Deneme / Hayata Dair Denemeler
Eklenme Tarihi : 22.01.2026
Gülüşleri çalındı meleklerin ama
öncesinde yaftalanmış ne kadar masum çocuk varsa ıskalandı akabinde ıslıklandı
ne de olsa bağrı yırtılmıştı gecenin; gün ise sallantıda.
Mihrabın kıyısına kondu mehtap,
yaldızlı kâğıtlar misali s/üzüldü yıldızlar hele ki yok mu o kuyruğu kırpık
yıldız ve bağdaş kurdum simyacı hayallerine.
Sözcükler de suskun ve şairin bir eli
cebinde.
İmgeler ise hem yırtık hem b/atıl
birbiri ile kapışan zalimin doymak bilmez nefsinde…
Öksüz ve yetim tüm insanlık şaşa
kalan bir de iştirak eden gece nöbetine ve tüm duygular körüklendi hassas
noktası iyiliğin çimdiklendi en çok da gerçekler idi mağdur olan geniş cepheli
bir evin arka balkonunda kundaklanan tüm çamaşırlar ve de olsa o kopuk ipe
iliştirilmiş en çok da sevgi ve hasret iken işkillenmiş.
Sayfalar boğmaca olmuş olsa ne ki?
Mevsim çoktan ispat etmiş olsa
rüştünü ne ki ne?
Yağmur bırakmayan bulutların kurak
dudakları ve bir köşede unutulmuş genç irisi çocukların yırtık duvakları.
Pekişen ne haset ne de yalana hasret:
İstenen ve yürekten dilenen sadece
adalet…
Hancı yorgun yolcu vurgun yemiş ve
işte tembel kanatlarında tavus kuşlarının o silik ve soluk terk ediliş: ne de
olsa kibir de kebir de kabir de hem uzak hem yakın, günahlar serili o kopuk ipe
ve dualar dillenen tüm ölülerini rahmet yâd eden gönülsüz tükenişlere eşlik
eden rüzgâr gibi uçası yaralı aşkların son duası.
Zemheri ve ilkbahar birbiri ile
takışan…
Suskun kalem ve dünde kalanlar
yalnızlığını paylaşan.
Meyvesi muradın; meali kâinatın andığımız
kadar anıldığımız en çok da yürekten verilen selamın ve sadakanın kabulü mevzu
bahis ne ise ve giden kim ise toprağın altında kalan aralıksız da çağıran gel
gör ki: her şey ve de hayat daha yeni başladı…
Renklerin birer birer ihbar ettiği
idi sığınağım sanırım duyguların kuvözünde doğmuştum ve elinde büyüdüğüm tüm
sevdiklerim zaten en çok da onların hatırına itibar edip sığınak bilmiştim
hercai duyguları.
Bir eşik iken atlanası ve bir beşik
gibi sallanan hatıralar:
Ne uzak ne yakın olduğum belki de öz alt
kümesiydim dünlerin ve güne bağdaş kurduğum yarınları belli belirsiz
arzuladığım…
Meftundu düşler ben de meftundum
belki de Zühre’si idim varlığımın ve işte en somut halimle ve işte soyut
addedilen sıfat ve tanılarla baş eğmeyecektim insan ırkına.
Göğsümde bir şarapnel ama yaşıyordum
ne de olsa asker torunuydum aslına ve asaletine ihanet etmeyen asla soyunu
sopunu inkâr etmeyen.
Gel gör ki: inkâr edenlerin ve
isyankârların zulmünde ne çok çamur sıçratmışlardı üstüme bilip bilmeden de
değil yalanlarına en başta kendilerinin inandığı üstelik tahmin dahi edemezken
güneşin balçıkla sıvanmayacağını.
Ben gerçektim ve gerçekçi.
Duygularımın albenisi ve işte duygu
akımına kapılıp da yazdıklarım ve tüm sevdiklerim.
Gök idi mahzun olan ve yaşıma, yasıma
eşlik eden ve beni koruyan melekler.
Yerküre ise bir dehliz…
Alabildiğine de uzanan gözümün
önündeki o deniz.
Şehla iken bulutlar.
Saydam iken yüreğim ve muradımı
dillendirdiğim layığı ile yaşamanın ve iyi bir kul olabilmenin de imkân
dâhilinde olduğunu bildiğim.
Şartlar ne kadar zorlasa da.
Süt liman olmasa da insan gönülleri.
Ve kibrine sadık zulmünü hak sayanlar
yaşadıkları kadar da Haktan uzak olanlar.
İsyan değildi yüreğimdeki hıçkırık
inkâr hiç değildi ama ben kendimi öylesine biliyordum ki en az Rabbimin de beni
bildiği kadar…
Hele ki yok mu Allah’ı dilinden
düşürmeyenler sanki onlardı sadece Rabbini bilen ya da sadece onların mı
tek/elindeydi Rahman?
Özü sözü bir ve işte başıma iş açan
en çok da kalbimi açtığım insanlar.
Bir zemindi ki ayağımın altındaki ve de
bir zehirdi ki yüzüme ve gönlüme bulaşan ama direncim ve dayanıklılığım ve
benim mademki tek bir Sahibim vardı; hem canımı hem günler evvel toprağa
koyduğum anamı emanet ettiğim…