Şaşkınlığı Unutmadan
ŞAŞKINLIĞI UNUTMADAN

12 Ocak 2025

H. Çiğdem Deniz 

Nazım Hikmet Ran’ı anmak için bir davet geldi. Zaman yine alışıldık hoyratlığıyla, iki–üç gün kala… BAYŞAD Başkanının teklifini geri çevirmedim. Sanat adına atılan en küçük adımın bile içimde yarattığı kıpırtı hâlâ dinmedi; demek ki hâlâ buradayım. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Orkestrasının kıymetli hocalarıyla, enstrümanlarının bende bıraktığı o eski ve derin hazla aynı sahnede nefes almak, aynı havayı bölüşmek büyük bir lütuftu. Hele ki sesi ve sahne kudretiyle sevgili Evrim’in, şarkılara can verecek olması… Şans, bazen insanın tam karşısına böyle çıkar.

Davetin geç gelişi iç sesimi kışkırttı elbette. Hayatımın gelgitlerini didiklemeyi sever o; bayramlık ağzını açtı mı susturmak ne mümkün. Ben yine de ılıman düşüncelere yelken açtım, kendime makul bir neden aradım. Sonra sustuk. Bu meseleyi başka bir zamana bıraktık.

Başlangıçta iki şiir seçmiştim. İlki Müsaade Edersen’di. Sahnede okuyacağım her metnin izini sürerim; şiirin gerçekten şairine ait olup olmadığı benim için bir vicdan meselesidir. Araştırdım. Teyit’te karşıma çıkan gerçek, içimde hem bir sızı hem de bir ferahlık bıraktı: Şiir Nazım Hikmet’e değil, Evren Yüksel’e aitti. Hakkı sahibine teslim etmenin huzuruyla, gecede yer alacak şairlerin ve BAYŞAD Başkanının bulunduğu gruba durumu ilettim; şiiri değiştirmek istediğimi söyledim. Olumlu yanıt gelince sevincim sessizce büyüdü.

Bu kez üç şiir arasında dolaştım ve Şaşırıp Kalabilirim’de durdum. İkinci Nazım şiiri, Zülfü Livaneli’nin bestesiyle sahnede yankılanacaktı. Şiirin taşıdığı gerçeklik insanı yerinden eden cinstendi. Nazım’ın, Hiroşima’da atom bombasından sonra yaşamla ölüm arasında kalan küçük Sadako’dan etkilenerek yazdığı Kız Çocuğu… Bir şiirin, bir insanlığın yarasını nasıl taşıyabildiğinin kanıtıydı.

Saat 17.00’de Salih Tozan’daki provaya yetişmek üzere Engin’le yoldaydık. Telefon çaldı. Erkek kardeşi Ergün arıyordu; ambulansla üniversite hastanesine sevk edilmişti. Balıkesir’in dondurucu soğuğu yetmezmiş gibi, içimde bir şeyler aniden dondu. Afişin önünde çekilen o fotoğrafta, Nazım’ın sımsıcak mavi bakışlarının karşısında benim gözlerim bir kar yığını gibi durur; anılarımda ilk fark edilen ayrıntı olarak yerini alır.

Merdivenleri çıkarken iç sesim yine konuştu: “İki günde programa çıktık diye mi böbürleneceğiz?”
“Sus,” dedim. “Şiirle uğraşanların ayıbına beni bulaştıran da sen değil misin?” Sustuk.

Sahneye çıktım. İki şiiri okudum ve sanki gecikmiş bir özür gibi, aceleyle indim. Seyirciler arasından gelenler, “Şiiri yaşadınız, bize de yaşattınız,” dediler. Sayın hocam Osman Çiçek, gülümseyerek, “Sizde tiyatro yeteneği de var,” diye ekledi. Soyunma odasına yönelirken ona mânalı bir bakış bıraktım; bazı cümleler cevabını bakışta bulur.

Nazım, ilk okuduğum şiirde ne diyordu?

ŞAŞIRIP KALABİLİRİM

Sevebilirim, hem de nasıl, dile benden ne dilersen, canımı, gözlerimi

kızabilirim, ağzım köpürmez, ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında, devenin öfkesi, kinciliği değil.

anlayabilirim çoğu kere burnumla, yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak ve dövüşebilirim, doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için, yaşım başım buna engel değil, ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak, açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.yazık.

Saygıyla…


( Şaşkınlığı Unutmadan başlıklı yazı çitlembik tarafından 14.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu