Düşlerini ör ve öyle terk et dünyayı.
Yalın bir hayat hikâyesi adı olmayan
ve mısraları kayıp bir şiirde saklı olduklarını tek bilen iken Tanrı.
Sözcükler sökün eden yerli yersiz ve
anadan üryan acılar ve geniş gözenekleri var o apartman dairesinin.
Büyük bir ev aslında giriş katı ama
içinde yaşayan insanlar öylesine cennet yürekli ki bir de gelenin gidenin asla
eksik olmadığı insan dolu hem de dost insanlarla dolu yüz metrekareye yakın bir
giriş dairesi ve uzaklardan seçiliyor camın içine konmuş sayısız sardunya ve
gül.
Hem adım hem de en sevdiğim çiçek
madem gül ve işte kendimi bildim bileli belki yüzlerce kere gül götürüyorum
evin sakinlerine.
Dört kardeşten ibaret dünya güzeli
bir aile ve gayri Müslümler eski İstanbul’un müdavimlerinden elbet din ayrımı
yapılmadan yaşayıp giden insanlar.
Apartmandaki bodrum katında
yaşayanlar da gayri Müslüm ama her kurban bayramında aldığımız kurbanlık
hayvanı illa ki onların bahçesine emanet ediyoruz.
Aslında sizlere bahsetmek istediğim o
cennet giriş katı gelin görün ki yaşadığımız apartmanda üç daire birden
sahipsiz kaldı.
En başta bodrum katında yaşayan
rahmetli komşularımız.
Karı-koca ve bir de erkek evlatları
var-vardı ve şimdi onlardan geride kalan bahçedeki ortancalar elbet
çocukluğumun en güzel günleri o bahçede ve komşularımızın arasında geçti.
‘’Dede.’’
Adını halen bilmem ama benim manevi
dedemdi işte sevgili Dede ve onun tatlı eşi elbet onun adını bir kez bile merak
etmedim ve adı hep ‘’Madam’ ’olarak kaldı.
Onlar ebediyete intikal ettikten
sonra daire el değiştirdi ama gelen de durmadı ve hızlıca taşındı bodrum
katından sahi…
Sahi, hiç de düşünmedim bu ailelerin
neden çabucak daireden taşındıklarını yoksa gaipten gelen bir güç ya da ses mi
onları bu dairede tutmayan ve inanın ki daha şimdi geldi aklıma bu ihtimal.
Gelelim üst katımıza.
Dünya tatlısı bir aile ve biricik
oğulları.
Önce genç oğulları rahatsızlanıp on
gibi kısa sürede vefat etti.
Ve aslanlar gibi bir subay olan
herkesin de Albayım, diye çağırdığı sevgili B. Bey amcam.
Bir anda çöktü adam düşünün ki yaşıma
rağmen hiç aksatmazdı askeriyede edindiği alışkanlıklarını.
B. Amcamı da uğurladıktan sonra
geride kalan eşi ve o da huzur evine gitmeyi tercih etti daha doğrusu mecbur
kaldı.
O daire yıllardan beri boş durmakta
ve ne hikmetse sık sık ayak sesi duyarız ailecek adeta yukarıda yaşayan
birileri varmışçasına.
Ve son olarak eski komşularımızdan
sonuncusunu da uğurladık ve siyah bir cenaze arabasıyla defnedileceği kiliseye
taşındı rahmetli komşumuz hani dört kardeş olanlardan sonuncusu.
Öncesinde üç ablasını sonsuzluğa
uğradı ve kısa süre zarfında onların özlemine dayanamadı.
Apartmandaki posta kutuları ve o üç
posta kutusu.
Düzenli olarak fatura gelir ve
bakiyesi illa ki sıfırdır üst katın ve son komşumuz da vefat ettikten sonra
oldukça yüklü bir elektrik ve doğal gaz faturası geldi çünkü hastalığı boyunca
çok üşüdü rahmetli.
