Bir fısıltı örselendi öncesinde gecenin ve göğün tembihli yarıklarında b/ölündü bulutlar.

Esmer tenli gece aydınlandı oysaki ışık değildi yanan sadece bir aldatmaca dolgun dudaklı kadınlar değildi uçuşan renklerin doğasında mahsur kalan sadece yağmurda telef olan kuşlar.

Bir batında çaktı şimşek bir batında karanlığa gömüldü şehir.

Ablukaya alınmışçasına yollar ve söz öbekleri.

Mavi püsküllü gezegen tanrısal boşluğu tüm çekincelerin bazen bir mizansen bazense dizanteri olmuş insan izlekleri oysaki gelişmişti bilim ve insanlık artık hatmetmiyordu batıl hastalıkları en çok da atıl beynin kıvrımlarında debelenen nöronlar.

Aklı almazken kiminin…

Kimininse aklı fazla geliyordu ve işte çağlayan gün ışığı haykıran ruhun dumanlı efkârı alt edecekken dünde kalanı elbet ruminasyon değildi asla olması gereken sadece gün mizaçlı insan izlekleri.

Saltanatı sonlanmış ya da henüz doğmamış.

Sürgün hayatı yaşayan padişahın fermanı kaybolmuştu madem mahzende matem ötesi gri beneklerin tapındığı gaipten gelen o fısıltı örtüşen kâh cesaret kâh zafiyetle.

Ölümsüz değildi insan öykündüğü ne varsa hepten yalan.

Ötesiz berisiz kimi zaman meylettiği yine yalan yine dolan.

Masum izlekler firarda.

Migreni tutmuştu cihanın bir kere ve işte sonlandı yalnızlığın çağrısı.

Gök selametle ayrıldı bin parçaya.

Ayrık düşler sonlandı nasıl ki harp edenlerin nefreti idi insanın boyunu aşan ve göğün telaşlı kuşları ant içti uçmamaya ne de olsa kanayan kanatları artık siyahın gölgesiydi hem görünmeyen hem de ruhunu şeytana satan bin bir renkli uğultular dindi ansızın:

Yer de gök de fermanını sonlandırmışken ve bu sefer yerküre ayrıldı bin parçaya bir bilinmezin örtüsünü nasıl ki çekmişti üstünden ve işte Tanrının yoldaşlığında önce çocuklar uyandı derin uykudan sonra feri sönen yıldızlar çakmak çakmak yağdı baş aşağı edilmiş ne var ne yoksa en çokla en azın kapıştığı noktada zirveye yerleşti imleç ve artık her şey yazarın parmaklarının ucunda doğmayı bekledi oysaki bekletilmeye gelmezdi yazar, yazmadığı ne varsa tek tek d/okundu üstünkörü değil üstelediği hiç değil ne de olsa acelesi yoktu artık yazmanın şevkine yenik düştü ve pencerenin ansızın kapanmasıyla dindi rüzgâr.

Önce ışıklar yandı ardından mehtap tüm ihtişamı ile aydınlattı şehri ve işte ela ışıltılarında gözbebeklerinden uyku akmadığı kadar akıyordu ilham ve bir elinde kalem bir elinde esen rüzgâr usulca fısıldarken kulağına belki de itiraf edemediği kadar üşüyordu annesi az evvel gördüğü o kısacık rüyasında:

Uyku mahmuru belki de uykunun en tatlı yerinde en çok da sevginin dokunulmazlığında anne özlemini giderircesine…

Yazdı ve yazdı daha da yazacaktı uyku beşiğine usulca çağırırken yazarı:

Işıyan gün değildi henüz.

Işıyandı yüreği ve dile getirmeye doymadığı fermanları:

Ne Kadı kızı ne de Peri Padişahı ama ilham perisinin sadık olduğu kadar yazarın da sadık olduğu değerleri ve nüktedan yüreğinde tüm saklı tuttukları…

 


( Yağan Yağmurun Ardından... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 11.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu