Gülümsedim Usulca En Çok da İçimdeki O Kırgın Annesiz Çocuğa
Sözcükler dün daha dün hepsi yaralı
yamalı ihanet etmişken bana en çok da sarmalında nefreti insanların gel gör ki
sevgiyle kucaklamıştım her birini.
Bazen zarf atanlar da yok değil hani
üstelik cinsiyetin de önemi yok hele ki insan, Allah rızası için kolaylıkla
sevebilirken ve tüm zarflarda posta pulu filan da yok.
Bu gün özgür bıraktım kalemimi ve
şimdi ben çalıyorum sözcükler kanat çırpıyor kalemse umarsız bana kaldı bu gün
kalemin yapması gerekenlerle de eşleşti mi ruhum.
Daha dün kendimi çekiştire çekiştire
bir hal oldum bilemedim nereye sığacağımı kolları filan da sıvamadım sadece
durgun bir günü tahliye etmek adına koşa koşa sığındım Rabbime.
Nice insan nice yalan: hele ki;
mesnetsiz ithamlar yok mu…
İnsanı kendine yabancı kılan öyle ki
insanın kendinden şüphe duyduğu ve işte kocaman bir mezar boşluğuna gömdükçe
gömdüm hem dünü hem de dünde kıymete binen insanların haris nefret dolu
dürtülerini.
Gökse temkinliydi biraz da kararsız
mı ne?
Nemli gözlerime eşlik etti şaşkın
sağanak sonra sustu gök kubbe ben de sustum ve içime akan yaşları boca ettim kâğıdın
üstüne.
Olmadı işe yaramadı tembihli olduğum
ne varsa annemden suskularla çevrelendiğim bir zaman dilimi ve boyut değiştiren
duygular hele ki yok mu o nankör insanlar?
İstemiyorum nefretlerini solumayı
istemiyorum da içimdeki çiçeklerin solmasını ve işte havada uçuşan sıfatlar ve
dedim ki kendime:
Vay, be neymişim ben?
Renkler coşkuyla uyandı bu gün biraz
yorgun ve uykusuz kalktım tebessüm ekmeye programlamamış olsam da gün bir bir
sekmeye başladı.
Seğirten duygular.
Kükreyen kalbim.
Sevmeyle iştigal bir neferdim ne de
olsa.
Biri dedi ki:
‘’Çocuk musun?’’
Birileri çok başka şeyler söyledi
uzaklardan geldi kulağıma.
Birileri kızdı.
Birdenbire çatladı göğsüm ve delişmen
rüzgâr bir esti ki.
Nemliydi hava gözlerim gibi derken
uykuya yenik düştüm o da iki üç saat.
Pekişen bir hasretle uyandığımı geç
fark ettim en çok da kendime hasret ve artık nasılda tanıdığım üç beş insan
bana haset.
Bense hasat bilmişken onların
yüreklerini ve sevgi ekip de onların nefretini b/içmişken.
Kimi abla dedi kimi kardeş.
Kimi tükendi kimi tüketti.
Dedim ya: kalem sustu kalp söyledi.
Hadi, bu günü de kurtardık madem…
Diyemedim ama demem gereken birine
diyemedim.
Ama diyeceğimi umuyordum da bir
yandan mademki sevgime kefildim.
Sayaç kırık hava soğuk bir baktım ki
radyatörler de buz gibi.
Sarıp sarmaladım kendimi kundaklanmış
sözcüklerden yorgan diktim elbet kavga bitmedi ne de olsa yorgan da yanımda
gitmemişti bir yerlere.
Ben de gitmedim en çok da kendimden.
Mırlayan yavru kedi gibi kendimi
sevdim usulca.
Ama en çok da saydım.
Zaten saygı olmadan sevmenin ne
anlamı vardı ki?
Züğürt tesellisi derken cebimdeki
parayı saydım ve kocaman gülüm/sedim en çok da kendime kavuşmanın verdiği
mutlulukla.
Mahcup bazen.
Bazen şaşkın.
Bazen somurtuk.
Bazen neşeli.
Kalem sustu ben konuştum minnet de
etmedim bu günkü ilham perime ve soytarı imgeleri tıkıp da bir kavanoza sadece
yazdım sadece gülüm/sedim en çok da içimdeki o kırgın annesiz çocuğa.
Hak etmediğim ne varsa gelmişken
başıma…
Arz etmediğim ne varsa.
Aşikâr aşktım ben aşk aşina şiirlere
ve yüreğine.
Aşkla yaşamak ve hayata direnmek bu
olmalıydı ve bunu bilmekti bana iyi gelen hem kendi gücüme sadık en çok da
biricik Rabbime ne de olsa emir büyük yerden.
Gülüm/sedim usulca.
Suskulardı belki de rehavete
sürükleyen.
Susmanın bir anlamı var mıydı peki?
Ne fark eder ki insan kendine
inandıktan sonra ama en başta Rabbine.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.