
Düş ektim gerçek b/içtim, muallim
hele ki sorma içine düşülesi aşkı bazen gayya bazen gaipten gelen hayal
kırıklığı.
Sözcüklerim bu aralar tortulu her gün
kaynattığım devasa tencere suyunda bağıran baloncuklar ve patlayan iç sesim
öfkemi de sorma ama sana değil dünde kalanlara veryansın ettiğim asla da
umurumda olmazken bu saatten sonra.
Nemalandığım bir g/öç v/aktidir şimdi
lakin altına henüz kondurmadım imzamı ve öcüm saklı kimi insan ise öcü misali
melek yüzlerine inanmışlığım.
Mevsim ise hurafelerle dolu bir gün
soğuk bir gün sıcak tıpkı içimdeki dergâhın yolcusu iken duygular…
Bazen salaş.
Bazen ulvi.
Genelde tepede saklı gel gör ki: o
optimum noktayı henüz bulamadığım.
Mesleğime lanet ediyorum üstelik tüm
çan eğrilerinde yerleşik en başarılı öğrenci olsam ne k insan sevmediği bir
mesleğin eğitimini alıp da makam peşinde kariyer peşinde koşturduğum sonra da
duvara toslayıp hali hazırda kendimi bulduğum…
Beynim ise hep revaçta oldu:
Bir namusum bir de beynim…
Beylik cümleler dizmeyeceğim her ne
kadar sözcüklerin beyzadesi olsa da içimdeki çocuk zaten ondan da fazla bir şey
kalmadı geride:
Annem gitti peşi sıra içimdeki çocuk
bir avazda büyüdü.
Bak, nasıl röntgenliyor duygularım
beynimi bir o kadar beynim de iç âlemimde kovuşturma yapıp da ruhumun GBT sini
bulmuşken.
Ben hayata bir sıfır yenik değil önde
başladım çünkü ihtişamlı bir ailem vardı benim:
Asilzade de diyebilirsin ama bunun
sebebini burada açıklamaya gerek yok sadece demem o ki; denilebilir ki ve de:
Şanslı bir bebek olarak geldim
dünyaya ve on sene boyunca tek tabanca idim ailede sonrasını yine sorma.
Eh, sen sormazsan ben ne mi
yazacağım?
Bu da bende kalsın!
Bak işte, ikilem yüklü yüreğim bir
söyle diyorum bir de sorma aslında kayıtsızlığında insanların ben renklerden
renk beğeniyorum en azından alnım açık yüzüm pembe hani:
Dışı seni içi beni yakar, dercesine.
Muhatap olduğum o kadar çok şey ve
insan var ki sanırsın ki 3. Dünya Muharebesi ve en önde saf tutan benliğin
elbette benlik algımla yaptığım her girizgâh bana ışık tutmakta.
15 yıldan bu yana delicesine
yazıyorum… desem de aldanmasın hani hiç kimse:
Sen de yarım saat ben diyeyim 45
dakika.
Ederi bu.
Kafamı yeteri kadar yormuşken dünya
meseleleri ile azıcık da olsa kendime yatırım yapmamın nesi kötü üstelik?
Bak, yine yanlış kelime kullandım
azıcık deyip de ne de olsa bir ömür önce ailem sonra yine ben yatırımımı hep
kendime yaptım elbette eğitim babında ve kendini geliştirmekle ilintili ve o
kadar çok değer biriktirdim ki kendi çapımda gel gör ki şimdi de bunlar
sorgulanıyor sorulup soruşturuluyor ve inan ki, sevgili muallim: bu, nedendir
diye sormayı bıraktım çünkü bilmekteyim sebebini en az benim kadar beni
bilenler de var iken ve de o sayısız sebepler…
Değerler.
Manevi anlamda heybem tıkış tıkış.
Maddiyata gelince zaten her şeyin de
çıkış noktası bu değil mi?
