Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Gülmek de Ağlamak da Yaşamak da Zordu

Gülmek de Ağlamak da Yaşamak da Zordu


Gülmek de Ağlamak da Yaşamak da Zordu

 

O sabah uyanır uyanmaz anladı. Camın kenarındaki sardunya yaprağına düşen ilk ışık, her zamanki gibi değildi. Sarıdan çok pembeye çalan, titrek bir ışık vardı. Sanki biri lambayı elinde tutup yavaş yavaş söndürüyormuş gibi. Kalktı. Terliklerini giymedi bile. Çıplak ayakla mutfağa yürüdü. Kahve makinesi hâlâ dün geceki telveyi içinde tutuyordu; kokusu bayatlamış, ağırlaşmıştı. Musluğu açtı, suyun sesine kulak verdi bir süre. Suyun sesi bile başkaydı bugün. Daha yumuşak, daha özür diler gibi. Masanın üstünde duran takvime baktı. 17 Ekim. Üstüne kırmızı kalemle tek bir kelime yazılmıştı: Bugün. Dün gece yazmıştı o kelimeyi.
Sonra kalemi masaya bırakıp “yarın bakarım” demişti kendi kendine. Ama yarın gelmişti işte. Ve o kelime hâlâ oradaydı. Küçük, inatçı, kırmızı. Ceketini aldı. Anahtarı cebine koyarken parmakları titredi. Asansörde aynaya bakmadı. Bakarsa göreceği yüzü tanıyamayacağından korkuyordu. Sokakta rüzgâr yoktu.


Hava ne soğuk ne sıcaktı. Sadece duruyordu. Sanki bütün dünya nefesini tutmuş, onun geçmesini bekliyordu. Hastanenin bahçesindeki banklardan birine oturdu önce. Karşısında yaşlı bir adam, elinde baston, gözleri kapalı, yüzü güneşe dönüktü. Adamın dudakları hafif kıpırdıyordu. Belki dua, belki eski bir şarkı. Ya da sadece “hâlâ buradayım” diyordu kendine. İçeri girdiğinde hemşire onu tanıdı.


“Hoş geldiniz Ahmet Bey,” dedi usulca. Her zamanki gibi gülümsemedi. Gülümsemeye hakkı olmadığını biliyordu. Koridorun sonunda, 412 numaralı odanın kapısı hafif aralıktı.
İçeriden gelen sesler: monitörün düzenli bip’leri, oksijen maskesinin hışırtısı, bir de… Çok hafif bir mırıltı. Bir ninni gibi, ama kelimeleri seçilemiyordu. Kapıyı itti. Yatak başucunda duran genç kız başını kaldırdı. Gözleri şiş, ama ağlamıyordu artık. Sadece bakıyordu. Ahmet’e bakarken dudakları titredi, sonra kendini topladı. “Geldin,” dedi. Sesi kırık bir cam gibi. Ahmet başını salladı. Konuşamıyordu fazla. Genç kızın adı Leyla’ydı kalktı, sandalyeyi Ahmet’e doğru itti.
“Buyur otur,” dedi. Ahmet yatağa yaklaştı. Orada, battaniyenin altında küçücük kalmış bir genç kız yatıyordu. Saçları dökülmüştü neredeyse tamamıyla. Kaşları bile yoktu. Ama gözleri… Gözleri hâlâ aynıydı. O çocuk gözleri. Yirmi bir yaşında donup kalmış gibi bakan, her şeye şaşıran, her şeyi merak eden gözler. Sesini kendisi bile tanıyamadı. Boğazında bir taş vardı sanki. Leyla gözlerini yavaşça açtı.
Önce tavana baktı, sonra başını hafifçe çevirdi. Ahmet’i görünce dudakları kıvrıldı. Gülüşü çok küçüktü, ama gerçekti. “Baba…” dedi. O tek kelimeyi söylerken bile nefesi yetmedi, kesildi. Maskeyi düzeltti kendi kendine. Parmakları titriyordu. Ahmet elini uzattı. Leyla’nın elini tuttu. O kadar soğuktu ki… Ama yine de sıcaktı. Nasıl oluyorsa. “Bugün…” dedi Leyla, zorlanarak. “Bugün son değil mi? ”Ahmet’in göğsü parçalandı. Ama hayır demedi. Yalan söylemek istemiyordu artık. En çok da ona. “Evet kızım,” dedi usulca. “Bugün son. ”Leyla bir süre sustu.


Sonra gözlerini kapadı. Bir damla yaş yanağından aşağı kaydı, yastığa düştü. “Biliyor musun baba,” dedi sonra. “Ben korkmuyorum. ”Ahmet’in nefesi tutuldu. “Korkmuyorum,” diye tekrarladı Leyla. “Çünkü sen buradasın. Ve annemi, dün gece rüyamda dedemi de gördüm. Bana el sallıyordu. Öyle güzel gülümsüyordu ki… Sanki ‘acele etme’ der gibiydi. Ama ben acele etmiyorum zaten. Sadece… Sadece biraz yoruldum. ”Ahmet başını eğdi. Gözyaşları Leyla’nın elinin üstüne damladı. O an hissetti, parmaklarını hafif sıktı.


Bakışları berraktı. Acı vardı, ama korku yoktu. “Bugün en çok neyi sevdim biliyor musun?” dedi. “Seni kapıda görünce hissettiğim şeyi. Geldin. Geldin ya… Başka hiçbir şey önemli değil. ”Ahmet konuşamıyordu. “En çok neye üzüldüm?” diye devam etti Leyla. “Sana çok sarılamadığım için. Keşke biraz daha uzun olsaydım. Keşke kollarım yetişseydi boynuna. ”Bir öksürük geldi. Uzun, yırtıcı.


Maskeyi çıkardı bir an, sonra tekrar taktı. Nefes nefese kaldı. Hani eskisi gibi. Bahçede top oynarken, dondurma yerken, sen bana ‘yavaş ye kızım erimeyecek’ derken… Öyle gülmek.
Bana yardım eder misin? ”Ahmet başını salladı. Gözyaşları durmuyordu ama dudaklarını zorladı. Güldü. Önce küçük, kırık bir gülüş. Sonra gerçekten güldü. Leyla’nın sevdiği gibi. Gözleri kaybolana, yanakları kızarana kadar. Küçücük, zayıf, ama tertemiz bir gülüş. “İşte bu,” dedi. “Bunu unutma tamam mı?
Bunu… Hep taşı. ”Sonra gözlerini kapadı.
Elini hâlâ babasının avucunda tutuyordu. Monitörün sesi değişti.
Bip’ler uzadı. Aralar açıldı. Ahmet eğildi.
Alnını Leyla’nın alnına dayadı. Gülmek de, ağlamak da, yaşamak da zordu.
Oda sessizleşti. Dışarıda Derya kapının önünde duruyordu.
Ağlamıyordu. Sadece dinliyordu.
Ve biliyordu ki içeride, bir baba kızına son bir kez sarılıyordu.
Bu sefer gerçekten. Ve o sarılma, bir ömür devam edecek miydi bilmiyordu. Vesselam.

 

Mehmet Aluç


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Gülmek de Ağlamak da Yaşamak da Zordu

Gülmek de Ağlamak da Yaşamak da Zordu

kul mehmet kul mehmet