Ayracı olmalı mıydı zamanın ve de
insanların?
Ve en sevdiğim:
Tümden gelen derken tüme varım ve
ansızın gümbürtüye giden ve ne yazık ki hor görülen ve boş verenlerin aralıksız
hükmettiği o imla hatası…
Düşlerle örülü deyip de yola
çıktığımız hayatın gerçekleri ve hayaller gerçek olsun diye bir ömrü heba
ettiğimiz ya da sahip olduğumuz şeyler nasıl ki hayatın gerçeği ve işte puf,
bir balon gibi sönüp gitmesi an meselesi.
Değerlerimiz ve yüreğimizi verdiğimiz
sayısız insan ama yüreklerimizi geri vermeyenler ya da verseler bile sadece ve
sadece üç beş can kırığına dönüşmüş iken ihtişamlı yüreklerimiz…
Bir esaret belki de vuku bulan o
cahil cesareti ve bilginin gücüne yenik düşen ben ve benim gibi tanıdığım az
sayıda insan elbette yanı başımdakileri ben her hali ile kabullenmiş olsam bile
ve evet, yazımın da başında belirttiğim gibi:
Tümden gelim.
Tüme varım.
Bazense dolu bir kutunun geri dönümü:
İçi boş.
Yıpranmış.
Ve yırtılmış sıradan bir mukavva
kutusu gibi.
Duygularla doldurmaksa ruhu ve yüreği
boş veriniz, azizim.
Duyguların yerle yeksan olduğu şu
çağda paran kadar konuş ve yürü de adam, desinler sana, azizim.
İnsan ne için yaşar?
Haysiyeti için ve onuru elbette
namusu.
Kavramlar.
Mefhumlar.
Olgular.
Savlar ve de…
Bir de hayatı tepeye yerleştirip
değerleri ve güzellikleri hor görüp de savsaklayanlar…
Gelişim denen süreç doğduğumuz an
hatta anne karnına ilk düştüğümüzde başlayan ve ölene değin aralıksız devam
eden ve bu süreçte baş koymamız gereken ana tema varsa yoksa bilgi ve inancın
ihtişamı.
Birbirini tamamlayan iki önemli
kavram mademki bilgi sınırsız…
Mademki inanç sınırsız…
Ve ne yazık ki insanların harcadığı
zaman harcadığı diğer insanlar ve harcı âlem iken şu yaşam…
Herkesin de değer yargısı farklı
olabilirken ve ne yazık ki bilginin eksiliğinde inancın ve de inancın
eksikliğinde bilginin önem arz etmediği hele ki: bilginin de inancın da
eksikliğinde önem arz eden hiçbir şeyin kalmadığı ve insanlığın sonlandığı
nokta.
Günümüzde süregelen savaşlar
toplumların yok olduğu ve de insanların hele ki bireysel anlamda yitenlerin
yaşadığı neler neler yok ki:
Bir çocuğun kimsesiz kaldığı ve de
ebeveynlerin kaybettiği evlatları bunları toplumlara da vurduk mu ortaya çıkan
sayı sahiden de akla zarar.
Süregelen doğal afetler…
Bitmek bilmeyen ölümler.
Depremler uyarsa da dünya genelinde
ve hala değişmeyen insan zihniyetleri.
Ekonomik gücü elinde bulunduran
devletler ve yaptırım güçleri ve işte kitle imha silahları ile ardı arkası
kesilmeyen insan katliamları.
Bitimsiz savaşlar ve toplu ölümler ve
değişen dengeler her anlamda.
Bizler ise yazarak bizler ise
düşünerek bir şeyleri anlatma ve anlaşılma gayesi içindeyken sanmayın ki
söylemediğimiz hiçbir şey kalmadı en azından kendim için demem o ki:
Gelişim odaklı bir sistemde var olma
savaşı vermekteyim herkes gibi belki de daha fazla belki benden de fazlasını
yapanların olmadığı ne malum?
Ne de olsa yaşayan bilir!
Elbet bilginin gücünde ve ihtişamında
ruh da zihin de bilmeye ve öğrenmeye doymamakta bu bağlamda her gün insanlardan
ve olanlardan ve de zihinsel ve ruhsal gelişimde birey olarak neler neler
öğrenmiyor ki insan ve bu süreç sadece hayatı ve dünyayı daha yaşanılır bir yer
olmaya yönelten arayışla paralel seyretmekte.
Tek bildiğim…
Nasıl ki hiçbir şey bilmediğim ki
yüzyıllara damgasını vurmuş Socrates’in bu cümlesini mademki hayatımın
merkezine oturttum o halde…
Bilgiye ve duyumsamaya fora ediyorum
tüm benliğimi ki benlik algımla en muteber en donanımlı hatta en huzurlu en
mutlu insan olmaya da odaklanmışken elbette şükrü ve sabrı elden bırakmadan ve
inancın aydınlığında tüm benliğimle akar ve yol alırken en başta Rabbime dönük
yüzümle ve açık alnımla…