MASADAKİ ŞİİR (1)
Bu şiir
masada duruyor.
Ne baş köşede
ne kenarda.
Tam ortada
Ders notlarının arasına yazılmış.
Ders çalışmak bırakılmış ve…
Masada
bir bardak var.
İçi yarım.
Dolmuş mu,
boşalmış mı
Şiir onu bilmiyor,
Şair biliyor.
Bu şiir
Masada,
oturmuş bekliyor.
Birileri beni okusun diye diretmiyor.
Masaya oturan olursa da eğer,
Onunla birlikte susacak.
Bir sandalye çekiliyor arada.
Gıcırdıyor.
Şiir irkilmiyor.
Çünkü ve çünkü;
Gürültüden korkmuyor artık o.
Masada
kırıntılar var.
Dünden kalma.
Biraz ekmek,
biraz düşünce.
İstersen biraz hayal,
Biraz düş,
Biraz biraz da
Renk renk boya kalemleri
Darma dağınık dağılmış renk renk boya kalemleri…
Hatta ve hatta en koyu yeşil yere düşmüş.
Toplaması zahmetli, tabii.
Şair ise üşengeç.
Kalsın, kalsın.
Nolacak sanki…
Bu şiir
ellerini masaya koymuş sonra.
Avuç içleri açık.
Ne bir şey mi saklıyor?
Yok yok bir şey bekliyor.
Bir çay soğuyor.
Kimse tazelemiyor.
Çünkü bazı sıcaklıklar ve sıcaklar
Ve ara sıcaklar
Yahut ön soğuklar
yenilenince bozuluyor.
Yenilince bozulan insanlar gibi.
Kaybedince hazmedemezler ya hani…
Bu şiir
hesap istemiyor.
Masaya ne geldiyse
onu kabul ediyor.
Sonunda kalkmıyor da masadan,
Masayı terk etmiyor.
Çünkü bazı şiirler
masada kalmalı.
Belki biri gelir.
Belki gelmez.
Masadaki şiir
zaten
orada olmayı
yeter sayıyor.
Çünkü;
Masadaki Şiir…
Burada ne duymak istersen, işte o.
Buraya ne yazmak isterdin, işte o.
Çünkü;
Masadaki Şiir…
Şairine diyor ki:
“Yaz dostum!”
Sonrası da şöyle:
“Yaz dostum güzel sevmeyene adam denir mi”
“Yaz dostum selam almayana yiğit denir mi”
“Yaz dostum altı üstü beş metrelik bez için”
“Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi”
Güzel sevenler,
Ve selamın aleyküm!
İçin,
Denmez!
13 Ocak 2026