
Gece gündüz hiç hareket bitmez
Şişli sokaklarında. Bazen bu insanlar neden bu kadar telaşlı diye kendi kendime
sormadan edemezdim. Aslında burada çalışırken insanın düşünmeye pek vakti
kalmaz. Mutlaka yapılacak bir şeyler bulunur. Sanki hiç bitip tükenmeyecek bir
enerjiyle yüklüdür insanlar. Burada görev yapan polisler zaman geçtikçe
insanlar hakkında bir sosyolog ya da bir psikolog kadar bilgi sahibi olurlar.
Bazen birkaç dakika konuştuğunuz bir insanın sosyal ve ekonomik durumu,
psikolojisi, medeni hali gibi pek çok şeyi tahmin edebilirsiniz. Dolapdere
semtinin bir kısmı Beyoğlu ilçesine bir kısmı da Şişli’ye bağlıdır. Diğer
semtlere göre burada suç oranı biraz fazladır. Bu nedenle yaşanan olaylarda
Beyoğlu ve Şişli polisleri zaman zaman bölgenin kimin tarafında kaldığı
konusunda görüş ayrılığına düşer. Bazı olaylarda da birlikte görev yapmak
zorunda kalırlar. Bölge farkı ortadan kalkar. Hiç kimse bölgenin kimde olduğunu
düşünemez herkes olayı sonuçlandırmak için çabalar.
Karanlığın ışıkla, suçlunun suçsuzla,
iyinin kötüyle, gerçeğin yalanla karıştığı bir tablonun cam mozaikleri gibidir
burası. Öyle ki merhamet bazen suiistimal edilebilir. İyi niyet görmezden
gelinebilir. Bazen suçlular masum, suçsuzlar da gerçek suçlu olabilir. Unutulmuş
ya da hatırlanmak istenmeyen kişilerin sessizce kaybolduğu, karanlığın knossos
labirenti gibidir burası. Bazen bir cinayetin anatomisini düşünmek gibidir
burada yaşamak. Herkes ya alıcı, ya da satıcıdır. Herkes birbirini koruyup
kollayan, tekdüze bir yaşamın aktif oyuncuları gibidir. Kimine göre ayakta
kalabilmek için sert ve güçlü olmak lazımdır. Acımasız ve merhametsiz bir
dünyada yapılacak en iyi iş; Kendi kendini daha güçlü hale getirebilmektir.
Kimine göre de sevgisiz ve merhametsiz bir dünya; Sonunda uçurumdan aşağı
yuvarlanarak yok olacak altın bir küre gibidir.
Bazen düşünürdüm… Biz Polisler bu
hayatın neresindeyiz? Bazen kendimi toplumdan soyutlanmış, bazen de belanın ya
da kötülüğün en dibine yuvarlanmış gibi hissederdim. Ne olursa olsun
atalarımdan öğrendiğim gibi yaşayacaktım. Daha adil bir dünya ve kötülüğün
olmadığı bir yaşam için bana düşen görev neyse, onu yapmalıydım.
O gece Beyoğlu Polis ekipleri
Dolapdere’de bir aracı kovalıyordu. Araç içindekiler bir iş yerini soyarak
kendilerini son anda fark eden devriye ekiplerinin dur ikazına uymayarak
kaçmaya başlamıştı. Kurtuluş son durakta olduğumuz için aracın kaçış
istikametine en yakın olan ekip bizdik. Telsizle bir hayli telaşlı anonslar yapılıyordu.