Bu gün yine kapı çaldı ve postacı
gelen faturaları öğretildiği üzere dizdi tek tek bu üç posta kutusuna ve üç
posta kutusu da öksüz ve yetim ve onlara dair hiçbir hayat belirtisi de kalmadı
son gelen bu yüklü faturalar sonrası.
Öyle güzel ve renkli komşularımız idi
ki onlar ve hepsi rahmetli oldu içimi en acıtan ise onların elinde büyümüşken
şimdilerde onlardan geriye kalan bu üç apartman dairesi iken.
Hayatın nabzı atmıyor artık bu üç
dairede ama ruhlarının da terk etmediğini biliyorum ve hala kulağımda sesi
elbet geçenlerde kaybettiğimiz komşumuz öylesine naif bir insandı ki.
Aklımdan son kalansa asla başından
çıkarmadığı mavi kasketi ve yırtık montu ve eksik etmediği Pazar arabası öyle
ki…
Son zamanlarda rüzgar esse uçacak
gibi gidip gelirdi sonra onu bir daha sokağa çıkarken görmedim ve uzun zaman
boyunca inlemeleri ile doldu taştı apartman ya da benim kulağıma daha yüksek
geliyordu iniltileri çünkü yapabilecek bir şey asla bulamadım hep de olduğu
üzere.
Hoş sohbetleri.
İnsanlıkları.
Birbirimizin dinine duyduğumuz saygı
ve inanç ve kah onların kah bizim bayramlarımızda birbirimize yaptığımız
ziyaretler.
Ben hep onların Gül’ü idim ve elimden
asla eksik etmedim demet demet gülü ki en sevdiği idi yine komşularımızın ben
ne zamanki çat kapı gitsem evlerine yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile beni
içeri buyur ettikleri.
Saat çok geç an itibari ile ve aşağı
kattan gelen inleme sesi yine başladı ve biliyorum ki algıda seçicilik ya da
algıda yanılma benimki iyi de annem de aynı sesi duyuyor sık sık.
Hatta aylar evvel üst kattan gelen
seslerle polisi aradık ve devriye geldi apartmana ve içeri bir girdiler ki tek
canlının izine elbet rastlamadılar ve yakın zamana kadar bu ayak sesi hala hız
kesmedi.
Bir şekilde birileri bu dünyaya konuk
oluyor ama en çok ben ağırlıyorum onları yüreğimde üstelik hepsi de yatıya kalmışken.
Asla onları görmem duymam mümkün
değil ama tüm dualarımdan da nasipleniyorlar üstelik farklı dinlerin mensubu olmamız
bizi sanki daha birbirimize bağlı yapmıştı.
Aynı dilden konuşuyordu yüreklerimiz
çünkü.
Sevgi dili ve de komşuluk dili
üstelik gecenin kaçı olursa olsun asla geri çevirmezlerdi beni ne zamanki bir
gereksinim olsa sorgusuz sualsiz çalardım kapılarını ve gecemi gün ışığıyla
donatırlardı.
Mekânınız cennet olsun sevgili
komşularım ve bilin ki evlerinize gözümüz gibi bakıyoruz çünkü geride kalan
daireleriniz aslında sizlerin birer uzvu mahiyetinde ne kadar boş ve kirli ve
tozlu olsa da üstelik.
Hem sevginin ve dostluğun tozu olmaz
üstelik kir de tutmaz.
VE ŞİMDİ…
O 3 DAİRE DE SAHİPSİZ KALMADI
ŞİMDİLERDE YENİ KOMŞULARIMIZ VAR ÇOK SEVDİĞİM YÜZLERİNDEKİ TEBESSÜMÜ EKSİK
ETMEYEN.
SEVİYORUM
İNSAN SEVGİMİ ASLA DİNMİYOR
SEVMEYİ SEVİYORUM
RABBİMİ VE KENDİMİ.
SİZLERİ DE SEVİYORUM
BU HİKAYEM GERÇEKTİR.
VE RAHMETLE ANIYORUM CANIM
KOMŞULARIMI
YENİ KOMŞULARIMI DA SIKI SIKI
KUCAKLIYORUM