Yazılarında ise bir derviş sabrıyla hayatı ilmik ilmik işler.
O, kuşların göç yolunu takip eden bir gezgin gibi, kelimeleri de ait oldukları o masum ve saf iklime taşır. İnsan ile doğa arasındaki o kopmuş bağı mürekkebiyle yeniden ören bir köprüdür. Onun dünyasında her ağaç bir alfabe, her nehir bir hikâye, her gök gürültüsü ise uyanışa çağrıdır.
Şiirindeki derinlik, çocukluğun masumiyetiyle tarihin en ağır trajedilerini aynı salıncakta yan yana oturtmasından gelir.
Bazı şiirlerinde bir kiraz ağacının tepesindeki çit kuşlarının neşesiyle konuşur.
Onun edebi kimliğinde şimdi, ucu açık bir penceredir. O pencereden baktığında:
Çocukluğun solmuş şeker kabuklarını koklar,
İnce boyunlu testilerde su taşıyan kadınların nasırlı avuçlarında geleceği bekler.
Kederi, bir kestane dalının yastığa ortak olması kadar doğal, sevinci ise "sincaplar ülkesine" yolculuk edecek kadar çocuksu yaşar.
O, unutulmuş bir adresin bahçesinde, dünyanın tüm ağrılarını bir nilüfer çiçeğinin durgunluğunda iyileştirmeye çalışan bir ruh hekimidir.
Mavi Yıldırım, kalemini mürekkebe değil, tabiatın gizli lisanına ve insan ruhunun en mahrem kuytularına batıran bir kelam yolcusudur. Hafife aldığı her ayrıntıda boynu kırılan bir tavşanın son çatırtısını" duyacak kadar keskin bir hassasiyetle, tabiatın en dilsiz varlıklarına dahi bir ses, bir kimlik kazandırır.
Onun dünyasında tabiat, bir manzaradan ziyade bir muhataptır; rüzgâr bir haberci, ak nilüferler ise durgun suların kalbine yazılmış birer mektuptur.
Edebiyat dünyasında bazı kalemler vardır ki, yazdıkları her satır bir öncekinin kefareti, bir sonrakinin müjdecisidir. Mavi Yıldırım, "kelimelerimin zekâtı senindir" diyerek çıktığı bu yolda; dili sadece bir iletişim aracı olarak değil, ruhun görünmez kanatlarını takındığı bir sığınak olarak kullanır. Onun dünyasında her imge, bir "elma kurusu tadında" hafızada yer eder.Hem mayhoş hem kalıcıdır.
Mavi Yıldırım’ın şiiri, bir yanda "motosikletin hızına bırakılan saçların" özgürlüğü, diğer yanda "saygının yüksek duvarlarına her gün uslanmadan tırmanan" bir edep abidesidir. O, "İzlanda Gelincikleri" kadar narin ve nadir duyguların peşindedir. Sevgisini "yaldızlı, ibrişimli parmaklardan dökülen bir hasat" gibi toplarken; ayrılığı "evine giderken evsiz kalmak" gibi sarsıcı bir yalınlıkla tanımlar.
"O, parmaklarından yem yiyen kuşların ruhunu azat eden; siyahın mavinin üzerine düştüğü o puslu anda bile, en beyaz kavuşmaların muştusunu veren bir umut zanaatkârıdır."
Mavi Yıldırım’ı okumak,
bir göle bakmak gibidir.
Onun yazıları arasında dolaşmak, bir metni incelemekten ziyade
bir iklimi teneffüs etmek, bir rüyanın en berrak yerinde uyanmaktır.
Dünya üzerimize geldiğinde, Mavi Yıldırım’ın şiir ve yazıları bir "uyku hamağı'' gibi bizi sarmalar. Onun şiirine doyduğunuzda, üzerinizdeki ağır metal yorgunluğunun yerini gümüş bir mevsimin hafifliğine bıraktığını hissedersiniz. ''Bal kahverengisi bir huzurla'' Bir şafak vakti ansızın "ebedi bir serinliğe" iltica ederek.
Onu okumak; gürültülü bir şehirden çıkıp, bin yıldır kimsenin ayak basmadığı bir dağ gölünün kıyısına varmaktır.
Onun şiirine doymak; elma kurusu tadında bir öğleden sonrayı, yasemin yağlı perçemlerin kokusunu ve mercan mavisi evlerin huzurunu iliklerine kadar çekmektir.
Kulağınızda terzi kuşlarının dikiş sesleri.
Burnunuzda defne kokusu.
Avuçlarınızda ise "buzdağı sensizliklerin" serinliği.
'Her gözyaşına bir uçurtma uçurulacağına" sarsılmaz bir imanla ile inanmaktır onu okumak.
Mavi Yıldırım’ı tasvir etmek; ufkun en hırçın şimşeğini bir damla çiğ tanesinin içine sığdırmaya çalışmak gibidir. O, kelimelerin yalnızca sesinden değil, sessizliğinden de saraylar inşa eden bir "gönül mimarıdır."
Hülasa; Mavi Yıldırım, bu gri dünyayı reddedip her yeri "Tarçın masalları" ile boyayan, ruhu kelebeklerle yoldaş, kalbi zambaklarla hemhal bir ışık yolcusudur.
Belki hiçbir zaman kalabalıkların şairi olmayacak.Ama bir gün biri, damağında geçmeyen bir elma kurusu tadıyla uyanırsa,
ya da göğüs kafesinde uçmayan kelebeklerin yasını tutarsa, onun bir dizesi gelip omzunuza konacak.
Kaleminin ucundaki o mercan mavisi hiç solmasın.
Yazdığın her dize, ağlayan bir çocuğun gözyaşına uçurtma, yorulan bir ruhun yastığına kestane dalı olsun.
Ruhunun bahçesinde ''İzlanda gelincikleri'' hiç eksik olmasın.
Dünyanın bütün tozuna ve gürültüsüne rağmen, sen hep 'deniz gibi bakabilen' ve 'saçlarında martıları taşıyan' o bilge şair olarak kal.
Adın gibi mavi bir sonsuzluk, yıldırım gibi sarsıcı bir hakikat olsun ömrün. Terzi kuşları sana her gün taze baharlar ve tükenmez neşeler biçsin.
Yolu hep ışığa, hep maviliklere çıksın dileğiyle,
Saygılarımızı sunarız.
Yazarın
Önceki Yazısı