Haber merkezi aracın kaçış istikametini söylerken sık sık ekiplere dikkatli
olunması konusunda ikazlar yapılıyordu. Aracı kovalayan Beyoğlu ekibi; Divan
Kavşağından Kurtuluş semtine doğru geldiklerini ancak burada bir ara sokakta,
aracı kaybettiklerini anons ediyorlardı. Kurtuluş semtinde biz vardık ancak
yüzlerce ara sokak vardı. Araç herhangi birinde olabilirdi. Derken araç
birdenbire tam önümüze düşüyor. Bu sefer Beyoğlu ekiplerin gözden kaybettiği
aracı şimdi biz kovalamaya başlıyoruz. Haber merkezine telsizle aracın kaçış
istikametini bildiriyoruz. Bütün Şişli devriye ekipleri alarma geçiyor. Gecenin
saat üçünde siren sesleri, telsiz anonsları birbirine karışıyor. Önümüzdeki
siyah araç kaçarken adeta ölümle yarışıyor, ancak bu semti bizim kadar
bilmediğini anlıyoruz. Çünkü ara sokaklardan hemen birkaç sokak aşağıdaki ana
caddeye inemiyor. Sanki çıkış noktasını bilemeyen kafesteki bir fare gibi bir o
sokağa bir bu sokağa giriyor. Bu bizim için büyük bir avantaj, çünkü aynı semt
içinde ve sokaklarda döndüğümüzden diğer bölgelerdeki devriye halindeki tüm
ekiplerimiz kısa sürede kapanma noktalarına yerleşmeyi başarıyor. Telsizle
sürekli anons ederek aracın muhtemel kaçabileceği sokakların girişinin
tutulması için anons ediyoruz. Panikle kaçan araç bir sokaktan bir daha geçiyor.
Ancak araç modeli yüksek ve süratli olduğu için zaman zaman aramız açılıyor, dar
bir sokağa gelince yavaşlamak zorunda kalıyor. Yaklaşık beş on dakika süren
kovalamaca sonunda ters yöne giren araç, karşıdan gelen ekibimizin sokağı
kapattığını görünce arada kalıyor. Geri dönse biz varız. İlerde önünde de bir
ekip var. Araçtan inip bir alt sokağa doğru koşmaya başlıyorlar. Buradan ana
caddeye iniyorlar. Bir tanesinin elinde bir çanta var koşarak büyük bir
apartmanın içine giriyorlar. Ancak ilginçtir ki bizde apartmana girmek
istediğimizde apartman kapısı açılmıyor. İçeriden muhtemelen kilitliyorlar.
Apartmandaki bütün zillere basıp kapıyı açmaları için dışardan bağırıyoruz.
Ancak gecenin ilerleyen saatinde hiçbir daireden bir yanıt gelmiyor. Nihayet
dışarıdan bağırma seslerimizi duyan yaşlı bir vatandaş pencereye çıkıyor. Sanki
ağız birliği etmişçesine hepimiz ona doğru bağırıyoruz;
-Amca kapıyı aç! Amca kapıyı aç! …
Ancak yaşlı adam gayet sakin; Ne var? Ne oluyor
burada? Diyor.
-Amca kapıyı aç diyoruz sana.
Polis! Görmüyor musun? Şu kapının otomatiğine bas, içeri hırsız girdi. Diyoruz.
Yaşlı adam en sonunda anlamış olacak ki; Tamam
tamam bekleyin bir dakika şimdi basıyorum. Diyor.
Ancak o birkaç dakikalık bekleme
bile bize saatlerce sürmüş gibi geliyor. Elimizde silahlarla açılan kapıdan
apartmanın içine doğru giriyoruz. Kimimiz aşağı bodrum katına kimimizde üst
katlara doğru çıkıyoruz. Birinci kata çıkan arkadaşlar yangın merdiveninin
kapısının açık olduğunu söylüyorlar hepimiz birinci kata çıkıp, açık olan
yangın merdiveninden aşağıya doğru iniyoruz. Ancak burasıda diğer bir caddeye
doğru açılıyor. Caddenin hemen karşısında bir benzin istasyonu var. Yan
tarafında kapalı bir restoran. Elimizde silahlar koşarak benzin istasyonuna giriyoruz.
Çalışanlara kaçan birilerinin olup olmadığını söylüyoruz. Ancak içerde
oturduklarını bu nedenle, kimseyi görmediklerini söylüyorlar. Hepimizde bir
huzursuzluk ve panik havası başlıyor. Kendi kendimize adamları elimizden
kaçırdık diye üzülüyoruz. Caddeye dağılıyoruz.
Ancak kimse yok. Sanki yer yarıldı yerin içine girdiler. Benzin istasyonunun
her ihtimale karşı içini tuvaletlerini kontrol ediyoruz. Tuvaletler benzin
istasyonunun arka tarafında kapıları açık içerde kimse yok. Buradan sağlı sollu
işyerlerini kontrol ederek yürüyoruz. Yanımıza cinayet büroda çalışan sivil
arkadaşlarda araçla geliyorlar. Ramazan abi araçtan inip;
-Ne
oldu kaçırdınız mı? Diyor.
