Arz Ediyorum Sevenlerime Sevmeyenlerime
Cıvıldayan bir ömrü içime sığdırmakla
iştigal gel gör ki: içime sığmayan bir endamlı destan misali…
Yâd filan da etmiyorum artık dünü ve
nankörü.
Yarenlik de etmiyorum sahte dostlara.
Kalıplar saklı insan izleklerinde ya
da insanlar mı saklı o kurumuş kırık seramik vazolarda? Her biri eğri büğrü
sanırsın ki dünyayı resmetmiş seramikçi ve işte içindeki boşluğu sunmuş sözüm
ona sanata oysaki bilmiyor: hayatın bir sanat olduğunu.
Göğün muktedir ve muteber yolcuları
ve her birinin kanatları adeta birer doğa harikası:
Yüce Rabbin yaratısı kâinat ve hiçbir
ressam hiçbir seramikçi bunu yansıtamıyor yaratmaya çalıştığı esere.
Renklerin mucidi sıfatlar asılı gök
kubbede ve insanlar asılı ama hiçbiri askıda ekmek değil çünkü asi ve şarlatan
ruhlar hak etmiyorlar Rabbin bahşettiğini…
Yol uzun.
Yarenim yanı başımda ve bu sefer,
gerçek bir dost var yanımda.
Yâdım azıcık tuzlu ve nemli ama her
şeyi de canımı yakanları da bırakmışken dünde…
Kayıp değilim asla.
Kayıp yıllarım da yok benim çünkü
yaşanmışlıklar ile ben bu güne ve bu güce eriştim.
Yol tozlu olsa ne ki?
Ben illa ki süpürürüm yolları
ayıklarım da ayrık otlarını ve dikenlerimi ayrı seviyorum ne de olsa
bazılarının kinayesinde zikrettikleri gibi dikenlerim acıtmıyor asla onlar
gibi.
Sözcükler.
Ruhum.
Endamım ve de.
Yasımdan da kime ne ve yaşımdan da?
Yalnızlık sorgulanıyor iyi de nereden
biliyorlar yalnızlığın ne olduğunu ve insanın ne yaşadığını ve nasıl da
şatafatlı duyguları ve engin bir zihni olduğunu?
Günümüzdeki tek ölçüt elbet para.
İnsanı hizaya getirmesi gerekirken
yoldan çıkaran da.
Ne sefilim ne derviş sadece insanım
ve ben de biliyorum paranın nasıl bir ölçüt olduğunu.
Sorguluyorlar her ne ise; vasıf ve
sıfat olarak ismimin başına eklediklerini ve kendi yalanlarına kendi inanıyor
MİTOMAN denen insanlar ve her nasılsa karşısındaki de yalan söylüyor diye
yanlış ve hastalıklı bir algıya kapılmışlar.
Renklerin hası.
Beyazın ve masum kalabilmenin hazzı.
Doğrunun da tek olduğu.
Sözcükler karaborsada bu aralar belki
de duyguların tek/elinde ve işte beynim iken en büyük sermayem ve kapış kapış
insan çığlıkları kiminin arkadan sövdüğü kiminin kinini yüzüme püskürttüğü.
Yazmak ve de.
Aşk, deyip de kendimi yazın ve
edebiyat dünyasında doya doya ifade ettiğim…
Bir de Edebiyat ile uzaktan yakından
ilgisi olmayanların sarf ettikleri:
Yazarlıktan para kazanıyor musun?
Sorulan o bariz yegâne soru.
Ardı arkası kesilmeyen sorular ve
önyargılar.
Hayatı sadece para ve makam ile
eşleştirenler.
Ve evet, kısmen haklılar ama kısmen
hele ki sevmediği bir mesleğin de eğitimini almışken insan ve başka sularda
yüzmüşken…
Şaibeli dahi addedilebilen.
Renkler ve insanlar.
İç sesim ve iç dünyam ve de
alabildiğince farkında olduğum dış dünya ve bir o kadar gerçek olup gerçekçi
olduğum…
İnanç dahi sorgulanırken ve daha
nicesi.
Gerçekler ve gerçek yüzler.
Askıda ekmek değil ama:
Askıda yalan ve iftira ve kin ve
nefret.
Alabildiğine uzak olduğum kadar da
olabildiğince zarar gördüğüm.
Gönlün rotası belli.
Aklın da her şeye yettiği.
Duyguların ise ayaklar altında
ezildiği.
Kayıpların ve ölümlerin ve yitimlerin
bile önem arz etmediği…
Ve arz ediyorum talebim kadar.
Tasvirim ve teşrifim ve tutanağım:
Gerçekçi olduğum kadar da gerçek ve
doğruyum ve doğrunun peşindeyim ve kendimi kucaklayabilip de kendime duyduğum
saygı, sevgi ve güvenin arkasındayım ve arkamda iken beni bilen yüce Mevla…
Arz ediyorum inancımı, sevgimi ve
hürriyetimi ve aklımı.
Duygular asla mantıklı ve akılcı
düşünmeye engel değildir ve yazmak asla parayla ölçülemez.
Çok yazar tanıdım çok da şair ve
hepsi de yakınıyordu:
‘’Yazarlıktan para kazanılmaz…’’
diye.
Diyenlerin yalancısıyım ve yaşadım
gördüm lakin…
Daha da yaşayacağım ve yapacağım çok
şey var yazmaktan da öte…
Arz ediyorum.
Arz-talep eğrisindeki o optimum nokta
hep de yerleşik olmasa bile arz-talep eğrisinde, bu, gerçekleri asla
değiştirmez.
Her ne kadar eğitimini aldığım
İşletme mesleğimi çok sevmesem de babama rahmet okuyorum: eğitimci ve idealist
baba rol modeli ile bana örnek ve ilham kaynağı olduğu için ve kıyısından
köşesinden nasiplenip de öğretmenlik yaptığım yıllarla ve de öğrencilerimi
hatırladıkça gurur duyuyorum kendimle hem yeteri kadar mütevazı olmamla da bir
tutulmuşken saf addedilen benliğim.
Haram lokma yemediği kadar bana da
haram-helal ve doğru nedir, diye öğrettiği için aileme olan gönül borcumu asla ödeyemem…
Arz ediyorum sevenlerime
sevmeyenlerime…
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.