Meddah Ve Sabırsız Tüccar İle Oruç
Meddah Ve Sabırsız Tüccar ile Oruç

Meddah (sopa vurur, peşkiri omzuna atar, tekerlemeyle başlar,
sesini değiştirerek anlatır):Ey ahali, ey cemaat-ı kerim!
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
Deve tellal iken, pire berber iken,
Ben anamın karnında iken, babam berber dükkânı açmışken...
Ramazan gelmiş, hilal gökte incecik parlamış,
Ama bizim hikâyemizdeki adam, sabırdan nasibini almamış! Adı mı? Tüccar Hüseyin
Efendi!
Bursa'da ipek tüccarı, ama sabır tüccarı değil!
Her Ramazan'da aynı dert: "Oruç tutacağım bu yıl, vallahi billahi!"
der,
Ama öğlen olmadan "Offf, dayanamıyorum!" diye oflar poflar! Bir
Ramazan sabahı, sahurda kalkmış,
Mis gibi mercimek çorbası içmiş, hurma yemiş,
"Bu sefer tam olacak!" demiş kendine.
Ama saat on bir olmuş, güneş tepede köz gibi yanıyor,
Tüccar Hüseyin'in dükkânı kalabalık, müşteriler ipek ister,
O ise aklı fikri iftarda! Bir müşteri gelir: "Efendi, şu ipeği alayım, şu
renk güzel mi?"
Tüccar Hüseyin cevap verir: "Güzel güzel, ama susadım ben ya Rabbi!"
Müşteri şaşırır: "Efendi, oruçlusun değil mi?"
Hüseyin: "Oruçluyum oruçluyum, ama dilim damağıma yapıştı, su içesim
var!" Derken öğle ezanı okunur, ama o hala dükkânda.
İçinden geçirir: "Bir yudum su içsem, kim görecek? Allah affeder
herhalde!"
Tam su şişesine uzanırken, kapıdan bir adam girer:
Yaşlı bir derviş, elinde asâ, yüzünde nur! Derviş der ki: "Selamün aleyküm
tüccar efendi,
Ramazan bereketi dükkânına uğramış mı?"
Hüseyin utanır, şişeyi bırakır: "Aleyküm selam, uğradı uğradı... Ama
sabrım kalmadı!" Derviş güler: "Sabır taşsa mı efendi?
Gel, sana bir kıssa anlatayım, belki sabrın artar!"
Otururlar mindere, derviş başlar: "Bir vakitler bir adam varmış, oruç
tutmaya niyet etmiş.
Ama ilk gün öğlene kadar dayanmış, 'Bir lokma yesem olur mu?' demiş.
Yemiş, ertesi gün yine, 'Bir yudum su içsem?' demiş.
İçmiş... Günler geçmiş, orucu boza boza bitirmiş.
Sonra bayram gelmiş, ama içi rahat değil.
Gece rüyasında görmüş ki, melekler deftere bakıyor:
'Orucu bozdu' yazıyor her gün için.
Adam ağlamış: 'Ya Rabbi, sabrım yoktu, affet!'
Allah demiş ki: 'Sabretmeyi öğrenmedin, ama tövbe ettin.
O sabırsızlığınla bile, niyetin temizdi.
Ama bir dahaki Ramazan'da, sabırla tut, bereketini gör!'" Tüccar Hüseyin
dinlerken gözleri dolar:
"Derviş efendi, ben de sabırsızım, ama bu yıl tutacağım!"
Derviş: "Öyleyse kalk, dükkânı kapat, iftara kadar sabret.
Benimle gel, bir yetim evine iftar verelim birlikte!" Hüseyin kalkar,
dükkânı kapatır, müşterilere "Bugün oruç günü, sabır günü!" der.
Yetim evine giderler, sofra kurarlar:
Çorba, pide, pilav, tatlı...
Yetimler dua eder: "Allah razı olsun amca!"
Hüseyin'in yüreği ısınır, susuzluğu unutur, açlığı unutur. İftar vakti ezan
okunur, hurmayla oruç açarlar.
Hüseyin der ki: "Derviş efendi, anladım ki oruç sadece mideyi değil, sabrı
doyurur!
Sabırsız tüccar değil, sabırlı kul olmak isterim artık!" Derviş güler:
"Aferin Hüseyin Efendi,
Ramazan sabır ayıdır, sabredersen bereketi kapına gelir!" Meddah sopasını
vurur, peşkiri sallar, tekerlemeyle bitirir: Hikâye burada biter, ibret burada
kalır!
Ey ahali, sabırsız olmayın, oruçla sabrı öğrenin!
Ramazanınız bereketli, sabrınız daim,
Dualarınız kabul, sofralarınız dolu olsun!
Aminnnn! Nasıl oldu, içinizi ısıttı mı bu kıssa
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.