
Artık daha temkinliyim düş kurarken
bir de severken gerçi yürek ferman dinlemiyor ama…
Ötesiz düşler t/uzağında gökten
sarkıttığım ip ve az sonra tırmanacağım yüreğin doruğuna şimdilik idare
ediyorum ve bir ömür ihanet ettiğim kadar kendime af diliyorum Rabbimden:
Öncemde konuşlu o küçük kız çocuğu ve
şimdi meylettiğim yarınlar var dedim ya: daha temkinli boy ölçüştüğüm kadar da
cihanla yaralarımı saklamıyorum artık çünkü ben o yaralar sayesinde bu güne
ulaştım ve yamalı sevgiler değilken de uzlaşım sancılı ve sanrılı insan
izleklerinden de alabildiğine uzağım en çok da bununla sakit olsun, demenin
verdiği huzurla ve yaslandığım Dağın yamacında aralıksız açan bir dağ çiçeğiyim
isteyen ulaşabilir bana aslında ben istediğimde gerisi ise hikâye yazılmayı
bekleyen nezdimde…
Sözcükler efsunlu lanetin göğe
erişinde…
İmgeler…
Salkım söğüt namelerin iç çekişinde…
Ve de Şiir!
Konuşlu olduğum ömrün delik
cepkeninde
Ve ihtişamı ile büyülendiğim
Aşkın pervazında usul bir notayım
ben:
Bazen fa,
Bazen sol minör
En çok da çocukluğumun en büyük
armağanı iken duvar piyanom
Gerçi artık o yok yanımda amma
velakin
Özlediğim de şüphe götürür
Ne de olsa her içim kıyıldığında
Dokunduğum o fildişi tuşları
Bazense gözümden dökülen yaşları
Sildiği daha dün gibi annemin:
Ve koyultuşunda gecenin
mızmızlandığım uyku öncesi
Huzurun kollarında
Aşkınsa sonlanmaz nazı niyazında
Ve işte perde perde yükselirken sesi
notaların;
Bazense yanlış bastığım fildişi
tuşların
Ben ki:
Şakıyan sesinde içimdeki aşk
pazarının
Gönlüm ve ruhum ve vazgeçilmezim:
Ah ki ben:
Çocukluk hayallerim
Ve aşkın rücu ettiği her köşede
Şimdi çıkıp da gelecekmişçesine
O çocukluk aşkım
Narin bir isyandan ziyade
Nazenin gönlümde esen rüzgârın da
düşmüşken diline
Oysaki bilemedim öncesinde:
Rüzgâr da bendim, esen delicesine.
Aşkı ise adeta recim eden
Ve işte şimdilerde özlemi resmeden
Öznemse yine aynı
Özveri ile sevebildiğim iken ayrılmaz
bir parçam ve tek gerçeğim
Renklerin en müsrifi
Bol keseden sevdiğim
Beyazın hamt ettiği
Masum kalmakla iştigal
Kâh bir çöl çiçeği
Kâh açan dağın pervazında esen yele
kafa tutsam bile
Dökülen yapraklarımla
Aslında ben gül değil gelinciktim
Hep narin
Hep asi/l
İçerlediğim kadar içmeyi sevdiğim
Aşk şerbetinin rüzgârgülü
Belki de sönen öfkeme rağbet eden
Kim ise dost kim ise düşman
Ayırt edemediğim kadar da
savsaklandığım
Bir hegemonyada başkaldıran o çılgın
asi
Gönlün de aşkın da neferi
Sönse dahi gündüzün feri
Dilediğim kadar seçebildiğim
Gecenin aydınlık yakasından uçup da
konduğum
O kırık deniz feneri:
Sahi, ben kimdim kim kimin gözünde?
Tekabül ettiğim aslında Rabbin
bahşettiği
Tek seferi zerremle
Kafa tuttuğum
İsyanlarda iken zalim
İfrata kaçan belki de bendim ben,
O aklı evvel muallim
Bir gönlümde saklı iken bilgi
Ve işte yüreğimi verdiğim hayallerin
dahi ötesi
Aşkla erdiğim hidayet öncesi
Bazense kalbim aş eren bir şiire
ansızın
Kapıldığım rüzgâr
Aslında yine kendim
Hem göktüm hem yer
Yerle yeksan edilmiş kalbimin
Feryadına sahi kim eşlik eden?
Rabbimden başkası olmadığı kadar
Yanı başımda
Yâdında dünün tebessüm ettiğim o
kırık aynanın
Tam da karşısında
Düşlerim ve duvar piyanom
Çalarken çalgı çengi
Oynarken Çingene kızı
Ve gülüverdiğim ansızın tuttuğu falı,
Değil mi ki yok saydım;
Değil mi ki an geldi yok sayıldım:
Oysaki her yoklamada en ön sırada
Elbette mevcudiyetim
Aşkla kucakladığım kadar da hayatı
Tam da avucumun içinde
Göğsüm inip kalkarken
Aldığım nefes adına
Şükrettiğim her günüm her gecem ve
her anım
Anılarda kalsa bile siyah tuşları
Ve işte kayıplarda şimdi duvar
piyanom
Oysaki kalmışken ben hep de aynı:
Hala şen
Hala muzip
Hala çocuk kalbimle sektiğim
Bir oyun olmasa bile hayat
Kimseye de asla olmadığım ve
olmayacağım kadar bir oyuncak…
Yazarın
Önceki Yazısı