İmam Gazali: Hüccetü'l-islâm
İmam Gazali: Hüccetü'l-İslâm" Dizisi
Şu an tabii'de, TRT'nin o sıcacık dijital yuvasında, ben ekrana kilitlenmişim
ya... "İmam Gazâlî: Hüccetü'l-İslâm" dizisini izliyorum. 21 Şubat'ta
pat diye ilk 10 bölüm birden yüklenmiş, toplam 3 sezon, 30 bölüm civarı
planlanmış. Yönetmen Sedat İnci, senaryo Emre Konuk'tan, başrolde Taner
Ölmez... Adam resmen Gazali olmuş, gözlerine bakınca o arayışı, o iç yangınını
hissediyorum.
Düşünsenize, 11. yüzyılın Tus'unda başlıyor her
şey. “Küçük Ebû Hâmid Muhammed, babası terzi, fakir bir aile. Baba vefat edince
bir sufi dostuna emanet ediliyor çocuk. O sufi diyor ki: "Bu çocuğun
gözlerinde ilim aşkı var, okutayım ben bunu." Medreseler, hocalar, ilim
meclisleri... Gazâlî o kadar zeki ki, genç yaşta Bağdat'ın en meşhur yeri
Nizamiye Medresesi'nin başına getiriliyor. "Hüccetü'l-İslâm" diyorlar
ona, yani İslam'ın en güçlü delili, en parlak aklı. Kelam okuyor, fıkıh
didikliyor, felsefeye dalıyor. Aristoteles'i, İbn Sina'yı, Farabi'yi öyle bir
çözüyor ki, sanki hepsini yenmiş gibi hissediyor kendini.”
Ama işte... İçinde bir yerler yanıyor. "Bu
kadar ilim, bu kadar mantık... Cennete mi götürür insanı gerçekten?" diye
soruyor kendine. Gece gündüz düşünüyor, uyku haram oluyor neredeyse. Yiyor mu
içiyor mu belli değil, dili tutuluyor bir ara, tam bir manevi kriz. O sahneleri
izlerken ben de durup durup kendi içimi yokluyorum."Ben ne kadar arıyorum?
Benim içim ne kadar yanıyor?" diye...
Sonra ne yapıyor biliyor musunuz? Her şeyi
bırakıyor. Bağdat'ı, kürsüyü, şöhreti, talebeleri... "Ben hakikati bulacağım"
diyor ve yollara vuruyor kendini. Şam'a, Kudüs'e, Hicaz'a... Yıllarca geziyor,
halvete çekiliyor, namaz kılıyor, tefekkür ediyor, ağlıyor, yanıyor. O meşhur
sözü çıkıyor dilinden: "Akıldan ve kalpten geçmeli hakikat..." Yani
sadece beyinle olmaz, kalp de yanacak, yanmadan hakikate varılmaz.
Dizide Taner Ölmez bunu öyle güzel veriyor ki... Bir sahnede dua ederken, "Ya Rabbi, ilim bana yük değil nur olsun" diyor ya... İnsan izlerken gözyaşını tutamıyor. Fragmanlarda da "Hakikat dediğin yanmayı göze almadan bulunmaz" diyorlar, aynen öyle. Ben izlerken o yangını hissediyorum ekranda. “Gazâlî'nin en büyük hediyesi ne biliyor musun? Felsefeyi İslam'la yüzleştirdi. "Tehâfütü'l-Felâsife"de filozofların çelişkilerini gösterdi, aklı yere serdi. Ama sonra "İhya-u Ulûmi'd-Din(Dini İlimlerin İhyası" )"le kalbi, ahlâkı, tasavvufu getirdi. Akıl + kalp = gerçek iman. Batınîlere, aşırı filozoflara, kuru zahidlere... Hepsine lafını söyledi. İslam'ı yeniden diriltti, müceddid sayıldı.”
Gazâlî neden bu ismi koymuş biliyor musun? O meşhur manevi krizinden sonra (dizide 4-5-6-7.) bölümlerde o yangın, o terk ediş var ya), görüyor ki dönemindeki âlimler ilmi şekle sokmuş: Kuru fetvalar, boş kelam tartışmaları, makam için fetva vermek, vaazlarda gösteriş... Halkı yanıltıyorlar, asıl âhiret yolu unutulmuş. Selef-i sâlihînin (ilk nesillerin) yolu kaybolmuş. O da diyor ki: "Ben bu ilimleri yeniden canlandıracağım, asıl amacına döndüreceğim." Kitap tam bir ıslah projesi, İslam'ı yeniden diriltme çağrısı. Kitabı bunu anlatıyor kısaca? Ansiklopedi gibi dev bir eser, 40 kitap (bölüm) halinde. Vesselam.
Mehmet Aluç
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.