacak ama kendimle iştigal kendimle ilintili kısaca öylesine KENDİMDEYİM Kİ.

Hayal teknem az buz su aldı varsın alsın da çünkü küreğim de var kükreyeceğim de yeri gelince bir o kadar sakin ve huzurlu devam ediyorum yoluma.

Şaibeli söylenceler rüzgârı: Kaf dağını mesken tutanlar ama Allah’ın da af etmeyeceği.

Kuyruk acısı olanlar ve benim artık kırpık ve kopuk bir kuyruğum da yok:

Ayan beyan parlayan bir Yıldızım ben samanyolunda saklı tüm yıldızlara göz kırpıp da mehtaba selam çaktığım.

Mevsim geçişleri yağan yağmur azıcık burnum mu ne akıyor?

Dert değil.

Hazan mevsiminin en üzüntülü günü Kasımın sonu ve annemin bu dünyayı ansızın bırakıp da terk ettiği:

Sesi kulağımda eli elimde ama içimdeki yangından dolayı kimsenin beni suçlamaya da hakkı yok ve ben yanarken büyüyorum ben yanarken yağıyorum ve yazarın da dediği gibi:

‘’Yazmak yanmaktır.’’

Kulağı çınlasın hocamın.

Yakarışım sadece Allah’a ve yönelişim de ama öyle bilindik filan da değil dümdüz dosdoğru ve ben en çok içimdeki iyi niyeti seviyorum ve şu geçen bir ay içerisinde nasıl da büyüyüp olgunlaştığıma ve hayata tırnaklarımı geçirmeme şaşa kalıyorum.

Ömür bir yol ve az evvel çok sevdiğim birinin daha ölüm haberini aldım.

Ölüm bir son mu sahiden de?

Ya, geride kalanlar?

Ah, be dostum, hayat devam ediyor işte.

Soğuk bir hava var dışarıda ama yüreğim çok sıcak az evvel içtiğim çay gibi şekersiz ama tadı çok güzel tatsız tuzsuz filan da değil hani hayat ve mücadeleci yönümle şerh düşüyorum insan isyanlarına ve doymayan gözlerine.

Kocaman da bir kapıdan geçiyorum ve içimdeki kapıları bazılarının yüzüne öylesine sert kapattım ki:

Nazlı değilim artık.

Nazenin hiç değilim.

Ne şımarık ne kibirli ama bir izin versinler de değerimi bildiğim kadar beni değerli hissettirenlere duyduğum şükür kadar kendimi doya doya sevmenin tadını çıkarıyorum.

Evet, ben güçlüyüm ve değerli.

İçimi acıtanlar filan da değil artık umurumda çünkü içim acımıyor onlar ne kadar acımasızsa benim güzel Rabbim merhametlilerin en merhametlisi ve ben sadece Allah’tan istiyorum.

Bir şeyler duysam bile asla umurumda değil hele ki insan kendini bildikten sonra ve işte sahip olduğum tüm özelliklerim adına baş eğmeyeceğim kadar da ben başımı koydum bir kez yoluma:

Sanırım…

Aslında eminim ki:

Adı ve sanı yeniden doğmak imiş.

 


( Öylesine Kendimdeyim Ki... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 27.12.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu