Yetersizlik Çağrısı


Yetersizlik Çağrısı

"Üstünlük savaşı dedikleri o bitmek bilmeyen kavga, aslında insanın kendi içindeki o derin "hiçlik" kuyusunu başkasının toprağıyla doldurma çabasıdır. Kendi değerini, başkasının değersizliği üzerine inşa etmeye çalışan her ruh, aslında içten içe büyük bir manevi açlık çekiyordur. Biz buna psikolojide ya da felsefede ne kadar süslü isimler verirsek verelim, gerçeğin çıplak yüzü şudur: İnsan, içindeki o yaralı, korunmasız ve sadece sevilmeyi bekleyen çocuğu saklamak için dışına devasa, sert ve aşılmaz duvarlar örer. Ama o duvarlar kimseyi korumaz; aksine hayatın sıcaklığından koparıp, yalnızlığın buz gibi soğuğuna hapseder. O yüksek topuklu terliklerin tıkırtısı gibi iddialı adımlarla başkalarını ezmeye çalışanlar, aslında kendi içlerindeki o "yetersizlik" duygusundan kaçmaktadırlar."Derya Deniz Dinç

 

Ve işte tam burada, o kaçışın son durağı başlar: Kendine dönmek. Çünkü ne kadar yüksek sesle haykırırsa haykırsın, ne kadar çok zafer kazandığını iddia ederse etsin, o kuyu dolmaz. Başkasının kanıyla, gözyaşıyla, yenilgisiyle doldurmaya çalıştığı boşluk, sadece kendi toprağıyla, kendi yaralarını sarmakla, kendi çocuğuna şefkat göstermekle kapanır. O duvarları yıkmak kolay değildir; taş taş sökülür, her biri bir eski yara, bir eski korku, bir eski "yeterince iyi değilim" fısıltısıdır. Ama yıkıldıkça içeriye ışık sızar. O ışık, sert adımların yerine yumuşak bir yürüyüş getirir; ezmek yerine dokunmayı, üstün gelmek yerine yan yana durmayı öğretir. İnsan dediğin, eninde sonunda o içindeki çocuğu kucağına alır. Ona "seni görüyorum" der. "Yetersiz değilsin, yaralı olabilirsin ama sevgiye layıksın" der. O an, üstünlük savaşı biter. Çünkü artık doldurulacak bir kuyu yoktur; sadece yaşanacak bir hayat, paylaşılacak bir sıcaklık, dokunulacak eller vardır. Ve belki de asıl zafer, başkalarını yenmek değil, kendini sevebilmektir. O sevgiyle yürüyen ayaklar, artık kimseyi ezmez; sadece yere daha nazik basar, hayata daha dürüst bakar.

 

O içindeki çocuğu kucağına aldıktan sonra insan bir daha asla eskisi gibi yürümez. Adımları hafifler, ama bu hafiflik zayıflık değildir; tam tersine, artık taşıması gerekmeyen zırhların ağırlığından kurtulmuş olmanın özgürlüğüdür. Yüksek topukların tıkırtısı kesilir, yerine yalınayak toprağa basan bir sessizlik gelir. Ve o sessizlikte, ilk defa gerçekten duyulmaya başlanır: Kendi nefesi, kendi kalbinin ritmi, rüzgârın yapraklara dokunuşu, bir başkasının gözlerindeki o aynı korkuyu, aynı özlemi fark etmek. Çünkü o duvarlar yıkıldığında sadece içeriye ışık girmez; dışarıya da bir ışık sızar. İnsan artık başkalarının yaralarını ezmek için değil, onlara da “seni görüyorum” diyebilmek için var olur. O an üstünlük savaşının en büyük yalanı ortaya çıkar: Kimse kimseyi gerçekten yenemez. Yenilen taraf her zaman sensindir; çünkü kendi içindeki çocuğu susturduğunda, sevgi kapasiteni kendi ellerinle boğmuş olursun. Şimdi sokaklarda yürüyenlere bak: Kimisi hâlâ o sert adımlarla, kimisi omuzları düşmüş, kimisi gözlerini yere indirmiş, kimisi gülümseyerek selam veriyor. Hepsinin içinde aynı çocuk var. Bazısı onu hâlâ bir dolaba kilitlemiş, bazısı zincire vurmuş, bazısı ise yavaş yavaş, utangaç utangaç kucağına almaya çalışıyor. Ve her kucağa alışta, her “yeterince iyi değilsin” fısıltısına “yeterlisin, hem de fazlasıyla” cevabı verildiğinde, dünya bir parça daha az soğuk oluyor. Belki de mesele şu: Hepimiz aynı kuyunun etrafında dönüp duruyoruz. Kimi taş atıyor içine, kimi başkasını itiyor, kimi “benim kuyum daha derin” diye övünüyor. Ama birileri, çok az kişi, durup kuyunun kenarına oturuyor. Ayaklarını aşağı sarkıtıyor. “Burası soğuk” diyor çocuğa. “Ama ben buradayım. Gel, üşümeyelim birlikte.” Ve o an, kuyu dolmuyor belki; ama artık korkutucu da olmuyor. Çünkü yalnız değilsin içinde. İşte o yüzden, üstünlük savaşı bitse de insan bitmez. Aksine başlar. Daha yumuşak, daha dürüst, daha kırılgan ama daha gerçek bir hayata başlar. Ve belki de asıl kahramanlık, zafer kazanmak değil; yenilgiyi, yetersizliği, yarayı kabul edip yine de yürümeye devam etmektir. Hem de kimseyi ezmeden, kimseyi geride bırakmadan, el ele, vesselam.

Mehmet Aluç

 "Derya Deniz" Kardeşime teşekkürler ederim bu muhteşem kelimeleriyle aydınlatan cümleleriyle bana bunu yazmama vesile oldu.


( Yetersizlik Çağrısı başlıklı yazı kul mehmet tarafından 16.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu