Sen Akşamları İyi Bilirsin


Sen akşamları iyi bilirsin. 
Sana kaç kez gül kokulu, hanımeli renkli 
akşamlar hazırladım. 
Kendini tekrarlayıp duruyor, dediler, 
desinler. 
Böyle bir ıstırabı yaşamaya mahkûm
kim kendini tekrarlamaz ki? 

Yağmur yağıyordu. 
Kaç kez akşam yağmurlarına filbahri kokularını karıştırdım. 
Kaç kez ben şu masamın başında, 
Senle beraber sabahlara dek yazdık. 
Kaç kez ölümüne bir seçimin eşiğine geldik 
ve sen kaç kez beni seçmedin.

Oysa ben, 
anlattıklarının ve yaşadıklarının doğruluğuna 
inanmamakla birlikte,
asıl anlatılacak doğruyu bir türlü görememek gibi 
bir azabın mahkûmuyum ben 
ama neden, 
ama neden, 
yüz bin defa ama neden, 
bu sadrın çektiği eza
senin yanında az kalıyor 
her defasında 

*

Aynalar hep yalan söylüyorlar
Aynalar hep senin kılığına giriyorlar
bu alemin bir rengi var
Bir gözleri var 
bir de gül rengi teni 
Daha garip, en tuhafı 
her defasında sen…
Ben sana, gel dedikçe, 
bana başkaldırıyorsun
her defasında...
Bana isyan ediyorsun
Ama neden.

Oysa biz, mavi ırmaklar içinde doğmuştuk. 
Ağaç kovuklarından mavi ışıkların yükseldiği bir gece. 
Çobanlar ateş etrafında kır türküleri söylüyorlardı. 
Gökte mavi bir yıldız, ruhu beslerken
ufka çok yakın bir yerde 
gecenin sırrını fısıldayacak kadar 
yakın gibi duruyordu lodos

Kalbimizde o siyah leke yokken daha, 
hayatı ve ölümü ve hattâ aşkı tanıdığımızı iddia ediyorduk. 
Kan ve ter içinde sırılsıklam, 
su içinde atlarımızı mermer sunak kalıntılarının 
buz gibi sularında serinletiyorduk.
Saçlarımızı arkadan tek örgü yapıp 
berrak göl kıyısına eğildiğimiz zaman, 
ne kadar güzeliz, diyorduk birbirimize.

*

Su kıyısında öyküsünü bildiğimiz nergisler.
Su kıyısında kendi görüntümüze âşık olabilecek kadar 
her şey yerli yerindeydi.
Ve ırmaklar yaratıldıkları gün daha 
takip ettikleri seyir üzere yataklarında akıyorlardı.
Ne kadar kolaydı gökte yıldız damlalarının
birdenbire ve teker teker kopması. 
Karanlık ne kadar kolaydı. 
Ne kadar parlaktı içimizden havalanan güllerin kırmızısı.

Bir zaman sonra hep tökezledik yollarda. 
Bütün dallar elimizde kaldı. 
Gökkuşağına bakarken içimizin her zerresi, 
bütün kapılar hep aynı renkte sadece gri idi.
Düştüğümüz yollarda
Taşlar ayaklarımızı
ve çıplak dallar yüzümüzü kan revan içinde bıraktı.
Çok yorgunduk, 
bize serin bir su uzatacak 
yorgunluğumuzu dindirecek
kimsemiz hiç olmadı hiç

Çok yorgun olduğumuz gibi çok da yalnızdık.
Hep kendi halimize ağladık. 
Issız adada yol alırken,
atımızı son gücümüzle mahmuzlarken biz, 
sonsuz karanlıkta taş kulelerin arkasında bulutlar yarıldı.
Bulutların yarıldığı yerden 
senin ve benim için sadece o berdi hilâl ağladı. 
Ve onun durgun su içine düşmüş görüntüsü. 

*

Söyle şimdi 
Gözlerinin o pak maviliğini, 
Dik aynasını gözlerime... 
Dayanabilirsen cevapla beni; 
Ruhumun derinliğinde, 
o çocukça titremesinde gördüklerinle
cevapla beni.

Sen benden razı değilken, 
Benim rızam nasıl söz konusu olur? 
Oysa ben; 
Zerrelerimle, hücrelerimle çılgın bir tutku, 
başkaldırısız bir teslimiyet kurmuştum,
senle ,gözlerinin mavisiyle.
Birlikte kurguladığımız  o hikâyeyi yazacaktık. 
Ama sen bana o bitimsiz heyecanlarımı gösterdin. 
Bu yüzden senden ayrılıyorum
Gözlerimi kapatıp.

Seni terk edeceğim şimdi
Terk edecek başka kimsem olmadığı için, 
Yalnız seni, 
sadece seni terk edeceğim.
Gözlerimi kapatıp.
Haksız mıyım. 


redfer



( Sen Akşamları İyi Bilirsin başlıklı yazı redfer tarafından 2.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu