Bir düş değil asla yağan rahmetin
penceresindeki o vakur gülüş.
İstimlak edilmiş de değil asla
Ne sözcükler ne gök kubbe
Sağalttığımız ne var ne yoksa
Yokluğun dilinde tek hece:
Elbet yoktan var edene
Duyduğumuz o büyük ve İlahi Aşk:
Yüce Yaratan nasıl ki en ulvi Sırdaş…
Sökün eden duygular ve kat izi
Atarından bana ne hem şeytanın?
Varsa yoksa izlediğim sadece Rabbin g/izi
Ve hamt ettiğim
Duyduğuma kani
Meleklerin yazmaya doyamadığı
O amel defteri
Şiarı ve sınandığı kadar ettiği
kanaati
Aşkın hüküm sürdüğü
En çok da: o ezeli ve edebi mahremi
Gök konuşlu cihana
Cihansa kopuk bir ip gibi sallanmakta
Ve ne yazık ki beklemede insanoğlu
Boynuna geçen ipin varlığından
bihaber
Darağacına çekilen değil bizzat
elleriyle
Kendilerini asan
Hem demezler mi?
Ne olur ki şuncacık yalan, riyadan?
Eklem yerleri şiirlerin
Ağrımıyor artık…
Sadece duygular da değil ettiğim
katık:
Başrolde zihin ve zekâ
Gönlün racon kestiği nicesi
Kimse kimliğinden uzak
Zinhar yalan, durduk yere değil içine
düşülesi tuzak
Kimine göre en büyük kayıp
Cepte eksilen para
Bilemedikleri tek ayıp
Ruh da beden de yürek de ifa ve iflah
olmaz maddiyatla
Sürgün edilmiş nice duygu
Kat izinde mi saklıdır bunca şiirin,
şairin endamlı ruhu?
Közü mü yoksa?
Katık ettiği sözü mü özüne?
Hem çöpsüz üzüm değildir bunca yürek,
inandığı kadar Rabbine.
Aşkın hulasası
Ve acının mermerden mezar taşı:
Nicesi saklı içinde, yazılacaktır
daha söylemediği kadar
Durduk yere.
Naz da dinmez niyaz da:
Elbet tek çekendi o nazı, şairin
anası
Niyazı saklı Allah katında ve şiarı
Yansa ne ki yâdında saklı tüm anıları
Yandığı kadar yazar;
Yazdığından öte bir bir yaşar
Önce kader sonra şiir
Yakılası değil yazılası bir ömür
Sükûtun esintisi
Rabbin fısıltısı
Duymayanlardan değildir hem şair:
Ne de doyumsuz ve kâfir:
Edindiği makam
Yaşamla hemhal kimse artık haksızlığa
kazık kakan:
Umurunda olmadığı kadar,
Gözü ve özü ve hedefi edindiği rota
ve ilham
Aşkla ve sevgiyle ve imanla ihya olan…