-Abi sanki yer yarıldı içine
girdiler hiçbir yerde yoklar. Diyorum. Arkadaşlarla yürürken kimimiz apartmanda
saklanmış olabilir. Kimimiz ana caddede bir işyerine girmiş olabilir. Kimimizde
bir araca binip gitmiş olabilirler diye çeşitli fikirler ileri sürüyorlar.
Zaten Dolapdere Kurtuluş böyledir bir kere gözden kaçırırsanız bir daha işiniz
zor olur. Cadde üzerinde yürürken Ramazan abi yanımda bir sigara yakıyor.
İlerde sağ tarafta tek başına yürüyen bir kadını göstererek;
- Şu kadını durdurun kontrol
edin! Diyor.
Hemen koşarak kadına arkadan
yaklaşıp; Bayan bekle biraz polis! Diyoruz.
Ancak kadın aniden koşmaya başlıyor.
Daha birkaç metre gidemeden yakalıyoruz. Bunun kadın kılığına giren bizden
kaçan şahıslardan biri olduğunu anlıyoruz. Büyük bir şaşkınlık yaşıyoruz. Çünkü
bu kadar kısa sürede nasıl kılık değiştirdiğine hayret ediyoruz. Onu hemen olay
yerinde kelepçeleyip terk edip gittikleri aracın yanına getiriyoruz. Aracın
kapısını açtığında; İşyerinden yüklü miktarda çaldıkları bilgisayar parçaları
ve bir miktar parayı aracın içinde bize gösteriyor. Kaçan diğer şahsı bulmaksa
artık bizim için çok kolay. Bu şahsın verdiği ifadelerle artık onunda kaçma
şansı yok. Bunu biliyoruz. İşyeri soyulan vatandaşa ulaşarak malzeme ve
paralarını karakolda teslim ediyoruz. Hırsız Nezarethaneye konuluyor. Karakolda
bizden kaçınca benzin istasyonunun tuvaletinde elindeki çantanın içinden
çıkardığı kadın kıyafetlerini giydiğini, peruğu taktığını, hemen buradan
çıkarak caddeye koştuğunu, diğer arkadaşının yangın merdiveninden indikten
sonra arka yola kaçtığını onu görmediğini, kendisinin uzaktan bizi görünce bu
işyerinin ara kapısında gizlendiğini, bizim uzaklaştığımızı düşünerek caddeye
çıktığını, ancak yakalandığını söylüyordu. Peki, bu kadın kıyafetlerini niçin
taşıyorsun diye sorduğumuzda kaçamak cevaplar veriyor. Trans bir arkadaşının
olduğunu ona götürdüğünü söylüyordu. İfadeleri çelişkiliydi. Belki de daha
büyük bir soygun planlıyorlardı.
Ramazan abi az sonra telsizle bizi Elmadağ
caddesindeki bir kahvehaneye çağırıyor. Sabaha karşı gündüz nöbetindeki
arkadaşlarla görev değişiminden önce bazen buraya giderek bir yorgunluk çayı içiyoruz.
İçeri girdiğimizde sivil arkadaşlara biz de iki ekip katılarak çay içip
kahvaltı yapıyoruz. Ramazan abiye;
- Abi sen arkasından nasıl anladın
onun kadın kılığına girmiş hırsız olduğunu yürüyüşünden mi? Diye soruyorum.
Ramazan abi; Hayır yürüyüşünden değil
omuzlarından. Diyor. Çünkü erkeklerin omuzları kalçadan geniş olur, kadınlarda
ise omuz ve kalça aynıdır ya da kalça omuzdan daha geniş olur. Bende arkadan
bakınca; Omuzları daha genişti. Erkek
olduğunu anladım. Trans bireylerde bu saatlerde bu caddede çok gezmedikleri
için şüphelendim. O yüzden durdurun dedim diyor.
Hepimiz bir yandan kahvaltımızı yapıp
çayımızı yudumlarken, bir yandan da Abi bu teknik ayrıntıyı öğrendiğimiz iyi
oldu diyerek gülüyoruz… Neşeli kahkahalarımız Elmadağ caddesinde yankılanırken
iyi bir iş başarmanın sevinci bütün yorgunluğumuzu unutturuyor.