Ne ilginçtir ki: her neyim varsa
maddi manevi anlamda en başta ben sahip çıktım şimdi de efendim, bana sahip
çıkılacakmış!
Komedinin ta kendisi mademki bir ömür
beynimdir revaçta olan asıl ben sahip çıkayım aklı evvel maddiyatçılara.
Bu konu uzar ve gerek de yok çok
deşmeye yeter ki insan bilsin kendini.
Bildirmem gereken insanlar da var
fazla sayıda haddini bildirmem gereken zaten her şeyi nümerik sıraya koydum
bile: benden evvel Allah biliyor neyin ne olduğunu ve sıranın da kime geleceğini.
İçimdeki çocuk öylesine çığırtkan ve
şımarıktı ki elbet annem gidene değin çünkü nazımı hep annem çekti bir yandan
da tespih çekerken ve biz gayet uyumlu bir ikili idik.
Çilehanede geçti kadının ömrü hep
sevdi hep bir şeyler öğretti ama öğrendiklerim ve annemin öğrettikleri son
öğrendiklerim yanında solda sıfır kalır… Dememe de bakma hani çünkü tüm bu
öğretiler sayesinde kişiliğimle ve kimliğimle yıkılmadım ayaktayım.
Ve benim meşhur mesleğim başımın
cezası ne içimdeki çocuğa uygun ne de neşriyata yine de toz kondurmadım bir
ömür en azından bir titrim oldu bir de kartvizitim bak, şimdi gülenler olacak
çünkü o kartvizitte ismimin başında bir mevki bir makam yok, insanlık
makamından başka.
Öğretmenlik de yaptım mesleğim gereği
bankalarda da çalıştım ama hep daldan dala.
15 yıldan bu yana ise yazıyorum yoksa
kartvizitime; şair-yazar diye eklemeli miyim?
Öz güvense evet.
Kibirli ise hayır.
Ama çok da emek veriyorum pek çok
şeye ve pek çok insana da o kadar çok emek verdim ki:
Şimdilerde ne diyorlar muallim?
Ne kadar ekmek o kadar köfte!
Asla haz etmem böylesi argo yüklü
deyimlerden…
Efendim neymiş?
Racon kesiyorum!
Rahmetli ilkokul öğretmenim kadın
bize atasözleri ve deyimler sözlüğü aldırıp nasıl da ezberletmişti içindekileri
birer birer harf sırasına göre ben mecburen elimde deyimler sözlüğü evin
koridorlarında volta atardım:
Abayı yaktı!
İki elim iki yakanda!
Daha neler neler.
Bir de tek tek yazdırırdı bize
ilkokuldayken:
Şu ülkenin başkenti, yüzölçümü şu
kadar kilometrekare en önemli üretim araçları vb.
Tek tek ezberlemiştik zaten
ezberciliğim de o günlerin eseridir ve ben bu ezberciliğimi, edebiyatla uğraşıp
yaza yaza bitirdim.
Nereden nereye geldik bak!
Kartvizit derken ve işte hayatımın
farklı dönemeçleri farklı salvoları.
Ömür biter bende laf bitmez sanırım
benzeştiğimiz bir nokta da tam olarak bu:
Beynime yatırım yapmışken de bir ömür
kimse şimdi çıkıp da beynime laf etmesin ahkâm kesmesin bu arada yüksek lisans
yaparken IQ da ölçülmüştü tamı tamına: 131 çıktıydı üstelik testi cevapladığım
gün uykusuz ve yorgun bir günüme denk gelmişti uyuklaya uyuklaya çıkan sonuç
tam olarak bu…
Geçtiğim sınavlar, imtihanlar…
Hele ki insan sevdikleri ile
sınanıyorsa hele ki sevdiği sınıyorsa…
Beynim ve kalemim vurgun yemeden bana
müsaade, muallim ve görüşene değin kendine iyi bak: benden söylemesi…