Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 17.01.2026
Düş ötesiydi adeta içine düşülesi ve
de yalanların ahkâm kestiği çağ uyarlaması bir filmden de öte mademki
başroldeydi zalim ve kötü.
Öncesiz ithamları vardı ömrün ne çok
yalanı delik cebinde barındıran isyanı asla olmayan nice Mümin ve onlar ki karanlığın
ta kendisi ve onlar ki zalimin tayfası…
Sürrealist imgeleri kovdum yekten ve
sek içtim duyguları.
Sonra da sek sek oynadığım yıllara
gittim ama geri döndüm çünkü ben artık nazlı bir çocuk değildim.
Nazıma niyazıma razı gelense sadece
Rabbim ve beni benden hele ki beni onlardan çok daha iyi bilen.
Göktü ağlamayan gözlerimde ışıltı,
yasımınsa mühleti dolmuş gerçi anamın henüz kırkı dolmamıştı amma velakin.
Kimini ise paklayan teneşir bense
güneşin kızı.
Bin yaşımda olsam bile bire bir
güreşebilirdim meydana çıkanlarla nasıl ki yiğit değildi her biri.
Yitmedim.
Gün de yitmedi.
Arzum da dileğim de ve sabrım.
Tevekkül yüklü yüreğimde dinen sızı
ve de.
Zamk misali idi yalanlar sefil
torbalarında saklı görgüsüz ithamlar.
Görgülü ve adaletli olmamın nesi yanlıştı
hem?
Hem ben tok gözlü evin aç kedisi asla
olmadım.
Yırtıktı ruhları karanlığı delip
geçen gölgelerin.
Bense aydınlığımla yaşarken ve de
yazıp aşkla kıyama durduğum:
Yazık, demediklerinden öte zaten kim
ise kimin nesi ve işte zırlayan yabani.
Aşkın itirafı çünkü aşktı doğanın
yasası gel gör ki:
Öncelikle temiz ve masum bir yürek
hele ki Rabbine dönük yüzü:
Adı aşktı adı sevda adı insanlık
tıpkı öğretilerimin de yüzü suyu hürmetine tasvip etmediğim kadar yalanları ve
yanlışları…
Hep doğru oldum hep dürüst ve düzgün:
Bu bile nazara gelmişti ne de olsa
kuralcı ve kanuncu bir yapıda olmak bazı aklı evvellere göre zırvalıktan başka
bir şey değildi:
İnsan yaşken eğilir ve ben nasıl da
eğilmiştim amma velakin sadece Rabbimin huzurunda.
Ne çarpıktım ne dönek ne de ihtiraslı
elbet değerini bildiğim kadar dünya nimetlerinin bilsem de yetinmeyi bu bile
suçtu ne yazık ki!
Lafügüzaf, be azizim:
Sen bilmez misin beni?
Hem bir eli yağda bir eli balda bir
çocuk olmayı bana Rabbimdi nasip eden bu yüzden kimsenin bir şeyinde asla gözüm
olmadı.
Renkler ruhumdaki şenliktir, azizim
böyle biline.
Karanlık ise sadece gecenin doğasında
saklı elbet gün doğmakta asilce.
Ne düşkün ne sıradan ne de yalnız…
Öylesine kalabalıktım ki ben öylesine
sevgi dolu ama geç anlamış olsam bile:
Herkes hak etmiyordu sevgimi ve
insanlığımı:
Değer vermekle ilintili değil üstelik
değer görmek en çok da cahilden haz etmediğim ne de olsa insan gelişen bir
varlıktı hem yüce Mevla dememiş miydi, oku?
Elbette seçici iken insan hem okurken
hem yaşarken.
Elbette mesnetsiz ithamlara pabuç
bırakmazken.
Ölüm ise bir redifti.
Yaşamsa bir kaynak bir hazine ama
öncelikle insan olabilmenin birincil kaidesi sonra da yetinmeyi bilip kimseye
muhtaç olmadan dimdik onuruyla, haysiyeti ve ahlakı ile yaşıyor olabilmek.
Öznem ve özlemim mi, azizim?
Öznem ayan beyan mademki tekim ben
Rabbin bildiği ve işte tek bildiğim: iman gücünde saklı iken yaşamın tüm
güzellikleri.
Soytarı ruhlar.
Şaibeli gölgeler.
Aşkın azadesi ve ruhun Efendisi.
Mademki vardı bir de yaşadığımız bu âlemin
sonrası…
Azap kuşlarını değil serçeleri
besledim.
Şahikanın kanadında gülüm/seyen bir
benektim.
Leş kargaları ve akbabalar birbirini
yerken, ben yediğim lokmaya yediğim ekmeğe ihanet etmedim.
Acısı bile birinin birilerini mutlu
ederken…
Öncelikle aynaya kendilerinin bakması
gereken.
Benim aynam ruhumdu ve yüreğim:
Hem insanın güzelliği içinin dışa
yansımasıydı madem…
Üstü örtülü olan ne varsa görmeyi
başarmıştım işte kimine göre geç olsa da…
Ya, sen azizim, ne diyorsun bu
olanlara?
İyi de ben ne anlattım ne yazdım ne
yaşadım ki?