
Öğretilerin canı cehenneme, muallim
lakin sen, bu dediğimden muafsın saklı tut bilgini bilgilendirmeyi.
İklimlerden zan, bu aralar ve düşlere
kıyanları filan da geçtim, muallim en kötüsü benliği ve gerçekleri dışlayanlar
daha da beteri var üstelik:
Öylesine savunuyorlar ki yalanlarını
miski amber kokan cennet bahçesine de düşman ve zulüm yüklü onlar göğün
menkıbesinde saklı sırları bile açığa çıkarıp hep ama hep beyazı karalamaya ve
vicdanları kirletmeye yemin etmişler adeta elbet ettikleri yemin asla Kutsal
Kitap üzerine değil zaten çarpılmaları an meselesi…
Ya, senin yapabileceklerin?
Dış kapının mandalı olmadığın için
açtım içimi ama dışlanmak çok olası ne de olsa dert sahibi oldu mu insan ve
işte ofsayt.
Renkler gri çünkü mevsim kış.
Zemheride asılı çiy taneleri ve aç
karnına camı vuran serçeler annemden yadigâr ne de olsa her sabah uyandığında
ilk işi olurdu kuşları beslemek üstelik ağzına tek lokma atmadan ama ağzından
da eksik etmediği ve işte ölümüne zemin açar o zehir.
Acımla filan iştigal değilim çünkü
acımı yaşamak için doğru zamanı bekliyorum açmadığım kadar da kalbimi artık
zennelerin oynak vücudu gibi iken de insanlar ve işte lafımı esirgemiyorum
lakin yazarken ve konuşurken de binlerce delil sunduğum kayıp vicdanlar âlemi.
Gönlün teferruatlarında filan boğacak
değilim seni zaten gönül dediğin sadece dibi su alan bir kayık: batması an
meselesi bense bir yandan suyu boşaltıyorum bir yandan da çanak tutuyorum
zalime.
Neferi olsam ne ki çiçeklerin?
Adımı söylemekten imtina ediyorlar:
Varsa yoksa Yıldız.
Oysaki kuyruğumu da çaldılar.
Öğün atlıyorum dün gibi.
Övüncümse saklı.
Meşk eyliyor kaleme her şeye rağmen
ve ben koşar adımlarla Rabbime yürüyorum elbet bu cihanda yapacak çok işim
olduğu için hiç mi hiç niyetim yok diğer âleme göç etmeye ne de olsa öcümü
henüz almadım zalimden övüncüm ise saklı Allah katında çünkü ben insanlığımla
nam salmak adına hem koşuyorum hem uçuyorum hayal teknemi ise boş ver yeter ki
gerçeklerin gerçek olmadığını savunanlarla işim gücüm.
Muteber olan bir Rabbimiz var mademki
ve de en müstesna sevgi.
Ve sen, Muallim mademki bilirsin beni
söyle bir bakalım hak mıdır bu olanlar?
Renklerse pek bir mülayim tıpkı
pembeleşen yanaklarıma konan buğu gibi büyü gibi.
Beyaz olduğum kadar da muradımı
dillendiren elbet yüreğim ve kalemim.
Hüzün katsayımsa umarsızlığımla aynı
kademede artık üzmekten filan korkmuyorum çünkü ben insanları sadece sevdim ve
anladım ki sevilmek asla iyi gelmiyor insanlara üzüntüm sadece sıfır çünkü boşa
aldım ben ruhumu üzüntüm Allah katındaki belirteç ve hüznüm sadece daha iyi bir
insan olmaya meylettiğim bu yolda neden benden haz etmedikleri filan da değil
çünkü artık tanıdım insanları hele ki hayatıma hançer sokup da ve işte
başlarına taş yağacağına filan da inançları yok:
Dedim ya inançları ezelden yok ki…
Müptelası oldukları sefil nefisleri ve
yalanları kendileri dahi inanırken söyledikleri yalanlara ve işte muhteris
insan izleklerinde ben tüm beyazlığımla ve tüm hakkaniyetimle sadece yörüngemi
sabit tutup coşkumu da dizginleyemediğim kadar cahil eşrafa sitem ediyorum
çünkü edindikleri tek şey var kendilerine dair:
Hak etmediklerine saldırma istekleri…
Rızkıma engel olmak adına
delirdikleri.
Allah’ın adını ne zaman ağzıma alsam
ve işte yüzüme püskürtülen o nefret dolu söylem:
‘’Hocanım hayırdır nedir sendeki bu
iman da böylesine ders veriyorsun sen bana?’’
Allah ile büyüyen bir sevgim var
benim neşreden.
Allah’tan öte değil elbet dostlarım
ama Allah dostu edindiğim öyle muteber insanlar var ki fıtratları ile bana ışık
tutan.
Zemheride üşüyen çiçekleri dahi
ısıtmak istiyorum yüreğimin onca üşümüşlüğüne rağmen.
Beden ne ki ne?
Allah sağlık versin yeter.
Nefsine denk düşenlerin bedenlerinden
ve başka bedenlerden bekledikleri ise asla ne ilgi alanımda ne de seyirci
kalırım ben sadece ruhumla izini sürüyorum tüm gerçeklerin ve hakikatlerin
bedenden kasıt ise yaşarken sağlıkla bana eşlik etmesi gerisi aşar beni.
Ömrüm.
Sükûtum.
Tüm öğretiler…
Ah, be muallim:
Demiştim ya yazımın başında tüm
öğretilerin canı cehenneme…
Şimdi ise af diliyorum senden çünkü o
öğretiler değil midir bizi hali hazırda ayakta ve başımızı dik tutan?
Bildiğim her şey az geliyor bana ve
Socrates’i bir kere daha minnetle anıyorum mademki bildiğim tek şey hiçbir şey
bilmediğim…
Yüreğimin sesi ile gittiğim istikamet.
Annemin bana verdiği tüm öğütler tüm
inancımla sahip çıktığım.
Hakkın rahmetine kavuşan tüm
sevdiklerimiz ve de…
Ama bana en çok koyan, annemin gidişi
olduğu için ve ben acımı içime gömüp de acımı yaşamayı ertelediğim için midir
ne…
Boş ver, be muallim!
Ben anlatsam sahiden dinleyecek
misin?
Aslında dinlediğini bildiğim için
anlatıyorum ya!
Tek kişi bile anlasa beni yeter elbet
Rabbim anladığı ve bildiği için de içim ayrı rahat ve huzurluyum da her şeye
rağmen…
Yüreğime gömdüklerimden haberin
olsaydı bir dakika dahi durmazdın ya, yanımda o halde boş ver gitsin, muallim:
İçimde öldürdüklerimden artık
bahsetmeme de gerek yok madem yeter ki kalanlar ölmesin hani, hep demez misin?
Kalan sağlar bizimdir…
Sağ ol, be muallim iyi geldi seninle
dertleşmek…
Görüşmek üzere kendine iyi bak ve de:
Hiçbir öğretinin canı cehenneme
değil…
Sen, anladın beni.