İsimsiz-düş Hikayesi...




Bildiklerimi sunmalıyım lakin bilginin bildiriminde, ihya edilesi bir varlıktan çok öteyim.

Şehrin pembesinde aklımın atlarına gem vurmakla meşgulüm ve yüksek perdeden yayın yapan bir serenat misali, giyindiğim mevsime ihanet etmeden, yolculuğumu tamamlamak adına.

Sürecin ihtiva ettiği bilumum üzüntü ve yılgı sanırım doğaüstü bir gücün de üstünde her hazan yaprağı.

Şehrin gök kubbesine yakın duruyorum ve şahika yüreğin çöken tortusuna sürekli takviye yaptığım içimin bulantıları lakin demirbaş olan hep duygularımın varlığı.

Babamı hiç tanımadım ben. Öykünmedim de kimseye hani. Bir babam olsaydı ve annemi dövüp öldürseydi daha mı iyi olacaktı?

Bunu ilk söylediğimde kaldığım yurttaki pedagoga, bana sayısız ilaç verdi ve bir süre revirde tedavimi üstlendi. Üstelik kadın yurda üç saat mesafelik evinden her gün geldi yurda sırf benim için üstelik.

Annemle olan ilişkimi kurcaladığında bu kez demedim bir şey. Ne de olsa almıştım boyumun ölçüsünü.

 

***

 

Kumbaramdaki paraları sayıyordum ben o ilk beni görüp de dövdüğünde.

Neymiş, efendim?

Ben ondan nasıl paramı saklarmışım.

Cevap vermeme fırsat bile vermeden bir de gidip odamdaki eşyalarımı karıştırmaz mı?

Öfkesine tek tanık ve şahit bendim mademki ve öfkesinin de kurbanı.

O geceyi acilde geçirdim. Bir gün boyunca incelediler beni. Adı müşahide imiş sanırım.

Annem dışarıda bekledi beni. Daha doğrusu ben öyle sandım.

Hemşire sorduğunda, kimimi kimsemin olmadığını, tek kelime etmedim. Zaten psikologlarla da o gece tanıştım ama onlar da çözemedi içimdeki kapalı kutuyu.

Ben kim miyim?

Doğru ya: daha ismimi söylemedim.

Aslında ismimden de emin değilim ve cinsiyetimden. Tabii ki bunları da söylemedim o doktor bozuntularına.

Sadece tek bir şey dedim ki zaten anında kadın doğuma yönlendirdiler beni.

Tabii ki muayene etmelerine izin vermedim.

Anlayacağınız itiş kakış geçti o süreç.

Durum tam polise intikal edecekti ki annem göründü kapıda ve güç bela yatıştırdı hastane personelini. Tuttuğu gibi elimden alıp kaçırdı beni. Şükürler olsun ki oradan kurtulmuştum ama doktorun arkamızdan söyledikleri hala kulağımda çınlar durur.

‘’Eninde sonunda o kızı alacağız elinden.’’

Nereden bilebilirlerdi ki olayların gidişatını?

Geceleri bazen aç yatardık annemle bazen ise çalıştığı lokantadan getirdiği yemek artıklarını yerdik. Bir keresinde bahçedeki yavru kediye verdim de o kokan sosisi… zaten kediyi bir kez daha görmedim o geceden sonra.

Biliyorum size karışık geliyorum ama yapabileceğim bir şey de yok. Okula gittim bir süre ama okumayı öğrenemediğim için saatlerce kömürlükte tek ayak cezasına çarptırdı öğretmen.

Öğretmenim demeye dilim varmıyor ve bir kez o da indi kömürlüğe ve pişkin pişkin gülerek:

‘’İstersen okul çıkışı gel evime de ben sana özel ders vereyim.’’

Tam yanağımdan makas alacaktı ki annem Hızır gibi yetişti.

Öğretmeni son görüşümdü. Sonra eve geldik ve annem beni çırılçıplak soyup saatlerce inceledi vücudumu.

Anlamamıştım. Zaten sormamıştım aslında sorsam da söylemezdi nedenini yine de içime kurt düştü o gece.

Gerçi tüm geceyi banyoda geçirdim ama ve çıktığımda tüm vücudum ateş gibi yanıyordu kaynar suyla saatlerce yıkanmaya mecbur kaldığım için. Daha doğrusu annemdi beni yıkayan sonra da kat kat havlularla saran.

Bir daha okula göndermediği gibi sokağa çıkmamı da yasakladı o günden sonra.

Nedenini de sormadım yine hem benim hiç arkadaşım yoktu dışarıda ne de okulda. A, vardı aslında: o da komşumuz Murat Amcanın köpeği. Gerçi çok uyuz bir köpekti ama-evet, uyuzdu çünkü kaşınıyordu sonunda bana da musallat oldu o pireler ve ben de günlerce kaşındım.

Uyuz kelimesinin ne anlama geldiğini bir gün sonra öğrendim ta ki annem bana uyuz çocuk demesine kadar.

Aslında önce kaşınmıyordum ve annem bana yine uyuz demişti sonra da itekledi kolumu. ‘’Senden ne köy olur ne kasaba.’’

Demek ki annemin kanına dokunuyordum ve ona sıkıntı veriyordum ama ben kaşındığım için o sıfatı söylüyor sanmıştım öncesinde.

Bir gün, iş dönüşü annem elleri kolları dolu geldi. Ve bana bir sürprizi olduğunu söyledi. Ne olabilirdi ki kutunun içinde? Daha doğrusu torbanın içindeki kutu ve üstünde delikler olan bir kutu.

‘’Bak bakalım, beğenecek misin?’’

Kutunun içinden ses geliyordu demek ki canlıydı kutunun içindeki.

Salladım ve sustu ve ansızın sesini duydum.

Aman, Allah’ım: bu bir kuştu hem de mavi tonlarında bir muhabbet kuşu.

‘’Ona iyi bakacaksın ve sadece sen olacaksın sorumlusu. Yemeğini de suyunu ihmal etmeden büyüt onu. Böylece senin de bir arkadaşın oldu. Artık başımın etini yemezsin. Hem ben bugün yeni bir işe başladım ve aldığım avansla da ilk olarak bunu sana aldım. Sevdin mi?’’

‘’Sevdin mi?’’

Neden, bu cümlenin sonuna yavrum ya da canım kelimesini eklememişti? Hoş hiçbir zaman bana adımla dahi hitap etmezdi annem.

Kulaklarım da ağır duymuyordu ki ama aklımın yavaş çalıştığını da çok sık söylerdi.

Gülümsedim.

‘’İsmi ne olsun anne?’’

‘’İsimsiz olsun.’’

Ne yani, kuşun bir ismi olmayacak mıydı?

‘’Oldu bile: İsimsiz.’’

Tuhaf bir durumdu ama ses etmedim.

Bana arkadaşlık yapacağı için çok mutluydum. Diğer torbadan küçük bir kafes çıkardı sonra annem.

‘’Bak, onun da bir evi var.’’

Annem acaba nasıl bir iş bulmuştu da bu kadar pahalı şeyler almıştı?

‘’Aklın ermez senin.’’ deyip çıkmıştı işin içinden.

Belli ki daha büyük ve pahalı bir lokantada çalışıyordu artık annem. Çok istemiştim beni de götürmesini ama her seferinde bir bahane bulur ve götürmezdi beni iş yerine.

Nedenini sormuştum ve yanıt vermemişti.

Merak da etmiyordum hem ben evde tek başıma mutluydum.

Ta ki o güne kadar.

 

***

 

‘’Cici babandı madem seni sevmesine neden öfkeleniyordun?’’

Yine sorgu hâkimi pedagog iş başındaydı. Ne yani, annem onu seviyor diye ben de mi sevecektim?

Zaten vereceğim her cevap ek ilaç anlamına geliyordu.

Hem fazla konuşmayan bir çocuktan daha neyi bekliyorlardı ki? Annem alıp başını gitmişti beni o adamla bırakıp üstelik sözünde de durmamıştı.

Hani geri gelecekti?

Hani, kuşuma yeni ve düzgün bir isim bulacaktık?

‘’Belli ki adamın da annenin de sabrını taşırmışsın. A, be çocuk, ne girersin odalarına? Bak, adam nasıl öfkelenmiş sana belli ki uyuyorlardı. Sen de oturup kuşunla ilgilenseydin. Sana mı düştü?’’

Bana ne düşmüştü?

Ne demek istiyordu bu kadın?

‘’O kuşa ne oldu peki? Hani, adam sana dokunup da sen bağırdığında. Elimde, demiştin. Zaten adam senden şikâyetçi değil. Dua et de ıslahevini boylamayacaksın. Ne diye adamın yüzünü tırmıkladın? Kim verdi sana o hakkı? O, sadece seni sevmek istemiş ve sen ona saldırıp kolunu ısırmışsın. Hem, sevgi istersiniz hem de böyle anormal tepkiler verirsiniz.’’

Nasıl anlatabilirdim ki ona olanları?

Anlatmak benim kitabımda yazmazdı. Hoş, okuma yazmayı da bilmiyordum. Yoksa öğrense miydim öğretmenimin evinde? İyi de annem izin vermemişti.

Çok merak ediyordum ve dayanamadım sordum nihayetinde.

‘’Annem ne zaman gelecek?’’

‘’Senin gibi bir çocuğu ne yapsın kadın bu saatten sonra? Hem kim dedi sana, git de onların odasına gidip beraber uyu diye?’’

Sicim gibi akıyordu yaşlarım. Belki de belki de…

‘’Ben annemi giderken görmedim ki hem belki de hiç gitmedi ve evde saklanıyordur.’’

‘’Seni sonunda hastaneye yatıracağım ve göreceksin gününü. Hem kuşun kayıp hem annen öyle mi? Ha, evet, belki de evde saklanıyorlardır ikisi de. Ne de olsa kaçacak delikleri var o ufacık evde.’’

Söyleyemezdim en azından onlar bulana kadar susmaya mecburdum.

Nefessiz kalıp bir şey olmuş olabilir miydi acaba?

‘’Neler geçiyor yine aklından?’’

Sahi, aklımdan bir şey geçiyor muydu? Yoksa ben de inanmıştım annemle İsimsiz’in gittiklerine hem de sonsuza kadar?

Oysaki suyunu ve yemini koymuştum onların hatta… annemin ayağı takılıp da yere düşene kadar her şey yolundaydı ve gidip gidip yemini, suyunu veriyordum da kuşun. Çok da zor olmuştu annemi onun yanına kadar çekip bir de üstünü kapamak o divanın.

Bu sayede cici babam da artık evimize gelmeyecekti hem. Keşke hiç gelmemiş olsaydı.

‘’Kuşunun ismi neydi? Sahi, senin ismini de unuttum. Bir ismin var mı senin yoksa?’’

 

 


( İsimsiz-düş Hikayesi... başlıklı yazı GÜLÜM-ŞİİRİN TEK H/ECESİ İKEN AŞK... tarafından 2.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu